
Küresel finansal piyasalar zaman zaman gerçekliği değil, kendi anlatısını satın alır. Bugün yaşanan tam olarak bu.
Son günlerde Orta Doğu kaynaklı jeopolitik gerilim yeniden yükselirken, enerji fiyatlarında artış ve diplomatik belirsizlikler dikkat çekiyor. Buna rağmen finansal varlıkların verdiği tepki sınırlı. Hisse senetleri haftaya yeşil başlarken, ABD tahvil faizleri görece sakin kalıyor. Bu durum, piyasa davranışı ile jeopolitik gerçeklik arasındaki ayrışmayı net biçimde ortaya koyuyor.
İran’ın müzakere sürecine ilişkin sert açıklamaları ve Hürmüz Boğazı’na dair gelişmeler, normal şartlarda küresel piyasalarda ciddi bir riskten kaçış dalgası yaratmalıydı. Ancak bu kez piyasa tepkisi oldukça sınırlı kaldı.
Bunun temel nedeni, yatırımcıların bu krizi henüz “tam ölçekli bir arz şoku” olarak görmemesi. Petrol fiyatları yükselmiş olsa da mevcut seviyeler, 2022 enerji krizine kıyasla hâlâ daha düşük bir stres sinyali veriyor. Ayrıca küresel ekonominin enerji yoğunluğu geçmişe göre daha düşük olduğu için aynı fiyat artışının etkisi de sınırlı kalıyor.
Başka bir ifadeyle, piyasa bu krizi “yönetilebilir bir gerginlik” olarak okuyor.
Bu tabloyu daha da kritik hale getiren unsur, para politikası beklentileri.
ABD Merkez Bankası’nın (Fed) iletişimi, enerji şokunun enflasyon üzerindeki etkisini dikkatle izlediğini ancak henüz agresif bir sıkılaşma gerektirecek bir tablo görmediğini gösteriyor. Bazı üyeler daha temkinli bir duruş sergilese de genel çerçeve, faizlerin bir süre daha mevcut seviyelere yakın tutulabileceği yönünde.
Bu noktada önemli olan şu:
Piyasa, enflasyon riskinden çok büyüme ve likiditeyi fiyatlıyor.
Bu da risk iştahının korunmasına neden oluyor.
Jeopolitik risklere rağmen yatırımcıların odağının teknoloji ve özellikle yapay zekâ yatırımlarında kalması dikkat çekici. Büyük teknoloji şirketlerinin harcama planları ve kârlılık beklentileri, piyasa anlatısının merkezinde yer almaya devam ediyor.
Bu durum yeni bir öncelik sıralaması yaratıyor:
Tarihsel olarak bu sıralama sürdürülebilir değildir. Ancak kısa vadede fiyatlama davranışını belirleyen temel dinamik budur.
Jeopolitik gerilimlerin daha az görünür ama uzun vadeli etkilerinden biri, küresel rezerv yapısındaki değişimdir.
Çin yuanının (RMB) uluslararası kullanımının artması, bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri. İran krizi gibi gelişmeler, alternatif ödeme sistemlerine olan ilgiyi artırırken, doların mutlak hakimiyetini aşındıran bir süreci hızlandırıyor.
Bu değişim kısa vadede fiyatlara yansımasa da uzun vadeli sermaye akımları açısından kritik.
Bugün piyasa, jeopolitik riskleri görmezden gelmiyor; sadece erteliyor.
Bu ertelemenin sürdürülebilirliği ise iki kritik koşula bağlı:
Bu iki eşik aşılmadığı sürece piyasa mevcut anlatısını koruyacaktır.
Ancak bu eşiklerden biri geçildiğinde, fiyatlama davranışı ani ve sert bir şekilde değişebilir.
Finansal piyasalar bugün bir tercih yapmış durumda:
Gerçekliği değil, ihtimali fiyatlıyor.
Bu tercih, kısa vadede istikrar yaratabilir. Ancak uzun vadede, bastırılmış risklerin daha sert bir şekilde geri dönmesi olasılığını da beraberinde getirir.
Piyasanın en büyük hatası genellikle riski yanlış görmek değildir.
Onu yanlış zamanda ciddiye almaktır.