
Donald Trump’ın öncülüğünde kurulan “Barış Kurulu” (Board of Peace), Gaza’nın yeniden inşasına odaklanan ilk resmi toplantısını Washington’da gerçekleştirmeye hazırlanıyor.
Uluslararası arenada projeye yönelik milyarlarca dolarlık hibe ve yatırım sözü verilirken, bu fonların yönetimi ve sahadaki uygulanabilirliği konusundaki şüpheler ağırlığını koruyor.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı uzmanlarından Aaron David Miller, girişimin büyüklüğüne rağmen bölgedeki jeopolitik risklerin ve siyasi belirsizliklerin projenin önündeki en büyük engel olduğunu savunuyor.
Jeopolitik gerilimlerin gölgesinde kalan Gaza için Washington’dan yeni bir ekonomik hamle sinyali geldi. Trump yönetiminin “Barış Kurulu” çatısı altında topladığı bu yeni oluşum, sadece bir insani yardım operasyonu değil, aynı zamanda bölgenin ekonomik çehresini değiştirmeyi hedefleyen devasa bir kalkınma projesi olarak lanse ediliyor. Washington’daki ilk toplantı, fonların toplanması ve inşa sürecinin koordinasyonu için kritik bir eşik olarak görülse de, uluslararası kamuoyu hala “milyarlarca dolarlık vaatlerin” somut bir istikrara dönüşüp dönüşmeyeceğini sorguluyor.
Yatırımcı ve piyasa perspektifinden bakıldığında, “Barış Kurulu” girişimi yüksek riskli ancak potansiyel olarak dönüştürücü bir sermaye hareketi olarak tanımlanabilir. Finansal taahhütlerin büyüklüğü, bölgedeki altyapı ve enerji sektörleri için iştah kabartıcı bir tablo sunsa da, güvenlik mimarisinin netleşmemiş olması sermaye akışının önünde ciddi bir bariyer teşkil ediyor. Eğer bu kurul, sadece diplomatik bir söylemden öteye geçip şeffaf ve denetlenebilir bir yatırım mekanizması kurabilirse, bölge ekonomisi için tarihin en büyük şantiye dönemlerinden biri başlayabilir. Ancak mevcut belirsizlikler, projenin kağıt üzerinde kalan bir “niyet beyanı” olarak kalma riskini de masada tutuyor. Piyasanın asıl beklenti ise, siyasi çekişmelerin ötesinde, bölgeye girecek olan sermayenin hukuki ve fiziki güvenliğinin nasıl sağlanacağı sorusuna yanıt bulmak.