
Ekonomi ve siyaset iki değişken, üç temel soruyla okunuyor
Aynı haberin farklı dönemlerde neden bambaşka sonuçlar ürettiği net bir çerçeveyle anlatılıyor
Yatırımcıya tahmin değil, karar refleksi kazandırmayı hedefleyen bir yöntem sunuluyor
Türkiye’de yatırım yaparken en sık yapılan hata, tekil olaylara odaklanmak. Bir açıklama, bir istifa ihtimali, bir seçim tartışması… Oysa asıl belirleyici olan, bu olayların hangi ekonomik ve siyasi zeminde gerçekleştiği. İşte bu eğitim serisinin ilk başlığı, tam da bu ayrımı öğretmeyi amaçlıyor.
Dr. Artunç Kocabalkan tarafından verilecek eğitim serisinin açılış dersinde, yatırımcıyı günlük haber akışının gürültüsünden çıkarıp “durum okuma” disiplinine taşıyan bir çerçeve kuruluyor. Temel soru şu: “Ne oldu?” değil, “Biz neredeyiz?”
Eğitimin çekirdeğinde iki değişken bulunuyor: ekonomi ve siyaset. Bu iki değişkeni anlamlandırmak için yatırımcının zihnine yerleştirilmesi hedeflenen üç temel soru var: Ekonomi şu anda iyi mi, kötü mü? Siyaset iyi mi, kötü mü? Ve bu ikisi aynı yönde mi ilerliyor, yoksa birbirine zıt mı? Bu sorular refleks hâline geldiğinde, piyasadaki ani dalgalanmaların yarattığı panik azalıyor; her yeni bilgi, yerine oturacağı bir bağlam buluyor.
Eğitimde özellikle “iyi” ve “kötü” kavramları üzerinde bilinçli bir durak veriliyor. Türkiye’de “ekonomi iyi” demek, halkın mutlu olması anlamına gelmiyor. Asıl ölçüt, sermaye açısından okunabilirlik. Kurda sert yönler yerine oynaklığın düşmesi, CDS’in kontrol altında kalması, rezervlerin net ve sürdürülebilir artışı, para politikasında öngörülebilirlik… Ve en önemlisi, piyasanın sabah uyandığında “bugün ne olacak?” sorusunu daha az sorması.
Ekonominin kötüleşmesi ise farklı sinyallerle tanımlanıyor: Kurda ani ve yönlü hareketler, CDS sıçramaları, rezerv erimesi, faiz–kur–kredi hattında ad hoc kararlar ve “bir gece bir şey olur mu?” hissinin yayılması. Burada verilen kritik ders şu: Ekonomi her zaman bir anda bozulmaz; bazen yavaş yavaş çözülür, bazen tek bir olayla kırılır.
Benzer bir netlik siyaset başlığında da kuruluyor. Siyasetin iyi olması, ideal bir demokrasi tablosundan çok, öngörülebilir güç dengesi anlamına geliyor. Seçim takviminin netliği, kurumların çalıştığı algısı, söylemin sert ama kontrollü olması ve ekonomi yönetiminin siyasi olarak sahiplenilmesi bu alanın temel göstergeleri. Siyasetin kötüleşmesi ise erken seçim belirsizliği, kutuplaştırıcı dil, ekonomi yönetiminin yalnızlaşması ve tek bir açıklamanın piyasayı bozabileceği algısıyla tarif ediliyor.
Bu kavramsal netlik sağlandıktan sonra yatırımcı, 2×2’lik ekonomi–siyaset matrisine geçiyor. Ekonomi ve siyasetin iyi olduğu “altın denge” dönemlerinde sermayenin sabırlı davrandığı, hataların tolere edildiği ve zaman kazanıldığı anlatılıyor. Hem ekonomi hem siyasetin kötü olduğu alan ise açık biçimde “kriz bölgesi” olarak tanımlanıyor; bu noktada yatırım değil, hayatta kalma öncelik kazanıyor.
Eğitimin en öğretici bölümlerinden biri de, bu çerçevenin güncel olaylara uygulanması.
Eğitimin kapanışında yatırımcıya hazır bir reçete sunulmuyor. Bunun yerine zihne yerleşmesi istenen cümle şu oluyor: “Biz olay tahmini yapmıyoruz; hangi durumda ne yapılır, onu biliyoruz.” Bu eğitim serisinin ilk dersi, yatırımcıya tam da bu bakış açısını kazandırmayı hedefliyor.