
Petrol fiyatlarının haberin ardından sınırlı şekilde gerilemesi, piyasanın hâlâ yüzeyde kaldığını düşündürüyor. Zira risk ortadan kalkmış değildir; aksine, küresel enerji sisteminin en kritik boğazlarından biri olan Strait of Hormuz üzerindeki tehdit devam etmektedir. Bu tür bir darboğazda yaşanacak kalıcı bir kesinti, yalnızca fiyatları artırmakla kalmaz, aynı zamanda küresel ticaretin işleyişini de bozar.
Bugün göz ardı edilen nokta şudur: enerji piyasaları hâlihazırda kırılgandır. Avrupa’nın haftalar içinde arz açığıyla karşı karşıya kalabileceğine dair uyarılar, abartı değil, gecikmiş bir farkındalığın ifadesidir. Daha da önemlisi, küresel stokların 2027’ye kadar toparlanamayabileceği yönündeki tahminler doğruysa, bu yalnızca geçici bir fiyat artışı değil, daha kalıcı bir enflasyon rejiminin habercisi olabilir.
Bu durumun finansal piyasalardaki yansıması gecikmemiştir. Tahvil piyasalarında yaşanan satış dalgası, yatırımcıların enflasyonun beklenenden daha dirençli olacağına dair kanaatini açıkça ortaya koymaktadır. Getirilerin yükselmesi, yalnızca para politikasına dair beklentilerin değiştiğini değil, aynı zamanda merkez bankalarının kredibilitesinin yeniden sınandığını da göstermektedir. Bu bağlamda, yeni Fed başkanı olarak göreve gelmesi beklenen Kevin Warsh’ın karşı karşıya olduğu görev, sıradan bir dezenflasyon sürecinden çok daha zorludur.
Daha kaygı verici olan ise bu şokun reel ekonomiye sirayet etme hızıdır. Ryanair tarafından dile getirilen “jet yakıtı armageddonu” ihtimali, enerji maliyetlerindeki artışın yalnızca teorik bir risk olmadığını göstermektedir. Tarih, enerji şoklarının en zayıf aktörleri hızla sistem dışına ittiğini defalarca göstermiştir. Avrupa’daki kırılgan havayollarının bu süreçten sağ çıkamaması şaşırtıcı olmayacaktır.
Tüm bunlar olurken, hisse senedi piyasalarının özellikle teknoloji öncülüğünde baskı altında kalması da tesadüf değildir. Meta gibi şirketlerin maliyet kısıntısına yönelmesi, düşük faiz ortamına dayalı büyüme modelinin sınırlarına gelindiğini ortaya koymaktadır. Aynı şekilde, Elon Musk ile OpenAI arasındaki hukuki mücadele, teknoloji sektörünün giderek daha rekabetçi ve daha az idealist bir zemine kaydığını yansıtmaktadır.
Bununla birlikte, bu gelişmeleri yalnızca piyasa hareketleri olarak görmek hatalı olur. Vladimir Putin’in Çin ziyareti ve büyük güçler arasındaki artan temaslar, ekonomik kırılganlıkların jeopolitik rekabetle iç içe geçtiğini göstermektedir. Küresel ekonomi, artık yalnızca arz ve talep dinamikleriyle değil, aynı zamanda güç dengeleriyle şekillenmektedir.
Sonuç olarak, mevcut tablo geçici bir dalgalanma değil, daha derin bir dönüşümün işaretidir. Enerji arzına yönelik bu tür tehditler, küresel ekonominin hâlâ çözülememiş yapısal zafiyetlerini açığa çıkarmaktadır. Politika yapıcıların bu durumu bir kriz olarak değil, bir uyarı olarak görmeleri gerekir. Aksi takdirde, bugün ertelenmiş görünen şok, yarının kalıcı istikrarsızlığına dönüşebilir.
Piyasalar son haftalarda yaşanan gelişmeleri hâlâ büyük ölçüde “jeopolitik haber akışı” olarak okumaya devam ediyor. Oysa ortaya çıkan tablo, çok daha derin ve daha yapısal bir dönüşümün işareti olabilir. Donald Trump’ın Iran’a yönelik planlanan saldırıyı ertelemesi kısa vadede petrol fiyatlarını aşağı çekmiş olsa da, asıl mesele savaşın ertelenmesi değil; küresel ekonominin enerji arzı, enflasyon ve finansal istikrar ekseninde yeniden kırılganlaşmasıdır. (Reuters)
Bugün piyasanın fiyatlamaya çalıştığı şey yalnızca bir Orta Doğu krizi değildir. Sorun, küresel ekonomik sistemin son kırk yıldır üzerine kurulu olduğu düşük enflasyonlu, bol likiditeli ve ucuz enerjiye dayalı düzenin aşınmaya başlamasıdır. Bu nedenle son haftalarda yaşanan tahvil satışları, petrol şokları ve teknoloji hisselerindeki baskı birbirinden bağımsız olaylar değildir. Bunlar aynı makro rejim değişiminin farklı yüzleridir.
Strait of Hormuz üzerinden geçen enerji akışı, küresel petrol ticaretinin merkezlerinden biri olmaya devam ediyor. İran kaynaklı risklerin sürmesi, fiziksel arz kesintisi ihtimalini gündemde tutuyor. Dünya Bankası, 2026 Commodity Markets Outlook raporunda mevcut Orta Doğu savaşını “tarihteki en büyük petrol arz kayıplarından biri” olarak tanımlıyor. (World Bank)
International Monetary Fund ise savaşın uzaması halinde enerji fiyatlarının küresel büyümeyi ciddi biçimde aşağı çekebileceği ve enflasyonu yeniden hızlandırabileceği uyarısında bulunuyor. IMF’nin baz senaryosu bile enerji fiyatlarında %19’luk artış varsayıyor. (IMF)
Bu durumun 1973 petrol krizinden farkı şudur:
Dolayısıyla modern enerji şoku sadece petrol fiyatını yükseltmez; gıda maliyetlerinden sanayi üretimine kadar bütün sistemi etkiler. Yakın tarihli akademik çalışmalar da enerji, gübre ve gıda zincirlerinin artık çok daha kırılgan şekilde birbirine bağlandığını gösteriyor. (arXiv)
Asıl alarm, hisse senetlerinden değil tahvil piyasasından geliyor.
ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin son bir yılın zirvesine yaklaşması ve Japonya’nın 30 yıllık tahvil getirilerinin rekor seviyelere çıkması, yatırımcıların artık “yüksek faiz kısa süreli olacak” anlatısına daha az inandığını gösteriyor. (Reuters)
Bu çok önemli bir kırılma.
Çünkü 2008 sonrası dönemin temel varsayımı şuydu:
düşük büyüme + düşük enflasyon + düşük faiz
Şimdi ise piyasa giderek şu ihtimali fiyatlıyor:
düşük büyüme + yüksek enerji maliyeti + yapışkan enflasyon
Bu kombinasyon tarihsel olarak son derece problemli bir rejimdir. Çünkü merkez bankalarının hareket alanını daraltır.
Martin Wolf uzun süredir küresel ekonominin “istikrarlı ama kırılgan” bir denge üzerinde ilerlediğini savunuyordu. Özellikle pandemi sonrası dönemde yazdığı analizlerde, küreselleşmenin geri çekilmesi, jeopolitik bloklaşma ve enerji güvenliği sorunlarının enflasyonu yapısal olarak yukarı taşıyabileceğini vurguladı.
Bugünkü tablo tam da buna benziyor:
Bu, neoliberal küreselleşmenin “ucuz üretim + ucuz enerji + düşük faiz” modelinden uzaklaşmak anlamına geliyor.
Dalio’nun son yıllarda sürekli vurguladığı tema şuydu:
Bugünkü enerji krizi bu çerçeveye tam oturuyor.
Çünkü enerji şokları tarihsel olarak:
1970’lerde bunun sonucu stagflasyon olmuştu.
Bugün ise risk daha karmaşık:
Bu nedenle yeni şokların etkisi potansiyel olarak daha sistemik olabilir.
Krugman çizgisi ise biraz farklı düşünüyor.
Bu görüşe göre:
Gerçekten de Avrupa’nın 2022 sonrası enerji dönüşümü belirli dayanıklılık yarattı. IMF de Avrupa’nın bugüne göre daha hazırlıklı olduğunu kabul ediyor. (EPC)
Ancak burada kritik soru şu:
Eğer enerji fiyatları birkaç ay değil birkaç yıl yüksek kalırsa ne olur?
İşte piyasa şu anda bu soruya net cevap veremiyor.
Son haftalarda büyük yatırım bankalarının ortak dili dikkat çekiyor:
Özellikle emtia ve enerji ekipleri:
Tahvil stratejistleri ise başka bir noktaya dikkat çekiyor:
Bu da uzun vadeli tahvil arzını artırıyor.
Sonuç:
daha yüksek uzun vadeli faizler
Son yılların AI rallisi büyük ölçüde şu varsayıma dayanıyordu:
Ancak faizlerin yükseldiği ve enerji maliyetlerinin arttığı bir dünyada, gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değeri düşer.
Bu nedenle:
şaşırtıcı değil. Meta’nın yeni işten çıkarmalara hazırlanması da bu bağlamda okunmalı.
En kritik soru bu.
Bugünkü eğilim devam ederse dünya ekonomisi büyük ihtimalle şu özelliklere sahip yeni bir döneme girecek:
Ucuz enerji dönemi sona eriyor olabilir.
Merkez bankaları eski kadar hızlı gevşeyemeyebilir.
Piyasalar artık yalnızca ekonomik verileri değil:
“friend-shoring”, stratejik üretim ve bölgesel bloklaşma hızlanabilir.
Çünkü sistem artık tek bir şoka daha duyarlı.
Şu anki rahatlama yanıltıcı olabilir.
Donald Trump’ın saldırıyı ertelemesi kısa vadede tansiyonu düşürmüş olabilir. Ancak piyasaların asıl mücadele ettiği şey savaş haberi değil; enerji arzının giderek siyasallaştığı yeni bir küresel düzen ihtimalidir.
1970’lerin stagflasyon dünyası birebir geri dönmeyebilir. Fakat düşük enflasyon, sınırsız likidite ve ucuz enerinin aynı anda var olduğu dönemin kapanıyor olması ihtimali artık göz ardı edilemez görünüyor.
Ve eğer bu doğruysa, önümüzdeki birkaç yılın temel yatırım teması tek bir cümlede özetlenebilir:
Enerji güvenliği artık yalnızca jeopolitik mesele değil; küresel sermaye maliyetinin yeni belirleyicisidir.
(Reuters)