
Küresel piyasalar, Orta Doğu’daki gerilimin geçici de olsa yumuşadığına işaret eden kritik bir gelişmeyle güçlü bir toparlanma sergiliyor. İran’ın Pakistan tarafından önerilen iki haftalık ateşkesi kabul etmesi ve bu kararın yeni dini lider tarafından onaylanması, son haftalarda biriken jeopolitik risk priminin hızla geri çekilmesine yol açtı.
Bu gelişmenin piyasalara yansıması sert oldu. Nasdaq vadeli işlemleri kısa sürede 600 puanın üzerinde yükselirken, risk iştahı yeniden devreye girdi. Özellikle teknoloji hisselerinde görülen bu hızlı yukarı hareket, yatırımcıların en kötü senaryoyu — doğrudan bir bölgesel savaş ve nükleer risk — kısa vadede fiyatlamaktan vazgeçtiğini gösteriyor.
Ateşkes kararıyla birlikte piyasanın en büyük korkusu olan doğrudan bir İran-İsrail savaşı ve buna eşlik edecek nükleer gerilim ihtimali şimdilik ötelenmiş görünüyor. Bu durum, özellikle son günlerde hızla yükselen güvenli liman talebinin çözülmesine neden oldu.
ABD tahvil faizlerinde geri çekilme, altın ve petrol fiyatlarında kısa vadeli gevşeme ve hisse senetlerinde güçlü alımlar bu yeni fiyatlama rejiminin ilk yansımaları arasında yer alıyor.
Ancak burada dikkat çekici olan nokta, piyasanın bu gelişmeyi kalıcı bir çözüm olarak değil, “zaman kazanma” olarak okuması. Ateşkesin yalnızca iki haftalık olması ve yeni son tarihin 21 Nisan’a ötelenmesi, belirsizliğin tamamen ortadan kalkmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Piyasa açısından kritik olan yalnızca ateşkes değil, aynı zamanda zamanlamanın değişmesi. Yeni takvim, hem siyasi hem de ekonomik gelişmelerin yeniden fiyatlanmasına neden oluyor.
Özellikle 16 Nisan’da yapılacak önemli politika açıklamaları ve ardından gelecek makro veriler, artık çok daha kritik hale gelmiş durumda. Jeopolitik riskin kısa vadede düşmesi, yatırımcıların yeniden makro verilere ve merkez bankası beklentilerine odaklanmasını sağlıyor.
Bu durum, piyasanın “savaş modundan” yeniden “veri ve politika moduna” geçiş yaptığını gösteriyor.
Gerilimin geçici olarak düşmesiyle birlikte, risk dengesi üzerine kurulu yatırım stratejileri — özellikle “risk parity” yaklaşımı — yeniden avantajlı hale geliyor. Bu stratejiler, hisse senetleri ve tahviller arasındaki dengeye dayalı olduğu için yüksek volatilite dönemlerinde baskı altında kalırken, riskin normalize olduğu ortamlarda yeniden güç kazanıyor.
Aynı şekilde gelişen piyasalara yönelik ilgi de artış gösteriyor. Son dönemde ABD varlıklarına yönelen sermaye akımlarının bir kısmının yeniden gelişen ülkelere kayması beklenebilir.
Ancak dikkat çeken bir diğer unsur, piyasalardaki mevcut pozisyonlanmanın oldukça “hafif” olması. Yani yatırımcılar bu ralliyi güçlü ve dolu pozisyonlarla değil, daha çok düşük riskli ve temkinli duruşlarla karşılıyor. Bu da yukarı yönlü hareketlerin hızlanmasına neden olabiliyor.
Piyasalar için en kötü senaryonun şimdilik ötelenmiş olması güçlü bir rahatlama sağladı. Ancak bu rahatlama, kalıcı bir güven ortamından ziyade geçici bir nefes alma olarak değerlendirilmeli.
Yeni son tarih olan 21 Nisan’a kadar geçen süreç, yatırımcılar için kritik olacak. Eğer diplomatik süreç ilerlerse, riskli varlıklarda yükseliş devam edebilir. Ancak gerilimin yeniden tırmanması durumunda, bu kez piyasa çok daha sert bir tepki verebilir.
Bugün yaşanan yükseliş, riskin ortadan kalktığını değil, yalnızca ileri bir tarihe ertelendiğini gösteriyor.