
Küresel enerji sisteminde kırılmanın hızlandığı bir dönemde, İstanbul’da gerçekleşen kritik bir temas dikkat çekiyor. Dünyanın en büyük varlık yöneticilerinden biri olan BlackRock’ın CEO’su Larry Fink, Türkiye’nin üst düzey ekonomi yönetimiyle bir araya geldi. Bu ziyaret, klasik bir yatırım görüşmesi olmaktan ziyade, Hürmüz Boğazı etrafında şekillenen yeni enerji ve sermaye düzeninin Türkiye ayağı olarak okunuyor.
Hürmüz’de artan jeopolitik risk yalnızca petrol fiyatlarını yukarı taşımıyor; aynı zamanda küresel enerji akışının yeniden yönlendirilmesini zorunlu kılıyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği bu boğazın risk altına girmesi, alternatif koridorların hızla devreye alınması gerektiğini ortaya koyuyor. İşte bu noktada Türkiye, coğrafi konumu ve lojistik altyapısıyla yeniden merkez ülke olarak sahneye çıkıyor.
Ancak bu hikâyenin asıl kritik tarafı fiziksel hatlar değil, finansal mimari. BlackRock gibi dev bir sermaye aktörünün İstanbul’da masaya oturması, yeni dönemde enerji akışının yalnızca boru hatlarıyla değil, sermaye akışıyla birlikte kurgulanacağını gösteriyor. Bu, Türkiye’nin yalnızca bir transit ülke değil, aynı zamanda bir finansal köprü olma iddiasının test edildiği anlamına geliyor.
Fakat tam bu noktada Dr. Artunç Kocabalkan’ın yaptığı uyarılar bu tabloya farklı bir derinlik kazandırıyor.
Kocabalkan’a göre Türkiye ekonomisinin temel sorunu hâlâ çözülmüş değil: sistem kısa vadeli yabancı sermaye akımlarına dayalı bir denge üzerine kurulu. Geçmişte “aktif rasyosu” ile bu bağımlılıktan çıkma denemesi yapılmış, ancak Covid sürecinde artan döviz ihtiyacı ve ABD’nin swap hattı açmamasıyla sistem kırılmıştı. Bu kırılganlık, yanlış politika tercihleriyle birleşince kur şoku kaçınılmaz hale geldi.
Devamında gelen Kur Korumalı Mevduat süreci, Kocabalkan’ın ifadesiyle “ekonomik geleceğin satılması” anlamına gelen bir maliyet transferiydi. Bugün daha ortodoks bir politika setine dönülmüş olsa da, modelin özü değişmiş değil. Türkiye hâlâ dış kaynağa bağımlı bir dengeyi sürdürmeye çalışıyor.
İşte bu kırılgan yapı, Hürmüz merkezli enerji şokuyla doğrudan kesişiyor.
Enerji fiyatlarının yükseldiği, petrolün artık arz-talep değil jeopolitik kontrol üzerinden fiyatlandığı bir ortamda, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler çift taraflı baskı altında kalıyor: artan enerji faturası ve dış finansman ihtiyacı. Bu da piyasada yeniden aynı soruyu gündeme getiriyor: bu süreç bir kur düzeltmesi ya da devalüasyonla mı sonuçlanacak?
Kocabalkan bu tartışmaya net bir çizgi çekiyor. Devalüasyon beklentisini körükleyen çevrelerle enflasyonist politikaları savunanlar arasında temelde bir fark olmadığını belirtiyor. Bu yaklaşım, piyasanın farklı söylemlerle aynı kırılganlığı yeniden ürettiğini gösteriyor.
Ancak asıl kritik vurgu burada: çözüm para politikası değil, maliye politikası. Kocabalkan’a göre faiz artırımı ya da döviz rejimi değişikliği tek başına yeterli değil. Sorun talep değil, yapısal bağımlılık. Bu nedenle maliye politikası tarafında adım atılmadan mevcut model sürdürülebilir değil.
Bu perspektif, küresel denklemle birleştiğinde daha da netleşiyor. Hürmüz sonrası oluşan yeni makro rejimde enerji maliyetleri yüksek kalacak, enflasyon kalıcı hale gelecek ve merkez bankalarının manevra alanı daralacak. Yani dünya stagflasyon benzeri bir ortama doğru ilerlerken, kırılgan ekonomiler için risk katlanarak büyüyor.
Jeopolitik boyutta ise swap hattı meselesi yeniden öne çıkıyor. ABD ile olası bir swap anlaşması artık sadece finansal bir araç değil; Türkiye’nin bölgesel konumlanmasıyla doğrudan bağlantılı bir başlık. Özellikle İran merkezli gelişmeler, bu tür bir anlaşmanın kaderini belirleyebilecek stratejik bir faktör haline geliyor.
Sonuç olarak ortaya çıkan tablo çift katmanlı bir dönüşüme işaret ediyor: küreselde enerji akışı yeniden yazılıyor, yerelde finansman modeli sınanıyor. Ve bu iki süreç aynı anda ilerliyor.
Bu nedenle mesele artık sadece kurun seviyesi ya da faiz oranı değil. Asıl soru şu: Türkiye, bu yeni dünya düzeninde finansal ve enerji bağımsızlığını nasıl inşa edecek?
Çünkü yeni sistemde kazananlar yalnızca büyüyenler değil, bağımlılığını azaltabilenler olacak.