
Küresel finansal piyasalar zaman zaman şaşırtıcı bir sakinlik sergiler. Bu sakinlik, risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmez; çoğu zaman risklerin henüz doğru şekilde fiyatlanmadığını gösterir.
Bugün içinde bulunduğumuz durum da buna benziyor.
Nisan ayının başından bu yana Amerikan hisse senetleri güçlü bir performans sergiliyor. Teknoloji ağırlıklı endeksler hızlı bir yükseliş içinde. Aynı dönemde tahvil getirileri yüksek kalmaya devam ediyor; ABD 10 yıllık tahvil faizi %4’ün üzerinde. Üstelik enflasyon verilerinin yukarı yönlü sürpriz yapma ihtimali hâlâ masada.
Bu üç unsur —yüksek faizler, belirsiz enflasyon ve güçlü hisse senedi rallisi— normal şartlarda aynı anda bir arada bulunmaz.
Ama bugün bulunuyor.
Bu durum bize tek bir şey söylüyor: Piyasa, içinde bulunduğu dünyayı ya eksik okuyor ya da bilinçli olarak görmezden geliyor.
Orta Doğu’daki gelişmeler, bu kopukluğun en açık örneğini sunuyor. İsrail ile İran ekseninde devam eden gerilim, Lübnan üzerinden genişleme riski taşıyor. Ateşkes girişimleri ise kırılgan ve tartışmalı.
Buna rağmen finansal piyasalar bu gelişmeleri büyük ölçüde fiyatlamıyor.
Bu durum, piyasanın iki varsayım üzerine hareket ettiğini düşündürüyor:
Ya çatışmanın kontrol altında kalacağına inanılıyor ya da bu tür risklerin ekonomik sonuçlarının sınırlı olacağı varsayılıyor.
Her iki yaklaşım da tarihsel olarak sorunludur.
Enerji fiyatları, ticaret yolları ve küresel güvenlik dengesi üzerindeki etkiler düşünüldüğünde, bu tür çatışmaların “lokal” kalması nadiren mümkün olur.
Daha da dikkat çekici olan, finansal koşullar ile piyasa davranışı arasındaki uyumsuzluktur.
Yüksek faiz oranları, teorik olarak riskli varlıkların değerini aşağı çeker. Çünkü gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değeri düşer. Aynı zamanda finansman maliyetleri artar ve ekonomik aktivite yavaşlar.
Ancak bugün bu mekanizma tam anlamıyla işlemiyor.
Bunun bir nedeni, yatırımcıların merkez bankalarının nihayetinde gevşemeye döneceğine dair güçlü inancı olabilir. Ancak bu inanç, enflasyon dinamikleriyle giderek daha fazla çelişiyor.
Eğer enflasyon beklendiği kadar hızlı düşmezse, bu beklenti ciddi bir düzeltmeye yol açabilir.
Piyasadaki psikoloji de en az makro veriler kadar önemli.
Son dönemde gözlenen en belirgin davranış biçimi şu: yatırımcılar yükselişi kaçırdıklarından şikâyet ediyor, fakat aynı zamanda bu seviyelerden alım yapmaya isteksizler.
Bu durum, piyasanın güçlü olduğu kadar kırılgan da olduğunu gösterir.
Çünkü fiyatları yukarı taşıyan unsur güçlü bir inanç değil, çoğu zaman “dışarıda kalmama” refleksidir.
Piyasaların bir diğer kırılgan noktası, merkez bankalarına ilişkin beklentilerdir.
Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz politikasına dair belirsizlik sürüyor. Euribor’daki yükseliş, finansal koşulların sıkı kalacağını gösteriyor. Buna rağmen piyasa, bu sıkılığın sürdürülebilir etkilerini tam olarak fiyatlamıyor.
Benzer şekilde, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) sınırlı sayıda faiz indirimi yapacağı beklentisi hâkim. Ancak bu beklenti, enflasyonun yeniden hızlanması durumunda hızla geçerliliğini yitirebilir.
Piyasa, merkez bankalarını rahatlatıcı bir güç olarak görmeye devam ediyor. Oysa mevcut koşullarda merkez bankaları, daha çok bir kısıtlayıcı faktör olabilir.
Sermaye akımlarının yeniden gelişen piyasalara yönelmesi, ilk bakışta olumlu bir sinyal olarak yorumlanabilir. Ancak bu akımlar genellikle en hızlı tersine dönen akımlar olur.
Yüksek faiz ortamı, güçlü dolar ve jeopolitik belirsizlikler bir araya geldiğinde, bu tür pozisyonların sürdürülebilirliği sınırlıdır.
Bu nedenle, gelişen piyasalardaki iyimserlik dikkatle izlenmelidir.
Bugünkü tabloyu anlamanın en doğru yolu, kesin yargılardan kaçınmaktır.
Piyasa bazen geleceği doğru görür ve yatırımcılar geç kalır. Bazen de piyasa, gerçekleri gecikmeli olarak fiyatlar ve düzeltme kaçınılmaz olur.
Şu an içinde bulunduğumuz durum, bu iki ihtimalin tehlikeli bir şekilde birbirine yakın olduğu bir evreyi andırıyor.
Bu nedenle asıl soru şudur:
Piyasa gerçekten yeni bir dengeye mi uyum sağlıyor,
yoksa henüz gerçekleşmemiş bir düzeltmenin öncesinde mi duruyor?
Bu sorunun cevabı henüz net değil.
Ama kesin olan bir şey var:
Piyasaların bu kadar rahat olduğu dönemler,
çoğu zaman en dikkatli olunması gereken dönemlerdir.