
Washington ve Brüksel, ABD–Çin rekabetinin hızlandığı bir dönemde Türkiye’nin konumuna stratejik önem atfediyor. Avrupa Birliği’nin ekonomik rekabet gücünü artırma ve küresel tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabaları, Türkiye ile ilişkilerin yeniden değerlendirilmesine yol açıyor. Bu bağlamda AB’nin Ankara ziyaretleri ve temasları, yeniden dengeli bir angajmana işaret ediyor.
Brüksel’de düzenlenen son zirvelerde Avrupa’nın rekabet kapasitesi, tedarik güvenliği ve küresel ekonomik konumu ele alındı. “Avrupa’dan al” yaklaşımı ve yerli üretimi destekleme stratejileri, blok içinde dış bağımlılığı azaltma yönünde atılan adımlar olarak öne çıkıyor. Bu strateji, Türkiye gibi üretim ve lojistik kapasitesi güçlü ülkelerle ilişkilerin önemini artırıyor.
AB için Türkiye yalnızca komşu bir ekonomi değil; enerji ve ulaştırma koridorlarında kilit bir geçiş noktası. Trans-Anadolu ve Orta Koridor projeleri, Avrupa’nın Çin’e alternatif tedarik rotaları oluşturma arayışıyla örtüşüyor. Bu durum Ankara’yı stratejik iş birliği ortağı konumuna taşıyor.
Türkiye tarafında da Avrupa ile ekonomik entegrasyonu güçlendirme yönünde mesajlar veriliyor. İş dünyası temsilcileri ve diplomatik temaslarda, ticaret hacminin artırılması ve yatırım akışının hızlandırılması gerektiği vurgulanıyor. Türkiye ile AB arasındaki ekonomik bağın karşılıklı bağımlılık düzeyine ulaştığı belirtiliyor.
Enerji, ulaştırma ve yatırım başlıkları, ilişkilerin merkezine yerleşmiş durumda. Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı ile Türkiye’nin çok yönlü dış politika yaklaşımı kesişiyor. Bu kesişim noktası, yeni bir ekonomik iş birliği çerçevesi oluşturabilir.
Sonuç olarak, küresel jeoekonomik dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye-AB hattı yeniden ısınıyor. Brüksel’in Ankara’ya yönelik ilgisi, rekabet çağında stratejik ortaklık arayışının somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.