0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Fibayatırım
Analiz - Bilgi

Türkiye’nin Yeni Eşiği: KOBİ Sıkışması, Petrol Şoku ve TCMB’nin Önden Yüklemeli Kur Savunması

Merkez Bankası’nın son hamleleri “faiz mi arttı, artmadı mı” tartışmasına sıkıştığında asıl fotoğraf kaçıyor. Ali Çufadar’ın işaret ettiği yer tam burası: Bu dönem, tek bir veri setinin ya da tek bir ...
Ali Çufadar
Mart 4, 2026
Paylaş

Merkez Bankası’nın son hamleleri “faiz mi arttı, artmadı mı” tartışmasına sıkıştığında asıl fotoğraf kaçıyor. Ali Çufadar’ın işaret ettiği yer tam burası: Bu dönem, tek bir veri setinin ya da tek bir politika aracının döneminden çıktı; iç kırılganlıkların üstüne binen dışsal şokların dönemine girildi. Bu yüzden para politikasını ilan edilen oranlardan çok, fiili koşullar üzerinden okumak gerekiyor.

Çufadar’a göre KOBİ’lerin bugünkü sıkışması sadece “enflasyonla mücadele sert yapılıyor” cümlesiyle açıklanamaz; ama o sertliğin KOBİ’ye çarpan etkisi tartışmasız. KOBİ’ler istihdamın, üretimin ve sosyal güvenliğin omurgası; buna rağmen ekonomik tartışmaların merkezinde yeterince temsil edilmiyorlar. Daha büyük işletmelerin döviz kredisine erişim, yurtdışı borçlanma gibi kanallarla nefes alabildiği bir zeminde, Anadolu’ya yayılmış, ihracatçı olmayan küçük işletme aynı tamponlara sahip değil. Çufadar’ın “2020–2023 altın dönem” vurgusu burada kritik: Covid sonrası dönemde krediyle bilançoların güçlendiği, maliyetlerin bir süre “reel olarak” baskılandığı, tekstil–giyim–deri gibi sektörlerde bir sıçramanın yaşandığı bir pencere açıldı. Ancak o pencere kalıcı bir verimlilik hikâyesine dönüşmediğinde, tamponların erimesi kaçınılmaz oldu. Bugün “büyükler değil, KOBİ zorlanıyor” tespiti, bu asimetriyi özetliyor.

İstihdam tarafında ise Çufadar’ın itirazı daha sert: Başlık işsizlik/istihdam rakamları gerçeği gecikmeli ve eksik yansıtıyor. Sosyal yapı değişti; “evde oturup iş arama” lüksü yok, borç var, geçim var, aile içi destek mekanizmaları zayıfladı. Bu, istihdamın niceliğinin korunurken niteliğinin bozulduğu bir tabloyu doğuruyor: saatlik, günübirlik, düşük verimlilikli işlerle istatistik “iyi” görünebilir ama reel sektörün kan kaybı devam eder. KOBİ’nin sıkışması bu yüzden yalnızca finansal değil; aynı zamanda sosyolojik bir basınç.

Bu iç tabloya bir de dışsal şok biniyor. Çufadar’ın çerçevesinde kritik değişken petrol: 80 bandının üstünde ne kadar kalacağı. Çünkü mesele “fiyat gördü mü” değil; “fiyat orada kaldı mı.” Baz senaryosu net: çatışma bir ay içinde sönümlenirse, makro hasar sınırlı kalır; enflasyonda geçici bir yukarı itiş görülür, sonra yeniden aşağı eğim yakalanır. Ama 80+ fiyatlar bir aydan uzun süre kalıcılaşırsa konuşulacak şey kurun “patlaması” değil; cari denge, enflasyon patikası, gerekli faiz düzeyi ve büyüme üzerindeki maliyet olur. Çufadar’ın yaklaşımı, panik dilini reddedip makro mekanizmaya dönüyor: Şok uzarsa, maliyet kanalları birikir; kısa sürerse, yönetilebilir.

Bu noktada Merkez Bankası’nın refleksini Çufadar “önden yüklemeli” olarak okuyor. Amaç, kurun kendisini tartışma konusu yapmadan, kur beklentisini yönetmek. Döviz satışıyla likiditeyi çekip TL’yi sıkıştırmak; gecelik/fiili faizi yukarı taşımak; piyasaya “gerektiğinde sıkılaşırım” sinyalini erken vermek. Çufadar’ın ısrarla vurguladığı teknik ayrım şu: önemli olan ilan edilen oran değil, fiili politika faizidir. Repo ihalelerinin iptali, depo ve likidite senedi hamleleriyle piyasaya verilen mesaj, “TL’nin fiyatı bu dönemde daha yukarıdan oluşacak” mesajıdır. Bu yüzden “Mart’ta indirim olur mu” sorusunu kapatıp, “40’tan aşağı iniş nasıl ve ne zaman olur” tartışmasına geçiyor. Şok kısa sürerse yeniden 37’ye doğru kademeli normalleşme mümkün; şok uzarsa patika yeniden yazılır.

Çufadar’ın bir başka sert çizgisi de iletişim disiplininde. Kurun zıplayacağına dair temelsiz, reyting odaklı söylemleri “sorumsuzluk” olarak görüyor; rezerv tartışmasını, sınırlı satışlar üzerinden büyütmeyi de aynı kategoriye koyuyor. Bu, eleştiriye kapalı olmak değil; eleştiriyi veriyle ve mekanizmayla yapmak çağrısı. “Rezerv düşüyor, kur baskısı artıyor, cari açık eğilimi bozuluyor; o halde daha sıkı politika gerekir” demek başka; “kur patlar” diyerek beklenti zehrini piyasaya yaymak başka. Çufadar, ikinci dili hem psikolojik hem finansal maliyet üretici bir dezenformasyon olarak konumluyor.

Bütün bu resimde ana tez, Türkiye’nin bu dönemdeki pazarlık gücünün sadece diplomasi masasında değil, iç finansal istikrarın seviyesinde de yazıldığı. Çufadar, enflasyonun 31–33 bandında gelmesinin tek başına dış politikayı belirlemeyeceğini; ama rezervlerde sert erime ve kurda oynaklığın Türkiye’yi dışarıya karşı kırılgan gösterip manevra alanını daraltacağını söylüyor. Bu yüzden “kur istikrarı”nı bir makro hedef olmanın ötesinde, jeopolitik esneklik hedefi olarak da okuyor. Başka bir deyişle: içerideki dalga boyu küçüldükçe, dışarıda söylenen sözün ağırlığı artıyor.

KOBİ cephesinde ise mesaj aynı ölçüde net: “Altın dönem”de yaratılan tamponlar kalıcı verimlilikle pekiştirilmediyse, sıkılaşma başladığında bedel tabana yayılıyor. Bu bedel, yalnızca kredi maliyeti değil; üretim kaybı, istihdam niteliği kaybı ve toplumsal dayanıklılık kaybı. Çufadar’ın çizdiği sınır, ekonominin bugünkü gündeminin “tek veri–tek oran” basitliğine sığmadığını hatırlatıyor: Şokun süresi, petrolün kalıcılığı, likidite rejimi ve beklenti yönetimi aynı anda okunmak zorunda. Bu okuma doğru yapılırsa, sert döneme rağmen kontrol duygusu korunur; yanlış yapılırsa, en büyük hasar rakamlardan önce zihinlerde başlar.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction

Günlük Yayınlara Erişin

Dr.Artunç Kocabalkan ile her gün yayınlanan piyasa yorumlarına tek günlük erişim satın alabilirsiniz. Karar anlarında ihtiyacınız olan bilgiye hızlıca ulaşın, günü kaçırmayın.
Günlük Erişim Satın Al