
Japonya’da seçmenler, enflasyon baskısı, göç politikaları ve artan siyasi kutuplaşma ortamında kritik bir üst meclis seçiminde oy kullandı. Oylama, Başbakan Shigeru Ishiba liderliğindeki Liberal Demokrat Parti (LDP) ile koalisyon ortağı Komeito’nun parlamentodaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek.
Seçim, 248 sandalyeli üst meclisin yarısını kapsıyor. Kamuoyu yoklamaları, iktidar bloğunun 50 sandalye sınırının altına düşebileceğini gösteriyor. LDP, Ekim ayında alt meclisteki çoğunluğunu kaybetmişti; bu da hükümeti siyasi istikrarsızlık ve güvensizlik önergeleri açısından savunmasız hale getirmişti.
Enflasyonist baskılar, artan pirinç fiyatları ve reel ücretlerdeki gerileme, seçmen davranışını şekillendiriyor. Muhalefet partileri; tüketim vergilerinde indirim, kamu harcamalarının artırılması ve göç kısıtlamalarının sıkılaştırılması talepleriyle öne çıkıyor. Özellikle sağcı Sanseito Partisi, “yabancı karşıtı” söylemiyle dikkat çekerken, genç seçmenlerin milliyetçi kaygılarını oya dönüştürüyor.
Hükümet tarafında ise LDP, artan bütçe açığı ve tahvil piyasasındaki gerilimi gerekçe göstererek mali disiplini savunuyor. Partinin, seçime birkaç gün kala sosyal yardım veya vergi teşviki yönünde bir genişleme adımı atmaktan kaçındığı görülüyor.
Seçimlerin ardından Japonya’nın bir başka acil gündemi de ABD ile ticaret anlaşması. 1 Ağustos’a kadar bir uzlaşma sağlanmazsa, Japonya’nın en büyük ihracat pazarı olan ABD’de ciddi gümrük vergileriyle karşı karşıya kalması bekleniyor. Trump yönetimi, özellikle otomobil ve elektronik ürünler için %20’ye varan tarifeleri gündeme taşımış durumda.
Bu durum, hem Japon ihracatçıların bilançolarını hem de üretim zincirlerini zorlayabilir. Aynı zamanda zaten hane halkı üzerindeki baskının yüksek olduğu Japon ekonomisinde, yeni bir destek paketini zorunlu kılabilir. Bu da hükümetin mali hedeflerini daha da zora sokacaktır.
Analistler, LDP-Komeito bloğunun üst mecliste de çoğunluğu kaybetmesi durumunda:
Ancak her senaryoda, LDP’nin taviz vermesi gerekecek. Bu da yatırımcılar açısından öngörülebilirlik sorununu gündeme getiriyor.
Sonuç olarak, Japonya’daki bu seçim, sadece Tokyo’nun iç siyasi dengeleri için değil, küresel ekonomi ve jeopolitik istikrar açısından da kritik bir dönüm noktası olabilir.
