0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Fibayatırım
bülten - Dünya - Ekonomi - Manşet

Thukydides Tuzağı

“Çin’in yükselişi ile ABD’nin mevcut küresel üstünlüğü arasında kaçınılmaz bir büyük güç çatışması mı yaşanacak, yoksa iki ülke yeni bir denge modeli kurabilecek mi?” ...
Artunç Kocabalkan
Mayıs 14, 2026
Paylaş

ABD–Çin Rekabeti Artık Sadece Bir Ticaret Savaşı Değil

Dünya ekonomisinin merkezindeki ana hikâye artık enflasyon, faiz ya da büyüme verileri değil. Asıl mesele, küresel sistemin hangi güç dengesi üzerine yeniden kurulacağıdır. Son yıllarda Washington ile Pekin arasında sertleşen diplomatik dil, teknoloji savaşları, yarı iletken kısıtlamaları ve Tayvan çevresindeki askeri gerilimler, uluslararası sistemin yeni bir kırılma dönemine girdiğini gösteriyor.

Bir dönem küreselleşmenin büyük güç rekabetini yumuşatacağı düşünülüyordu. Özellikle 1990’lı yıllarda hâkim olan yaklaşım şuydu: Çin dünya ekonomisine entegre oldukça daha liberal bir ekonomik ve siyasi yapıya yaklaşacak, Amerika Birleşik Devletleri ile ekonomik karşılıklı bağımlılık ise çatışma riskini azaltacaktı. Ancak bugün gelinen noktada bunun tam tersi yaşanıyor. Ekonomik entegrasyon, rekabeti azaltmak yerine daha stratejik ve daha sert bir mücadeleye dönüştürdü.

Tam da bu nedenle Çin Devlet Başkanı Xi Jinping son yıllarda sık sık Thucydides Trap kavramına atıfta bulunuyor. Türkçede “Thukydides Tuzağı” olarak çevrilen bu yaklaşım, yükselen bir gücün mevcut hegemonu tehdit etmeye başlamasıyla ortaya çıkan çatışma riskini anlatıyor. Kavramı modern döneme taşıyan Harvard Üniversitesi’nden Graham Allison, tarih boyunca yükselen güç ile mevcut güç arasındaki 16 büyük geçişin 12’sinin savaşla sonuçlandığını savunuyor. (Wikipedia)

Ancak bugün mesele yalnızca askeri rekabet değil. Asıl savaş finans, teknoloji, enerji ve veri alanında yaşanıyor.

Martin Wolf uzun süredir dünyanın “jeoekonomi” çağına girdiğini savunuyor. Ona göre küresel ekonomi artık serbest piyasa mantığıyla değil, ulusal güvenlik refleksiyle şekilleniyor. Gillian Tett de benzer şekilde devletlerin ekonomik araçları giderek daha fazla jeopolitik silah olarak kullandığını vurguluyor. (Financial Times)

Bu nedenle yarı iletkenler artık yalnızca teknoloji ürünü değil; stratejik mühimmat olarak görülüyor.

Washington yönetiminin NVIDIA çiplerine ihracat kısıtı getirmesi, Çinli teknoloji şirketlerine yönelik yaptırımları artırması ve kritik teknolojilerde yatırım kontrolleri uygulaması, klasik ticaret politikası değil; doğrudan güç dengesi politikasıdır. Buna karşılık Pekin yönetimi de kendi teknoloji altyapısını hızlandırılmış biçimde inşa etmeye çalışıyor. Özellikle Huawei, SMIC ve BYD gibi şirketlerin yükselişi, Çin’in dışa bağımlılığı azaltma stratejisinin merkezinde yer alıyor.

Burada dikkat çekici olan nokta, Batı’daki birçok saygın ekonomistin artık bu rekabetin geçici olmadığı görüşünde birleşmeye başlamasıdır.

Paul Krugman son dönemde küresel ekonominin giderek parçalandığını ve büyük güç rekabetinin ekonomik verimlilikten daha baskın hale geldiğini savunuyor. Financial Times bünyesinde yayınlanan “Wolf–Krugman Exchange” serisinde Martin Wolf ile yaptığı değerlendirmelerde, ABD ile Çin arasındaki mücadelenin yalnızca ticari değil; sistemik bir liderlik savaşı olduğunu vurguluyor. (Financial Times)

Benzer şekilde Niall Ferguson yıllar önce ortaya attığı “Chimerica” kavramıyla ABD tüketimi ile Çin üretiminin birbirine bağımlı olduğunu savunmuştu. Ancak bugün aynı çevreler artık bu ilişkinin çözülmeye başladığını düşünüyor. Ferguson ve Moritz Schularick’in çalışmalarına göre 2008 küresel finans krizi, “Chimerica” döneminin sonunun başlangıcı olabilir. (ResearchGate)

Bu kırılmanın en önemli sonucu ise küresel ekonominin daha pahalı ve daha parçalı hale gelmesi olabilir.

Çünkü şirketler artık yalnızca maliyet optimizasyonu yapmıyor; jeopolitik güvenlik hesabı da yapıyor. “Friend-shoring”, “near-shoring” ve “strategic autonomy” gibi kavramların son yıllarda hızla öne çıkmasının nedeni bu. Çok uluslu şirketler üretim zincirlerini Çin dışına kaydırmaya çalışırken Hindistan, Vietnam, Meksika ve Endonezya gibi ülkeler yeni üretim merkezleri olarak öne çıkıyor.

Özellikle Hindistan burada kritik bir rol oynuyor. Apple’ın üretim zincirindeki ağırlığını artırması ve Batılı sermayenin Hindistan’a yönelmesi, yeni dönemin ekonomik haritasını değiştirebilir. Ancak buna rağmen Çin’in küresel sistemdeki ağırlığı hâlâ çok büyük. Çin bugün yalnızca dünyanın üretim merkezi değil; aynı zamanda küresel talebin de ana motorlarından biri.

Bu nedenle Avrupa Birliği tarafında da Washington’ın istediği kadar sert bir ekonomik kopuşa yönelik ciddi çekinceler bulunuyor. Alman otomotiv sektörü, Fransız lüks tüketim şirketleri ve Avrupa sanayisinin önemli kısmı hâlâ Çin talebine bağımlı.

Öte yandan finansal sistemde yaşanan dönüşüm de dikkat çekici boyuta ulaşıyor. 2022’de Rus rezervlerinin Batı tarafından dondurulması sonrası birçok merkez bankasının altın alımlarını hızlandırması tesadüf değildi. Çünkü bu gelişme, dolar sisteminin jeopolitik bir araç olarak kullanılabileceğini gösterdi.

Bu yüzden Çin başta olmak üzere birçok ülke alternatif ödeme sistemleri, yerel para birimiyle ticaret ve merkez bankası dijital para projeleri üzerinde çalışıyor. Altının yeniden stratejik rezerv varlık haline gelmesi de bu dönüşümün sonucu.

Ancak bütün bu tabloya rağmen bazı önemli isimler Thukydides Tuzağı yaklaşımına mesafeli duruyor. Joseph Nye, asıl riskin Çin’in yükselişi değil; yavaşlayan büyüme ve iç sorunlar nedeniyle istikrarsızlaşması olduğunu savunuyor. Nye bu durumu “Kindleberger Tuzağı” ile açıklıyor. Kindleberger Trap kavramına göre asıl tehlike, küresel sistemi yönetecek liderliğin eksik kalmasıdır. (Wikipedia)

Bu yaklaşım aslında bugün yaşanan kırılmayı daha iyi anlatıyor olabilir. Çünkü dünya artık ne tamamen Amerikan liderliğindeki eski düzene dönebiliyor ne de Çin merkezli yeni bir sisteme geçebiliyor.

Tam da bu nedenle piyasalar artık yalnızca enflasyon verilerini değil; Tayvan Boğazı’ndaki askeri hareketliliği, Güney Çin Denizi’ndeki gerilimleri, çip savaşlarını ve Washington–Pekin hattındaki diplomatik mesajları da fiyatlıyor.

Martin Wolf’un sık sık vurguladığı gibi, dünya ekonomisinin temel sorunu artık yalnızca ekonomik değil; siyasi ve kurumsal güven krizidir. Çünkü küreselleşmenin üzerine kurulduğu ortak kurallar sistemi zayıflıyor. (Financial Times)

Ve tarihin gösterdiği gibi, büyük güç geçiş dönemleri genellikle dünyanın en kırılgan dönemleri oluyor.

Bugün yatırımcıların, merkez bankalarının ve hükümetlerin asıl fiyatlamaya çalıştığı şey de tam olarak bu:

Dünya yeni bir düzene geçiyor. Ancak bu yeni düzenin kurallarını henüz kimse tam olarak bilmiyor.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction