
Faizler, yatırım araçlarının yönünü belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Çünkü her yatırım aracının bir alternatif maliyeti vardır ve bu maliyet, yatırım yapılan para biriminin getirisiyle doğrudan ilgilidir. Bu getiriyi de faiz oranları belirler. Merkez bankaları bu nedenle faizleri kullanarak piyasaları yönlendirir.
Covid sonrası dönemde merkez bankaları faizleri çok düşük tuttu. Amaç ekonomiyi canlandırmaktı. Bu politika enflasyonu artırdı. Sonraki aşamada ise faizler yükseltilerek arz–talep dengesi sağlanmaya çalışıldı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini değiştirmedi. Ancak açıklamasında enflasyondaki düşüşe işaret etti. Bu da piyasa nezdinde faiz indirimi beklentilerini güçlendirebilecek bir mesaj olarak algılandı. Öte yandan, Merkez Bankası temkinli bir tutum da sergiliyor.
Önemli olan nokta şu: Merkez Bankası, fonlama maliyetini son dönemde zaten aşağı çekmişti. Bu, piyasayı daha düşük faiz seviyelerine hazırladığına dair bir işaretti. Ancak Ortadoğu’daki savaş ortamı gibi dış gelişmeler, Merkez Bankası’nın elini temkinli davranmaya itti.
Merkez bankaları genellikle beklenti yönetimi yapar. Ne çok erken ne de çok geç hareket ediyor izlenimini vermemeye çalışırlar. Ama tarihsel olarak bakıldığında genelde geç hareket ettikleri görülür. Bu durum da eleştirilir. Çünkü siyasi otoriteler çoğu zaman daha cesur ve hızlı adım atılmasını ister. Ancak bu iki eğilim arasında bir denge kurulmalıdır.
Temmuz ayında yapılacak olan yeni Para Politikası Kurulu toplantısı, yatırımcılar tarafından yakından izlenecek. Özellikle Merkez Bankası’nın piyasaya sağladığı fonlamayı bu sürece kadar nasıl yöneteceği dikkatle takip edilecek.
Bugün itibarıyla, politika faizi %46 seviyesinde olsa da efektif faiz piyasada düşmüş durumda. Bu da fiili olarak gevşemeye işaret ediyor. Geçmişte %49’dan yapılan fonlama, artık bu seviyenin altına gerilemiş durumda.
Altın, hem enflasyona hem de jeopolitik risklere karşı bir korunma aracıdır. Türk yatırımcısı için geleneksel ve duygusal bir yatırım aracı olan altın, dövizle benzer şekilde getirisi olmayan ama güvenli liman olarak görülen bir tercihtir. Dövizde de benzer bir yapı geçerlidir; getirisi sınırlı olduğu için Eurobond gibi enstrümanlara yönelim gerekir.
Piyasa oyuncuları zaman zaman enflasyon ve reel faiz verilerinin güvenilirliğini sorgular. Ancak bu veriler doğru ya da yanlış olsa bile, yatırım kararlarında etkili olur. İnsanlar gördükleri fiyatlar üzerinden algı oluşturur ama teknik veriyle bu bireysel algılar her zaman örtüşmeyebilir.
Enflasyon herkes için farklıdır: Kimisi için eğitim, kimisi için gıda, kimisi için konut ağırlıklıdır. Ancak yatırım kararı verirken önemli olan, bu bireysel deneyimlerden ziyade genel dengeye bakmaktır.
Reel faizi değerlendirirken en çok yapılan hata, bugünkü faiz ile geçmiş enflasyonun karşılaştırılmasıdır. Oysa bu karşılaştırma ileriye dönük yapılmalıdır. Eğer politika faizi %46 ise ve bir yıl sonra enflasyonun %30 olması bekleniyorsa, pozitif reel faiz vardır.
Ayrıca bileşik faiz etkisi de göz ardı edilmemelidir. Bugün piyasadaki kısa vadeli fonlar yıllık bileşik %55’e yakın getiriler sağlıyor. Bu da teknik olarak güçlü bir reel faiz anlamına geliyor.
Yatırımcılar için önemli bir diğer konu da benchmark belirlemektir. Yani yatırımın hangi para birimi cinsinden yapılacağına karar verilmelidir: TL mi, dolar mı, altın mı? Bu tercih, yatırım kararlarını şekillendirir.
Örneğin döviz artmıyorsa ve enflasyon düşüyorsa, dövizde kalmak bir fırsat maliyeti doğurur. Bu nedenle sadece verilerin yönüne değil, sizin hangi referans noktasıyla karar verdiğinize de bakmak gerekir.
Faizler düşmezse borsa açısından bu olumlu olmaz. Ancak düşüş beklentisinin varlığı bile hisse senetleri için pozitif bir fiyatlama yaratabilir. Çünkü finansal piyasalar her zaman geleceği fiyatlar. Faizlerin düşeceği bir ortam, borsada “hikâye” yaratır. Bu da yatırımcı ilgisini artırır.
Bugünkü veriler ve Merkez Bankası açıklamaları bize şunu gösteriyor: Enflasyon düşüş trendinde, hızlı değil ama istikrarlı bir şekilde. Yıl sonunda %30’ların altına yaklaşabiliriz. Bu da 2026’da faiz indirimi için alan oluşacağı anlamına gelir.
Şu an ekonomi rayında gidiyor. Zaman zaman dışsal faktörler bu rayı sarsıyor ama genel olarak yön bozulmadı.
2024 Temmuz’undan bu yana hisse senetleri reel anlamda yaklaşık %35 değer kaybetti. Bu, yatırımcılar açısından önemli bir sinyal. Faiz indirimi döngüsü başladığında, bu hisselerin tekrar değer kazanması mümkündür. Çünkü piyasalar bugünü değil, geleceği fiyatlar.
Sermaye hareketleri genellikle kısa vadeli faize, ardından tahvillere, en sonunda da borsaya yönelir. Faizler düştüğünde, döviz cephesinde neler olacağı da önemli bir başlıktır. Bu konu, önümüzdeki programda daha ayrıntılı ele alınacak.
