0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Fibayatırım
Analiz - Manşet

Türkiye’nin Bitmeyen Para Politikası Salınımı

Türkiye ekonomisi son altı yılda aslında yalnızca iki farklı para politikası denemedi; aynı zamanda iki farklı ekonomik dünya görüşü arasında gidip geldi. Bir tarafta düşük faiz–yüksek kur modeli vard...
Bu Kriz Nereye Gider ?
Tankut Taner Çelik
Mayıs 18, 2026
Paylaş

Türkiye ekonomisi son altı yılda aslında yalnızca iki farklı para politikası denemedi; aynı zamanda iki farklı ekonomik dünya görüşü arasında gidip geldi. Bir tarafta düşük faiz–yüksek kur modeli vardı. Diğer tarafta ise yüksek faiz–düşük kur yaklaşımı. Her iki model de kendi içinde belirli dönemlerde kısa vadeli başarı hikâyeleri üretti. Ancak ikisi de uzun vadeli fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve üretken yatırım düzeni oluşturamadı. Daha önemlisi, Türkiye’nin temel yapısal kırılganlıklarını çözmeye yetmedi.

Aslında bugün yaşanan tartışma yalnızca faiz tartışması değil. Bu mesele, Türkiye ekonomisinin hangi büyüme modeliyle ilerleyeceği sorusudur.

2021 sonrası dönemde uygulanan düşük faiz politikası, teorik olarak heterodoks bir kalkınma stratejisine dayanıyordu. Amaç; düşük kredi maliyetleriyle yatırımı teşvik etmek, zayıf TL aracılığıyla ihracatı artırmak ve üretim odaklı büyümeyi desteklemekti. Benzer yaklaşımın tarihsel örnekleri Güney Kore, Çin ve belirli dönemlerde Japonya’da görülmüştü. Özellikle Dani Rodrik ve Ha-Joon Chang gibi kalkınma iktisatçıları, gelişmekte olan ekonomilerde rekabetçi kurun sanayileşme açısından kritik rol oynayabileceğini yıllarca savundu.

Ancak Türkiye’nin temel farkı, üretim yapısının yüksek ithal girdi bağımlılığıydı. Türkiye’de kur yükseldiğinde yalnızca ihracatçı avantaj kazanmıyor; aynı zamanda enerji maliyetleri, ara malları, lojistik giderleri ve üretim zincirinin tamamı pahalanıyor. Bu nedenle kur artışı kısa sürede maliyet enflasyonuna dönüşüyor. Özellikle enerji ve hammadde bağımlılığı yüksek ekonomilerde “rekabetçi kur” stratejisinin kalıcı başarı üretmesi oldukça zorlaşıyor.

Nitekim yaşanan da bu oldu. İlk etapta ihracat arttı, nominal büyüme hızlandı ve şirket bilançolarında TL bazlı güçlü görünüm oluştu. Ancak aynı süreçte negatif reel faizler dolarizasyonu hızlandırdı. Türk lirasına olan güven zayıfladı. Rezervler üzerinde baskı oluştu. Kur korumalı mevduat gibi olağanüstü araçlar devreye girdi. Sonuçta büyüme korunurken fiyat istikrarı kaybedildi.

Ardından ekonomi yönetimi bu kez tam ters yönde hareket etti. 2023 sonrası dönemde yüksek faiz–düşük kur yaklaşımı benimsendi. Bu modelin önceliği ise enflasyonu kontrol altına almak, yabancı sermaye girişini yeniden sağlamak ve rezervleri toparlamaktı.

Bu dönüşümün kısa vadede belirli sonuçlar ürettiği inkâr edilemez. CDS primlerinde gerileme yaşandı. Swap hariç rezerv görünümü iyileşti. Uluslararası yatırım bankalarının Türkiye’ye yönelik raporlarında daha olumlu bir ton ortaya çıktı. Özellikle yabancı portföy girişlerinde belirgin toparlanma görüldü. Türkiye yeniden “carry trade” hikâyesinin önemli merkezlerinden biri hâline geldi.

Fakat bu modelin de ciddi maliyetleri oluştu.

Yüksek faiz ortamı reel sektörün finansmana erişimini zorlaştırdı. Özellikle KOBİ’ler açısından kredi maliyetleri sürdürülemez seviyelere ulaştı. İç talep yavaşladı. Yatırım iştahı geriledi. Sanayi üretimindeki ivme kaybı belirginleşti. Büyüme daha kırılgan bir kompozisyona dönüştü.

Buradaki temel sorun ise şu: Türkiye ekonomisi yalnızca faizle yönetilebilecek kadar basit bir ekonomi değil.

Enflasyonun önemli kısmı yalnızca talep kaynaklı değil; enerji bağımlılığı, verimlilik eksikliği, ithal ara malı yoğunluğu, kur hassasiyeti ve beklenti bozulması gibi yapısal sorunlardan besleniyor. Joseph Stiglitz’in yıllardır vurguladığı gibi, gelişmekte olan ekonomilerde para politikası tek başına sürdürülebilir refah yaratamaz. Mariana Mazzucato’nun altını çizdiği üzere, üretim yapısını dönüştürmeyen ekonomiler yalnızca finansal döngüler arasında sıkışır.

Türkiye’nin son yıllardaki hikâyesi tam da bu sıkışmışlık oldu.

Bir dönem düşük faizle kur şoku yaşandı. Ardından yüksek faizle büyüme baskılandı. Ancak iki model arasında gidip gelen ekonomi yönetimleri, uzun vadeli üretim dönüşümünü sağlayacak yapısal reformları yeterince hayata geçiremedi.

Çünkü mesele yalnızca ekonomi değil; aynı zamanda siyasi ekonomi meselesi.

Verimsiz sektörlerden kaynak çekip yüksek katma değerli alanlara yönelmek teoride kolay görünüyor. Ancak pratikte her kapanan fabrikanın, küçülen sektörün ve dönüşen iş modelinin ciddi sosyal maliyetleri bulunuyor. İşsizlik riski, gelir kaybı ve siyasi tepki korkusu nedeniyle hükümetler çoğu zaman kısa vadeli istikrarı tercih ediyor. Bu nedenle ekonomi politikası bir uçtan diğerine savruluyor.

Aslında finans sektörünün davranışı da bu yapının doğal sonucu hâline geliyor.

Bankacılık sistemi uzun vadeli üretim finansmanı riskini almak yerine, yüksek faiz–kur geçişlerinden oluşan kısa vadeli finansal fırsatlara odaklanıyor. Reel sektör yatırımı yerine bilanço yönetimi öne çıkıyor. Türkiye’de finansal sistem ile üretim ekonomisi arasındaki bağın giderek zayıflaması da tam burada başlıyor.

Bugün gelinen noktada Türkiye’nin temel sorusu artık şudur:

Ekonomi sürekli kriz yönetimiyle mi ilerleyecek, yoksa üretim yapısını dönüştüren uzun vadeli bir stratejiye mi geçilecek?

Çünkü tarih gösteriyor ki ne yalnızca düşük faiz ne de yalnızca yüksek faiz tek başına çözüm üretebiliyor.

1980’lerden 1990’lara kadar Türkiye defalarca yüksek kur–yüksek enflasyon döngüsünü yaşadı. Bugün ise farklı biçimde yüksek faiz–düşük büyüme riskiyle karşı karşıya. İki model de tek başına kalıcı refah oluşturamıyor.

Financial Times yazarı Martin Wolf’un sık sık vurguladığı gibi, sürdürülebilir ekonomik başarı; yalnızca makro istikrar değil, aynı zamanda kurum kalitesi, verimlilik artışı ve öngörülebilir yatırım ortamı gerektiriyor. Türkiye’nin asıl problemi de tam burada yatıyor.

Faiz tartışmasının ötesinde, hangi ekonomik mimarinin kurulacağı sorusu hâlâ cevabını bulabilmiş değil.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction