0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Fibayatırım
Borsa - Hisse - Manşet

Borsa İstanbul’da Sessiz Likidite Krizi: Sorun Faiz mi, Arz Enflasyonu mu?

Borsa İstanbul son aylarda yalnızca yüksek faizlerin baskısı altında değil. Piyasanın görünmeyen ama giderek ağırlaşan ikinci bir problemi daha oluşuyor: arz yoğunlaşması. Son dönemde birincil ve ikin...
Artunç Kocabalkan
Mayıs 13, 2026
Paylaş

Borsa İstanbul son aylarda yalnızca yüksek faizlerin baskısı altında değil. Piyasanın görünmeyen ama giderek ağırlaşan ikinci bir problemi daha oluşuyor: arz yoğunlaşması.

Son dönemde birincil ve ikincil halka arzlar üzerinden piyasaya çıkan yeni hisse miktarı, özellikle zaten zayıflamış olan yerli yatırımcı likiditesini ciddi biçimde parçalamaya başladı. Piyasa içerisinde sık konuşulan hesaplamalara göre; ikincil satışlar ve yeni arzlarla birlikte yaklaşık 20 milyar TL’lik ek hisse arzı oluşmuş durumda. Buna SASA tarafında konuşulan potansiyel satış ve MSCI değişiklikleri sonrası oluşabilecek pasif fon hareketleri de eklendiğinde toplam baskının 30 milyar TL’ye yaklaşabileceği ifade ediliyor.

Sorun tam da burada başlıyor.

Çünkü Borsa İstanbul’da son iki yıldaki yükselişin temel motoru yabancı yatırımcı değil, büyük ölçüde yerli yatırımcı likiditesiydi. Ancak bugün aynı yerli yatırımcı kitlesi:

  • yüksek mevduat faizleri,
  • para piyasası fonları,
  • düşen işlem hacimleri,
  • artan kredi maliyetleri,
  • zayıflayan reel gelirler

nedeniyle eskisi kadar agresif risk alamıyor.

Bu nedenle piyasaya gelen her yeni arz artık “yeni hikâye” yaratmaktan çok mevcut likiditeyi emen bir mekanizmaya dönüşüyor.

Özellikle son dönemde bazı hisselerde görülen sert baskının arkasında yalnızca bilanço veya makroekonomi yok. Piyasa derinliği sınırlı kaldığı için yeni arz edilen hisseler mevcut portföylerden para çekiyor. Yani sistem dışından yeni para gelmediği sürece piyasa kendi içinde bölünmeye başlıyor.

Bu durum geçmişte de görüldü.

1990’ların sonunda Tayland, Malezya ve Güney Kore gibi Asya piyasalarında halka arz furyalarının son dönemlerinde benzer bir likidite parçalanması yaşanmıştı. 2021 sonrası ABD’de SPAC balonu sırasında da aynı mekanizma çalıştı. Piyasaya sürekli yeni kağıt gelirken endeks bir süre daha yükselmeye devam etti; ancak hacim genişlemesi durunca eski hisselerde ciddi değer kayıpları başladı.

Türkiye’de ise mesele daha hassas.

Çünkü burada faiz hâlâ yüzde 50’ye yakın seyrediyor. Yani hisse senedi piyasası zaten ciddi bir alternatif maliyet baskısı altında işlem görüyor. Böyle bir ortamda ek arz dalgası oluştuğunda piyasa bunu absorbe etmekte zorlanıyor.

Üstelik MSCI değişiklikleri gibi pasif fon akımlarını etkileyen gelişmeler de kısa vadede bazı hisselerde teknik baskıyı artırabiliyor. Özellikle endeksten çıkan hisselerde yabancı pasif fon satışları oluşurken, bu satışların karşı tarafında yeterli yerli talep oluşmaması fiyat hareketlerini sertleştirebiliyor.

Burada kritik nokta şu:

Borsa İstanbul’daki sorun yalnızca “ucuzluk” veya “pahalılık” meselesi değil. Asıl mesele piyasanın kaldırabileceğinden daha hızlı büyümeye çalışılması olabilir.

Çünkü sağlıklı bir sermaye piyasasında halka arzlar mevcut yatırımcıyı boğmaz; sisteme yeni yatırımcı ve yeni sermaye çeker. Eğer yeni arzlar yalnızca mevcut likiditeyi bölüyorsa, bir noktadan sonra endeks yükselse bile piyasa içi yorgunluk oluşmaya başlar.

Son haftalarda tam olarak görülen tablo da bu olabilir.

Endeks belirli seviyelerde tutunmaya çalışırken, piyasanın genişliği daralıyor. Çok sayıda hisse zayıf performans gösterirken sınırlı sayıdaki büyük şirket endeksi taşıyor. Bu yapı genellikle piyasalarda geç dönem yorgunluğunun klasik işaretlerinden biri kabul edilir.

Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak unsur ise yabancı girişinin kalıcı olup olmayacağı.

Eğer Türkiye’ye güçlü ve sürdürülebilir yabancı sermaye akışı oluşursa, piyasa bu arzları daha rahat absorbe edebilir. Ancak mevcut tabloda yalnızca yerli yatırımcı üzerinden ilerleyen bir sistemin sürekli yeni arz kaldırması giderek zorlaşıyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca faiz kararlarını değil, halka arz takvimini, ikincil satışları, MSCI etkilerini ve piyasa likiditesinin gerçek derinliğini de dikkatle izlemek gerekecek.

Çünkü bazen piyasaları düşüren şey kötü haber değil; fazla arzın sessiz baskısı olur.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction