
Merkez Bankaları Satın Alıyor, Piyasalar Hâlâ Şüpheli..
Son haftalarda yatırımcıların kafasındaki en büyük soru şu:
Altın yükseliş trendini kaybetti mi?
Yoksa yaşanan geri çekilme yalnızca yeni yükseliş öncesi bir soluklanma mı?
Armstrong Economics’in kurucusu Martin Armstrong’a göre cevap oldukça net:
Hayır. Altındaki ana hikâye bitmedi.
Üstelik bunun nedeni faiz ya da enflasyon değil.
Asıl belirleyici unsur yeniden jeopolitik riskler olacak.
Armstrong’a göre yatırımcıların büyük kısmı İran-İsrail geriliminin kısa sürede kontrol altına alınacağını fiyatladı.
Savaşın küresel bir krize dönüşmeyeceği düşüncesiyle birlikte güvenli liman talebi azaldı.
Bunun sonucu olarak altın üzerindeki savaş primi çözülmeye başladı.
Ancak Armstrong burada önemli bir ayrım yapıyor.
Ona göre fiyat düşüşü trend değişimi anlamına gelmiyor.
Tam tersine piyasa yeni jeopolitik dalgayı bekliyor.
Aslında son yılların en önemli gelişmesi bireysel yatırımcı değil.
Merkez bankaları.
World Gold Council verileri son üç yılda tarihin en güçlü resmi altın alımlarından birinin gerçekleştiğini gösteriyor.
Özellikle;
rezervlerini artırmaya devam ediyor.
Bunun nedeni fiyat beklentisi değil.
Rezerv güvenliği.
Jeopolitik parçalanmanın hızlandığı yeni düzende altın yeniden tarafsız rezerv varlığı olarak görülüyor.
Armstrong da tam olarak bunu vurguluyor.
Merkez bankaları günlük fiyat hareketleriyle ilgilenmiyor.
Onlar sistemik risk satın alıyor.
Videoda en dikkat çekici bölümlerden biri Avrupa değerlendirmesi.
Armstrong, Avrupa’nın temel probleminin büyüme olmadığını söylüyor.
Asıl sorun ortak borç yapısının hâlâ oluşmamış olması.
IMF ve ECB raporlarında da uzun süredir benzer yapısal sorunlara dikkat çekiliyor.
Özellikle İtalya ve Fransa’nın kamu borcu yüksek seviyelerde bulunurken Almanya dahi zayıflayan sanayi üretimiyle mücadele ediyor.
Böyle bir tabloda jeopolitik risklerin finansal sisteme etkisi çok daha büyük olabilir.
Armstrong’un en önemli iddiası şu:
Altını uzun vadede en çok yükselten unsur enflasyon değil.
Jeopolitik belirsizlik.
1979-1980 dönemini örnek gösteriyor.
Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali sonrasında altının çok kısa sürede sert yükseliş yaşadığını hatırlatıyor.
Benzer mekanizmanın yeniden çalışabileceğini düşünüyor.
Özellikle;
önümüzdeki dönemin ana fiyatlama başlıkları olabilir.
Goldman Sachs son raporlarında merkez bankalarının güçlü altın talebinin devam edeceğini öngörüyor.
Banka, fiziki rezerv talebinin altın fiyatları için en önemli destek olmaya devam ettiğini düşünüyor.
UBS ve Bank of America da benzer şekilde merkez bankası talebinin fiyatları aşağı yönlü sert hareketlerden koruduğunu belirtiyor.
2022-2024 döneminde yatırımcılar sadece Fed’i konuşuyordu.
Artık tablo değişiyor.
Yeni dönemde piyasalar aynı anda;
gibi çok daha karmaşık değişkenleri fiyatlıyor.
Altın tam da bu nedenle yeniden stratejik varlık haline geliyor.
Altın artık yalnızca enflasyona karşı korunma aracı değil.
Küresel sistemde artan kutuplaşmanın sigortası hâline geliyor.
Eğer 2026’nın ikinci yarısında jeopolitik tansiyon yeniden yükselirse, fiyatlamanın merkezinde faiz değil güvenlik yer alabilir.
İşte bu nedenle yatırımcıların yalnızca Fed’i değil; merkez bankalarının rezerv hareketlerini, enerji koridorlarını ve küresel sermaye akımlarını da yakından izlemesi gerekiyor.
Çünkü yeni altın rallisini belirleyecek olan, bu kez enflasyondan çok jeopolitik olabilir.