
2025’te ABD borsalarındaki güçlü performans ve “balon” tartışmaları masaya yatırıldı.
2026’ya giderken Türk hisseleri için fırsat–risk dengesi net başlıklarla ele alındı.
Altın, gümüş, Eurobond ve hisse senetlerinin portföy içindeki rolleri yeniden tanımlandı.
Ekonomist TV’de yayınlanan programda, soruları yönelten Artunç Kocabalkan ile Hakan Avcı, küresel piyasalardaki yön arayışını ve Türk yatırımcısının 2026’ya girerken karşı karşıya olduğu temel karar noktalarını yatırımcı odaklı bir çerçevede değerlendirdi.
Programın çıkış noktası, 2025 boyunca Amerikan hisse senetlerinde görülen olağanüstü performanstı. Nasdaq başta olmak üzere ABD borsalarının, tarife kaynaklı satışlar ve dönemsel düzeltmelere rağmen yoluna devam etmesi, “bu tablo 2026’da da sürer mi?” sorusunu gündeme getirdi. Tartışma, yalnızca ABD piyasalarıyla sınırlı kalmadı; Türk yatırımcısının artan biçimde yabancı hisse senetlerine yönelmesi de bu bağlamda ele alındı.
Artunç Kocabalkan’ın soruları eşliğinde Hakan Avcı’nın değerlendirmeleri, 2026’ya bakarken Türkiye cephesinde daha farklı bir resme işaret etti. Avcı’ya göre, Borsa İstanbul’un son iki yılda nominal olarak yatay kalmasına karşın, yüksek enflasyon nedeniyle reel anlamda ciddi bir değer kaybı yaşandı. Bu durum kısa vadede cazibe yaratmasa da, orta vadede “biriken enerji” olarak okunuyor. Faizlerin hâlâ yüksek olması ve likit enstrümanların güçlü getiriler sunması nedeniyle endeksin hızlı bir kopuş yaşaması beklenmese de, aşağı yönlü risklerin sınırlı, yukarı yönlü potansiyelin ise zaman içinde artabileceği vurgulandı.
Programda portföy kompozisyonu da net biçimde ele alındı. Altın ve gümüşün zaman zaman riskli varlıklar gibi davranabildiği, yüksek volatiliteye rağmen küresel belirsizlik ortamında hâlâ koruma işlevi gördüğü ifade edildi. Eurobondlar için ise daha temkinli bir çerçeve çizildi. CDS’lerin düşük seviyelerde olması, Eurobondların klasik anlamda güçlü bir “hedge” aracı gibi çalışmasını zorlaştırıyor. Küresel ölçekte sert bir finansal sarsıntı yaşanması hâlinde, gelişen ülke varlıklarının ayrım gözetmeksizin satış baskısıyla karşılaşabileceği uyarısı öne çıktı.
Türk hisse senetleri tarafında ise mesaj netti: 2026’da “endeks uçar” beklentisi gerçekçi değil, ancak tamamen hisseden uzak durmak da rasyonel değil. Yüksek faiz ortamı ve sanayideki seçici zorluklar, hızlı bir yükselişi sınırlıyor. Buna karşın, iki yıla yaklaşan reel kaybın ardından, zaman ilerledikçe yerli ve yabancı yatırımcının yeniden hisse tarafına bakmasının olası olduğu değerlendirildi. Bu sürecin tetikleyicileri arasında makroihtiyati tedbirlerin gevşemesi, yabancı ilgisinin kademeli geri dönüşü ve likit büyük hisselere yönelim sayıldı.
Programda özellikle küçük ve spekülatif hisselere yönelik uyarılar öne çıktı. Şirketi, sektörü ve iş modelini gerçekten tanımadan yapılan yatırımların, yüksek getiri vaadiyle kumar riskine dönüştüğü vurgulandı. Buna karşılık, temel hikâyesi güçlü, kurumsal yapısı sağlam şirketlerde uzun vadeli pozisyon almanın daha sağlıklı bir strateji olduğu ifade edildi.
Sonuç olarak program, 2026’ya giderken yatırımcıya net bir çerçeve sundu: Ne aşırı iyimserlik ne de tamamen savunmada kalmak. Hisse senetleri, altın ve seçici enstrümanlarla dengelenmiş portföyler; sınırlı aşağı risk, görece açık yukarı potansiyel fikriyle şekilleniyor. Piyasada herkes konuşurken fark yaratan, sesin yüksekliği değil; verinin işaret ettiği yönü doğru okumak.
