
CHP’de Mutlak Butlan Kararı Piyasaları Nasıl Etkiledi?
Ankara mahkemesinin CHP kurultayını “mutlak butlan” gerekçesiyle geçersiz sayması yalnızca iç siyasette yeni bir kırılma yaratmadı; aynı zamanda Türkiye’nin son iki yıldır inşa etmeye çalıştığı ekonomik normalleşme hikâyesini de küresel yatırımcı nezdinde yeniden tartışmalı hale getirdi. Kararın zamanlaması özellikle dikkat çekiciydi: Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile TCMB Başkanı Fatih Karahan tam o sırada Londra’da yatırımcılarla görüşüyor, Türkiye’nin ortodoks ekonomi politikalarına bağlı kalacağını anlatıyordu.
İngiliz stratejist Timothy Ash’in ifadesiyle, Londra’da ekonomi yönetimi güven vermeye çalışırken Ankara’dan gelen siyasi/yargısal şok yatırımcılarda ciddi tedirginlik yarattı. Ash yine de mevcut ekonomi politikasının korunacağını düşündüğünü belirtti.
Bu ikili görüntü — ekonomik rasyonalizasyon ile yükselen siyasi belirsizlik — bugün Türkiye fiyatlamasının merkezine yerleşmiş durumda.
Financial Times analizlerinde mesele yalnızca CHP içi liderlik krizi olarak ele alınmıyor. FT’nin çerçevesi daha geniş:
FT, kararın ardından Borsa İstanbul’da sert satış yaşandığını, devre kesicilerin çalıştığını ve yatırımcıların siyasi risk primi endişesiyle pozisyon azalttığını aktardı.
Martin Wolf’un uzun süredir savunduğu temel tez burada yeniden görünür hale geliyor:
Piyasalar yüksek faizi satın alabilir; fakat kurumsal belirsizliği uzun süre fiyatlayamaz.
Türkiye son iki yılda özellikle Körfez fonları ve Londra merkezli yatırımcılar nezdinde yeniden “yatırım yapılabilir dönüş hikâyesi” oluşturmaya çalışıyordu. Ancak CHP kararıyla birlikte anlatı yeniden siyasi risk eksenine kaydı.
Bloomberg ve CNBC hattında Türkiye uzun süredir üç temel gösterge üzerinden okunuyor:
Şimşek programı sayesinde Türkiye, yüksek faiz sunan kontrollü bir carry trade merkezi haline gelmişti. Ancak son karar sonrası yatırımcı masalarında şu soru yeniden öne çıktı:
Türkiye’de ekonomik ortodoksi siyasi volatiliteyi dengeleyebilir mi?
Reuters’ın aktardığı verilere göre:
Bu fiyatlama yatırımcıların Türkiye’den tamamen çıktığını göstermiyor. Daha çok “bekle-gör” moduna geçildiğini gösteriyor.
Çünkü piyasa hâlâ Şimşek–Karahan ekibine belirli ölçüde kredi açıyor.
Küresel yatırımcı açısından asıl kritik eşik şu:
Şu anda Londra masalarında üç temel senaryo konuşuluyor.
Bu ana senaryo.
Beklentiler:
Bu senaryoda:
Timothy Ash’in temel yaklaşımı da buna yakın: mevcut ekonomi programı devam ediyor ancak politik şoklar kırılganlığı artırıyor.
Bu senaryoda:
Böyle bir durumda:
| Gösterge | Olası Etki |
|---|---|
| CDS | 400 baz puan üzeri |
| Dolar/TL | Hızlanan kontrollü değer kaybı |
| BIST Bankacılık | Sert yabancı çıkışı |
| Eurobondlar | Risk primi genişlemesi |
| TCMB rezervleri | Daha yoğun savunma baskısı |
Reuters’ın yatırımcı yorumlarında özellikle sosyal ve politik istikrar riskinin fiyatlanmasının daha zor olduğu vurgulanıyor.
Eğer:
Türkiye yeniden güçlü carry trade akımlarına sahne olabilir.
Bu durumda:
Ancak bunun için yalnızca faiz değil, kurumsal güven de gerekiyor.
Türkiye’deki gelişmeler küresel piyasaların zaten kırılgan olduğu bir döneme denk geliyor.
Bugün dünya piyasalarını belirleyen ana tema:
“Higher for Longer” — yani yüksek faizlerin uzun süre kalıcı olması.
ABD 10 yıllık tahvil faizleri yüksek kalmayı sürdürüyor.
Bu durum:
Fed’in hızlı faiz indirimi beklentisi zayıfladıkça Türkiye dahil gelişen piyasalar daha hassas hale geliyor.
ABD endeksi yapay zekâ kaynaklı teknoloji rallisiyle güçlü görünmeye devam ediyor.
Mega-cap teknoloji şirketleri endeksi taşımayı sürdürüyor.
Fakat Bloomberg ve CNBC çevrelerinde öne çıkan kaygılar:
Piyasa şu anda büyüme ile faiz arasında sıkışmış durumda.
Orta Doğu’daki jeopolitik riskler petrol fiyatlarını yukarıda tutuyor.
Bu Türkiye açısından kritik çünkü:
Timothy Ash özellikle uzun süren savaş ortamı ve yüksek petrol fiyatlarının Türkiye için temel risk olduğunu vurguluyor.
Brent petrolün kalıcı şekilde yükselmesi halinde:
Altın artık yalnızca klasik güvenli liman değil.
Aynı zamanda:
üzerinden yeniden stratejik varlık haline geliyor.
Ray Dalio ve Martin Wolf çizgisinde büyük resim şu:
Dünya ekonomik olarak parçalandıkça altın sistemik hedge işlevi görüyor.
Gümüş ise iki farklı hikâyeyi aynı anda taşıyor:
Elektrikli araçlar, güneş enerjisi ve savunma sanayi yatırımları gümüşü stratejik emtia haline getiriyor.
Küresel yatırım bankaları arasında yeniden şu soru soruluyor:
Dünya yeni bir emtia süper döngüsüne mi giriyor?
Sebep:
Özellikle:
uzun vadeli stratejik alanlar olarak görülüyor.
Türkiye bugün iki farklı hikâyeyi aynı anda yaşıyor.
| Hikâye | Etki |
|---|---|
| Şimşek–Karahan ortodoksisi | Güven üretmeye çalışıyor |
| Siyasi/yargısal belirsizlik | Risk primini yukarı çekiyor |
Ve küresel yatırımcı artık Ankara’ya yalnızca şu soruyla bakmıyor:
“TCMB faiz artıracak mı?”
Asıl soru artık şu:
Türkiye yeniden kurumsal öngörülebilirlik üretebilecek mi?
Londra şu an kesin cevap vermiyor.
Fakat fiyatlama değişiyor.
Çünkü piyasa artık yalnızca ekonomi politikasını değil, siyasi sistemi de trade ediyor.
Ankara’daki “mutlak butlan” kararının zamanlaması yalnızca iç politika açısından değil, uluslararası diplomasi ve finans çevreleri açısından da dikkatle izleniyor. Çünkü karar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Donald Trump ile gerçekleştirdiği temasların hemen ardından gelen yeni siyasi/yargısal sıkılaşma dalgasının parçası olarak okunmaya başladı.
Bu algının oluşmasının temel nedeni şu:
Ekrem İmamoğlu üzerindeki baskı sürecinin kritik aşamalarından önce de Erdoğan–Trump hattında yoğun diplomatik trafik yaşanmıştı.
Şimdi benzer bir zamanlama yeniden dikkat çekiyor.
Burada doğrudan nedensellikten çok, uluslararası yatırımcıların ve diplomatik çevrelerin yaptığı “jeopolitik okuma” önemli.
Financial Times ve Washington merkezli analiz çevrelerinde Türkiye son dönemde şu çerçevede değerlendiriliyor:
Bu nedenle Batı başkentlerinde Erdoğan yönetimine yönelik yaklaşım artık yalnızca “demokrasi” merkezli değil; aynı zamanda sert biçimde jeostratejik.
Londra piyasalarının bir kısmı şu ihtimali tartışıyor:
Erdoğan, Trump döneminde Washington ile daha pragmatik ve işlem bazlı bir ilişki zemini oluşacağını düşünüyor olabilir mi?
Trump çizgisindeki dış politika yaklaşımı genellikle şu mantığa dayanıyor:
Bu modelde iç siyaset ve demokratik standartlar Biden dönemine kıyasla ikinci plana düşebiliyor.
Uluslararası yatırımcıların bazıları da tam bu nedenle Ankara’nın iç politikada daha sert ve kontrollü hamle alanı gördüğünü düşünüyor.
Ekrem İmamoğlu’na yönelik hukuki süreçler öncesinde de Erdoğan–Trump hattındaki temaslar dikkat çekmişti.
Şimdi CHP kurultayı ve “mutlak butlan” süreci sonrası aynı tartışma yeniden gündemde:
Bu sorular özellikle uluslararası fon yöneticileri için önemli.
Çünkü piyasa artık Türkiye’ye yalnızca ekonomik model üzerinden bakmıyor.
Yeni denklem şu:
| Alan | Yatırımcı Sorusu |
|---|---|
| İç siyaset | Baskı artacak mı? |
| ABD ilişkileri | Trump dönemi Ankara’yı rahatlatır mı? |
| Jeopolitik | Türkiye Batı için vazgeçilmez mi? |
| Ekonomi | Şimşek programı korunacak mı? |
Jeopolitik önem kısa vadede sermayeyi içeride tutabilir; fakat uzun vadeli yatırım için kurumların yerini alamaz.
Türkiye bugün tam bu ikili yapı içinde hareket ediyor.
Bir tarafta:
Diğer tarafta ise:
Küresel piyasaların şu anki yaklaşımı şu:
Türkiye “too important to ignore” olabilir; ancak aynı zamanda “too risky to price comfortably” haline geliyor.
Bugünkü büyük soru bu.
Ankara’nın modeli giderek şu yapıya benzetiliyor:
Bu model kısa vadede çalışabilir.
Özellikle:
Türkiye yeniden ciddi sermaye çekebilir.
Ancak Londra’daki büyük fonların uzun vadeli sorusu değişmiyor:
Ekonomik normalleşme siyasi normalleşme olmadan sürdürülebilir mi?
İşte “mutlak butlan” kararı sonrası asıl fiyatlanan risk tam olarak bu.