0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Fibayatırım
Analiz - bülten - Ekonomi - Manşet

Çin’de Nvidia Rüzgarı Eserken Dünya Yeniden Enflasyonu Fiyatlıyor : TL İçin Zor Viraj

Küresel piyasalarda yeniden yükselen enflasyon korkusu, İran savaşı, petrol fiyatları, Fed faiz politikası ve tahvil piyasasındaki kırılmalar üzerinden Yapay zekâ rallisi, Nvidia, ABD tahvil faizleri ...
Artunç Kocabalkan
Mayıs 14, 2026
Paylaş

Küresel piyasalar son birkaç gündür yüzeyde teknoloji rallisini konuşuyor.

NVIDIA yükseliyor.
Yarı iletken hisseleri yeniden alıcı buluyor.
Jensen Huang’ın Çin zirvesine katılması piyasada “ABD–Çin ilişkileri yumuşuyor olabilir” algısı yaratıyor.

Ancak piyasaların asıl hikâyesi teknoloji değil.

Asıl hikâye yeniden yükselen küresel enflasyon korkusu.

Çünkü son haftalarda oluşan tabloya dikkat edildiğinde, dünya ekonomisinin neredeyse bütün ana dinamiklerinin aynı noktaya çıktığı görülüyor:

Enerji yeniden yükseliyor.
Tahvil faizleri yeniden yukarı gidiyor.
Savunma harcamaları artıyor.
Tedarik zinciri riskleri büyüyor.
Ve merkez bankaları faiz indirme konusunda giderek daha temkinli davranıyor.

Özellikle İran savaşı sonrası oluşan enerji fiyatlaması burada kritik kırılma noktası oldu.

Piyasa uzun süre boyunca jeopolitik riskleri geçici gördü.
Fakat petrol fiyatlarının yeniden sert yükselmesiyle birlikte yatırımcılar şunu fark etmeye başladı:

2022 sonrası düşüşe geçen küresel enflasyon süreci artık lineer ilerlemiyor.

Tam tersine, dünya yeni bir “yapışkan enflasyon” dönemine giriyor olabilir.

Bu nedenle son ABD TÜFE verisi piyasa açısından yalnızca aylık bir veri değildi.

Çünkü manşet veri beklentiye yakın gelse de çekirdek enflasyonun güçlü kalması, özellikle hizmet enflasyonunun hâlâ dirençli olması, piyasalarda şu korkuyu yeniden büyüttü:

Fed faizleri düşündüğümüzden çok daha uzun süre yüksek tutabilir.

Nitekim Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee’nin “ekonomi aşırı ısınıyor olabilir” açıklaması da bunun işaretiydi.

Piyasaların en büyük problemi ise şu:

Son iki yılda oluşan büyük teknoloji rallisi, büyük ölçüde düşük faiz beklentisi üzerine kuruldu.

Bugün ise tablo tersine dönüyor.

ABD 10 yıllık tahvil faizi yeniden %4,5’in üzerine çıkmış durumda.
Bazı piyasa oyuncuları artık %5 seviyesinin test edilmesini konuşuyor.

Bu yalnızca teknik bir hareket değil.

Bu, dünyanın en büyük ekonomisinin yeniden yüksek enflasyon rejimine girme ihtimalinin fiyatlanması.

Aslında son dönemde yaşananları tek bir cümleyle özetlemek mümkün:

Piyasalar hem AI devrimini hem de 1970’lerin enerji şoklarını aynı anda fiyatlamaya çalışıyor.

Ve bu iki tema birbirine tamamen zıt.

Çünkü yapay zekâ hikâyesi büyüme, verimlilik ve düşük maliyet vaat ediyor.
Enerji şoku ise maliyet enflasyonu, arz baskısı ve yüksek faiz anlamına geliyor.

Şu anda piyasanın bütün karmaşası tam olarak burada oluşuyor.

Bir tarafta teknoloji şirketleri “geleceğin ekonomisi” olarak görülüyor.
Diğer tarafta ise petrol fiyatları, tahvil piyasası ve merkez bankaları eski dünyanın hâlâ ölmediğini gösteriyor.

Özellikle petrol tarafındaki hareket çok kritik.

Çünkü İran savaşı yalnızca kısa vadeli jeopolitik risk yaratmıyor.
Aynı zamanda küresel üretim maliyetlerini yeniden yukarı çekiyor.

Petrol yalnızca benzinin fiyatı değildir.

Petrol:

  • lojistik maliyetidir,
  • sanayi maliyetidir,
  • tarım maliyetidir,
  • taşımacılık maliyetidir,
  • elektrik maliyetidir,
  • hatta dolaylı olarak gıda enflasyonudur.

Bu nedenle enerji fiyatlarındaki kalıcı yükseliş, merkez bankalarının işini son derece zorlaştırıyor.

Özellikle Avrupa burada çok kırılgan durumda.

Çünkü Avrupa zaten:

  • Ukrayna savaşı,
  • savunma harcamaları,
  • zayıf büyüme,
  • Çin rekabeti,
  • sanayi kaybı

gibi sorunlarla mücadele ediyor.

Şimdi buna bir de Orta Doğu kaynaklı enerji baskısı ekleniyor.

İngiltere tahvil piyasasında yaşanan hareketler de bu yüzden önemli.

30 yıllık İngiliz tahvil faizlerinin 1998’den beri en yüksek seviyelere çıkması, piyasanın yalnızca siyasi krizi değil, aynı zamanda mali disiplinin bozulma riskini de fiyatladığını gösteriyor.

Benzer bir baskı ABD tarafında da oluşuyor.

Çünkü Washington aynı anda:

  • yüksek savunma harcamaları,
  • AI yatırımları,
  • enerji güvenliği,
  • Çin rekabeti,
  • bütçe açığı finansmanı

gibi devasa maliyetleri yönetmeye çalışıyor.

Bu da doğal olarak tahvil arzını artırıyor.

Tahvil arzı arttıkça faiz yükseliyor.
Faiz yükseldikçe finansal koşullar sıkılaşıyor.
Finansal koşullar sıkılaştıkça teknoloji hisselerinin bugünkü değerlemeleri daha kırılgan hale geliyor.

İşte bu nedenle son ralliye rağmen piyasanın altında çok ciddi bir stres birikiyor.

Çünkü yatırımcılar şunu henüz tam kabul etmek istemiyor:

Belki de dünya gerçekten yeni bir enflasyon rejimine giriyor.

Ve bu yeni rejim, 2010–2020 arasındaki “ucuz para dünyasından” tamamen farklı olabilir.

O dönemde:

  • düşük enerji fiyatları,
  • küreselleşme,
  • ucuz Çin üretimi,
  • sıfır faiz,
  • bol likidite

vardı.

Bugün ise tam tersi yaşanıyor:

  • enerji kırılgan,
  • jeopolitik risk yüksek,
  • küreselleşme parçalanıyor,
  • savunma harcamaları artıyor,
  • merkez bankaları daha sert,
  • iş gücü maliyetleri yükseliyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl soru artık şu olacak:

AI devrimi, yeniden yükselen küresel enflasyonu bastırabilecek kadar güçlü mü?

Eğer cevap hayır olursa, piyasa önümüzdeki aylarda çok daha sert bir gerçekle yüzleşebilir.

Çünkü son yıllarda oluşan birçok değerleme hâlâ “enflasyon geçici” varsayımı üzerine kurulu.

Oysa piyasa yavaş yavaş şunu fark etmeye başlıyor:

Belki de geçici olan düşük enflasyon dönemiydi.

Tam da bu noktada gözlerin bugün açıklanacak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Enflasyon Raporu’na çevrilmesi tesadüf değil.

Çünkü dünya yeniden enflasyonu konuşurken, Türkiye çok daha hassas bir denklemin içinde bulunuyor.

Bir tarafta:

  • yükselen petrol fiyatları,
  • İran savaşı nedeniyle artan enerji maliyetleri,
  • küresel tahvil faizlerindeki yükseliş,
  • gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahındaki bozulma

var.

Diğer tarafta ise Türkiye’nin son iki yıldır büyük maliyetle inşa etmeye çalıştığı dezenflasyon programı bulunuyor.

Bu nedenle bugün verilecek mesajlar yalnızca teknik bir enflasyon tahmini olmayacak.

Piyasa aslında üç kritik sorunun cevabını arayacak:

  • TCMB yıl sonu enflasyon hedefini yukarı revize edecek mi?
  • Faizlerin uzun süre yüksek kalacağı mesajı mı verilecek?
  • Kur geçişkenliği ve petrol riski konusunda ne kadar sert bir ton kullanılacak?

Özellikle son dönemde petrol fiyatlarında oluşan yükseliş Türkiye açısından kritik.

Çünkü Türkiye enerji ithalatçısı bir ekonomi.

Petrol yükseldiğinde:

  • cari açık baskısı artıyor,
  • döviz ihtiyacı büyüyor,
  • üretim maliyetleri yükseliyor,
  • akaryakıt üzerinden enflasyon zinciri yeniden çalışıyor.

Bu yüzden küresel enflasyon şoku Türkiye’ye çok daha hızlı yansıyor.

Tam da bu nedenle son dönemde ekonomistler arasında dikkat çekici bir tartışma oluşmaya başladı.

Hakan Kara özellikle son aylarda hizmet enflasyonunun ve beklenti katılığının hâlâ güçlü olduğunu vurguluyor. Kara’nın temel argümanı şu: Türkiye’de enflasyon yalnızca kur veya enerji problemi değil; davranışsal olarak da ekonomiye yerleşmiş durumda.

Bu çok önemli.

Çünkü enflasyon davranışlara yerleştiğinde, fiyatlama refleksi bozuluyor.

Şirketler gelecekteki maliyeti bugünden fiyatlıyor.
Çalışanlar gelecekteki enflasyona göre ücret talep ediyor.
Tasarruf sahibi TL’de kalmak için daha yüksek getiri bekliyor.

Bu da dezenflasyonu yavaşlatıyor.

Fatih Özatay ise özellikle para politikasının güvenilirliği ve maliye politikası koordinasyonunun önemine dikkat çekiyor.

Özatay’ın uzun süredir vurguladığı temel nokta şu:

Sadece faiz artırmak tek başına yeterli değil.

Eğer:

  • kamu harcamaları güçlü kalırsa,
  • kredi genişlemesi devam ederse,
  • beklentiler tam kontrol altına alınamazsa,

dezenflasyon süreci uzayabilir.

Bugün TCMB’nin vereceği mesajlarda bu koordinasyon vurgusu özellikle önemli olacak.

Çünkü piyasa artık yalnızca politika faizine bakmıyor.

Piyasa aynı zamanda şunu anlamaya çalışıyor:

“Türkiye gerçekten uzun süre sıkı kalabilecek mi?”

Ali Çufadar tarafında ise özellikle kur–enflasyon geçişkenliği ve piyasa psikolojisi öne çıkıyor.

Çünkü Türkiye’de döviz kuru yalnızca finansal bir gösterge değil.

Kur aynı zamanda:

  • enflasyon beklentisi,
  • güven algısı,
  • rezerv yeterliliği,
  • yabancı yatırımcı iştahı,
  • hatta siyasi risk primi

olarak da okunuyor.

Bu nedenle bugün TCMB’nin vereceği ton, TL açısından son derece kritik olacak.

Eğer Merkez Bankası:

  • petrol riskini,
  • küresel enflasyon baskısını,
  • hizmet enflasyonundaki katılığı,
  • iç talep direncini

sert biçimde vurgularsa, piyasa bunu “yüksek faiz daha uzun süre korunacak” mesajı olarak okuyabilir.

Bu kısa vadede TL açısından destekleyici olabilir.

Özellikle carry trade tarafında hâlâ önemli bir yabancı ilgisi bulunuyor.

Ancak burada çok kritik bir eşik var:

Eğer küresel tarafta ABD tahvil faizleri %5’e yaklaşırken petrol de kalıcı biçimde yüksek kalırsa, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerindeki baskı yeniden artabilir.

Türkiye bu senaryoda daha kırılgan ülkelerden biri olur.

Çünkü Türkiye’nin aynı anda:

  • yüksek enflasyon,
  • yüksek dış finansman ihtiyacı,
  • enerji bağımlılığı,
  • rezerv yönetimi,
  • büyüme ihtiyacı

gibi birden fazla dengeyi yönetmesi gerekiyor.

Bu yüzden bugün açıklanacak Enflasyon Raporu aslında yalnızca bir tahmin seti olmayacak.

Bugün TCMB’nin asıl vereceği mesaj şu olacak:

“Dünya yeniden enflasyona giderken Türkiye bu süreci kontrol altında tutabilecek mi?”

Ve piyasalar artık bu soruya çok daha hassas bakıyor.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction