
Türkiye’nin son yıllarda küresel ölçekte güçlü bir marka haline gelen televizyon dizileri sektörü, makroekonomik baskıların kesişim noktasında zor bir döneme giriyor. Financial Times’ın (FT) haberine göre, yüksek enflasyon ve reel kurdaki değerlenme, yüz milyonlarca dolarlık ihracat geliri üreten sektörde maliyetleri hızla yukarı çekerken, rekabet gücünü de aşındırıyor.
FT’nin aktardığına göre Türk dizileri bugün yaklaşık 170 ülkede izleniyor ve sektör, Türkiye’nin hizmet ihracatı kalemleri içinde stratejik bir yer tutuyor. Ancak üretim maliyetleri saat başına 240 bin doların üzerine çıkmış durumda. Bu artış, özellikle döviz bazlı gelir elde eden yapımcılar için maliyet–gelir dengesini bozuyor. Bazı uluslararası alıcıların projelerini askıya aldığı, bazılarının ise Türkiye pazarından tamamen çekildiği belirtiliyor.
Bu tabloyu ağırlaştıran en önemli unsurlardan biri reel efektif döviz kurundaki değerlenme. Üstte yer alan grafikte görüldüğü üzere, Türkiye’nin reel efektif kur endeksi 2023 sonrası dönemde belirgin bir toparlanma ve değerlenme eğilimine girdi. Bu durum, ihracatçı sektörler açısından TL bazında maliyetlerin döviz gelirlerine göre daha hızlı artmasına yol açıyor. Dizi sektörü de bu baskıyı en net hisseden alanlardan biri.
Diğer yandan, enflasyon cephesi hâlâ rahatlatıcı bir noktada değil. İkinci grafiğin gösterdiği üzere, yıllık tüketici enflasyonu 2022 sonunda %85 ile zirve yaptıktan sonra gerilese de %30’un üzerinde kalmaya devam ediyor. FT, bu seviyelerin prodüksiyon maliyetleri üzerinde kalıcı bir yukarı yönlü baskı yarattığını vurguluyor. Set giderleri, oyuncu ücretleri, teknik ekip maliyetleri ve lojistik kalemler, enflasyonla birlikte hızla yükselirken, gelir tarafı aynı ölçüde artmıyor.
Haberde dikkat çekilen bir diğer nokta ise reklam gelirleri. Bazı yapımlar için reklam gelirlerinin, bölüm maliyetlerinin yarısını bile karşılayamadığı ifade ediliyor. Enflasyon nedeniyle reel olarak eriyen reklam bütçeleri, yapımcıları daha az sayıda dizi üretmeye ve daha düşük riskli, formülü belli formatlara yönelmeye zorluyor. Bu da sektörde yaratıcılık ve çeşitlilik açısından uzun vadeli bir risk oluşturuyor.
Buna rağmen FT, sektörün tamamen savunmada olmadığını da not ediyor. Türk dizileri son yıllarda uluslararası ödüller kazanmaya devam ederken, 2025 yılında 25 yeni yapımın hayata geçirildiği belirtiliyor. Yapımcılar, artan maliyetlere karşı pazar çeşitlendirmesi stratejisini öne çıkarıyor. Rusya gibi yeni pazarlara açılma, Suudi Arabistan merkezli ortak yapımlar ve Körfez ülkeleriyle geliştirilen iş birlikleri, gelir kaynaklarını çeşitlendirme çabasının bir parçası olarak öne çıkıyor.
Ancak genel resim net: yüksek enflasyon + reel kur değerlenmesi kombinasyonu, sadece klasik mal ihracatçısını değil, yaratıcı endüstrileri de baskı altına alıyor. FT’nin altını çizdiği gibi, Türkiye’nin “yumuşak gücü” haline gelen dizi sektörünün sürdürülebilirliği, makroekonomik dengelerde kalıcı bir iyileşme sağlanmadan ciddi bir sınavla karşı karşıya kalabilir. Bu tablo, kültürel ihracatın dahi kur ve enflasyon dinamiklerinden bağımsız düşünülemeyeceğini bir kez daha gösteriyor.
