
İşte yazının Financial Times / The Economist seviyesine genişletilmiş, daha derin analiz içeren versiyonu:
Küresel finans piyasaları 2026’nın ikinci yarısına girerken alışılmış anlatının dışına çıkmaya başladı. Son iki yıldır yatırımcıların neredeyse tek gündemi olan yapay zekâ teması ilk kez ciddi biçimde sorgulanıyor. Ancak bu sorgulama teknolojinin geleceğine ilişkin değil; yatırımcıların geleceği bugünden ne kadar fiyatladığına ilişkin.
Microsoft öncülüğünde Magnificent Seven hisselerinde görülen zayıflama, Nasdaq’ın zaman zaman endeksin geri kalanından negatif ayrışması ve buna karşın sanayi, finans, enerji ve savunma hisselerinin güçlü kalması, Wall Street’te sessiz ama önemli bir sermaye rotasyonunun başladığına işaret ediyor.
Önümüzdeki günlerde Portekiz’in Sintra kentinde düzenlenen merkez bankacıları toplantısından gelecek mesajlar ile ABD tarım dışı istihdam verisi bu rotasyonun kalıcı olup olmayacağını belirleyecek en önemli iki gelişme olacak.
2023 ve 2024 yıllarında yatırımcıların temel sorusu “Yapay zekâ ekonomiyi değiştirecek mi?” idi.
Bugün ise soru tamamen değişmiş durumda:
“Bu dönüşümün yaratacağı ekonomik değer, bugünkü piyasa değerlerini haklı çıkarabilecek mi?”
Son iki yılda dünyanın en büyük teknoloji şirketleri veri merkezlerine, yapay zekâ çiplerine, enerji altyapısına ve büyük dil modellerine yüz milyarlarca dolar yatırım yaptı. Microsoft, Amazon, Alphabet ve Meta’nın toplam sermaye harcamaları tarihî zirvelere ulaştı.
Bu yatırımların büyük bölümü henüz nakit akışı üretmiş değil. Dolayısıyla yatırımcılar artık bilanço büyüklüğünden çok yatırımın geri dönüş hızına odaklanıyor.
Wall Street’in temel tartışması tam da burada başlıyor.
Microsoft yalnızca dünyanın en büyük yazılım şirketlerinden biri değil. Aynı zamanda kurumsal yapay zekâ ekosisteminin en önemli oyuncusu.
Azure, OpenAI ortaklığı, Copilot ürün ailesi ve veri merkezi yatırımları nedeniyle şirket bugün küresel AI harcamalarının adeta barometresi olarak görülüyor.
Bu nedenle Microsoft hissesindeki zayıflama yalnızca tek bir şirketin performansı olarak okunmuyor.
Yatırımcılar bunu, “AI yatırımlarının getirisi beklenenden daha mı uzun sürecek?” sorusunun fiyatlaması olarak değerlendiriyor.
Finans tarihinde büyük teknolojik dönüşümler neredeyse her zaman aynı döngüden geçti.
İlk aşamada yeni teknoloji büyük bir verimlilik hikâyesi yarattı.
Ardından yatırımcılar gelecekte oluşacak tüm kazançları bugünkü fiyatlara taşıdı.
Sonraki aşamada ise teknolojinin kendisi değil, beklentiler düzeltildi.
Demiryolları…
Elektrik…
Otomobil…
İnternet…
Akıllı telefonlar…
Hepsinde ortak nokta buydu.
Dot-com balonu bunun en bilinen örneği.
İnternet başarısız olmadı.
Amazon, Google ve birçok teknoloji şirketi dünyanın en değerli şirketleri hâline geldi.
Ancak 2000 yılında yatırımcıların ödediği fiyatlar gerçek büyümenin çok önüne geçmişti.
Bugün yapay zekâ için yapılan benzetmelerin temelinde de aynı tarihsel deneyim yatıyor.
Son haftaların en dikkat çekici gelişmesi endekslerin dirençli kalmaya devam etmesi.
Teknoloji hisselerinde satış yaşanırken;
görece daha güçlü performans sergiliyor.
Bu tablo klasik bir “riskten kaçış” davranışından çok portföy rotasyonunu işaret ediyor.
Başka bir ifadeyle yatırımcılar hisse senedi piyasasını terk etmiyor; sadece büyüme hisselerinden daha makul değerlemelere sahip sektörlere geçiyor.
ABD 10 yıllık tahvil faizindeki yükseliş teknoloji hisseleri açısından kritik öneme sahip.
Yüksek büyüme şirketlerinin bugünkü değeri büyük ölçüde gelecekte elde edecekleri nakit akımlarına dayanıyor.
Faiz yükseldikçe bu nakit akımlarının bugünkü değeri azalıyor.
İşte bu nedenle teknoloji hisseleri ile tahvil faizleri arasında son derece güçlü bir ilişki bulunuyor.
Özellikle yüzde 4,5-4,7 bandına yaklaşan ABD tahvil faizleri piyasanın dikkatle izlediği eşiklerden biri hâline gelmiş durumda.
Eğer güçlü istihdam verileri nedeniyle Fed’in faiz indirimleri ötelenirse, tahvil faizlerindeki yukarı yönlü baskı teknoloji hisseleri üzerinde yeni bir değerleme baskısı oluşturabilir.
Her yıl düzenlenen Sintra toplantısı artık yalnızca Avrupa için değil, küresel piyasalar açısından da Jackson Hole kadar önemli kabul ediliyor.
Bu yıl yatırımcılar dört temel sorunun cevabını arayacak:
Fed faiz indirimine ne kadar yakın?
ECB yeni faiz indirimlerine devam edecek mi?
Japonya Merkez Bankası ultra gevşek politikadan tamamen çıkabilecek mi?
Küresel enflasyon gerçekten kontrol altına alındı mı?
Bu soruların her biri yalnızca tahvil piyasasını değil; hisse senetleri, döviz piyasaları ve emtia fiyatlarını da doğrudan etkileyecek.
İran ile ilgili diplomatik temaslar sürmesine rağmen petrol fiyatlarının sınırlı tepki vermesi dikkat çekiyor.
Piyasalar artık kısa vadeli jeopolitik şoklardan çok bunların ekonomik sonuçlarını fiyatlıyor.
Brent petrolün yeniden dengelenmesi, yatırımcıların odağını tekrar büyüme ve para politikasına çevirmiş durumda.
Bu değişim, küresel piyasalarda jeopolitiğin tamamen önemsizleştiği anlamına gelmiyor.
Ancak mevcut fiyatlama davranışı, yatırımcıların merkez bankalarını hâlâ en büyük belirleyici olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
Yapay zekâ büyük olasılıkla internet kadar önemli bir teknolojik dönüşüm yaratacak.
Bu konuda piyasalarda ciddi bir fikir ayrılığı bulunmuyor.
Asıl ayrışma, bu dönüşümün hangi şirketlere ne kadar kazanç sağlayacağı ve yatırımcıların bunun için bugün ne kadar ödemesi gerektiği konusunda yaşanıyor.
Geçmiş tüm teknoloji devrimleri gösteriyor ki en büyük kazananlar çoğu zaman ilk liderler değil, dönüşüm olgunlaştığında doğru iş modelini kurabilen şirketler oluyor.
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda bugünün piyasa liderleri ile geleceğin kazananları aynı şirketler olmayabilir.
Yılın geri kalanında yatırımcıların izlemesi gereken temel göstergeler şunlar olacak:
Şimdilik tablo net görünüyor.
Wall Street yapay zekâ hikâyesinden vazgeçmiş değil.
Ancak ilk kez bu hikâyeye ödenen fiyatı ciddi biçimde sorgulamaya başladı.
Bu nedenle önümüzdeki aylar, yalnızca teknoloji şirketleri için değil, küresel sermaye piyasalarının liderliğinin yeniden şekillenmesi açısından da son yılların en kritik dönemlerinden biri olabilir.