
TCMB’nin son Enflasyon Raporu’nda Brent petrol için 2026 varsayımı 60,9 dolar, 2027 varsayımı ise 56 dolar seviyesinde yer aldı.
Petrol fiyatları son haftalarda 70–80 dolar bandına yükselerek bu varsayımların hızla geçersiz hale gelme riskini ortaya koydu.
Enerji fiyatlarındaki her artış Türkiye’de cari açık ve enflasyon üzerinde doğrudan yukarı yönlü baskı oluşturuyor.
Küresel enerji piyasalarında yaşanan son hareketler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) petrol fiyatı varsayımlarını yeniden tartışmaya açtı. Bankanın son Enflasyon Raporu’nda Brent petrol için 2026 yılı ortalama fiyat varsayımı 60,9 dolar, 2027 yılı için ise 56 dolar olarak öngörülmüştü. Ancak jeopolitik gerilimler ve arz risklerinin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte petrol fiyatları bu seviyelerin oldukça üzerine çıktı.
Asya piyasalarının açılışıyla birlikte Brent petrolün 80 dolar seviyesine yaklaşması, enerji fiyatlarının kısa sürede yeniden küresel risk faktörü haline gelebileceğini gösterdi. Bu tablo, özellikle enerji ithalatçısı ekonomiler açısından makro dengeler üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.
Türkiye ekonomisi açısından petrol fiyatları yalnızca enerji maliyetlerini değil, aynı zamanda cari denge ve enflasyon dinamiklerini de doğrudan etkiliyor. Bu noktada TCMB’nin raporunda yer alan hesaplamalar dikkat çekiyor. Rapora göre petrol fiyatlarındaki artışın makro göstergeler üzerindeki etkisi oldukça belirgin.
“Her 10 $ petrol artışı:
• Cari açığı yaklaşık 2,5–3 milyar $,
• Enflasyonu 0,5–1 puan yukarı itiyor.”
Bu çerçevede petrol fiyatlarının uzun süre 70–75 dolar bandında kalması bile mevcut makro tahmin setinin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Çünkü petrol fiyatı varsayımları yalnızca enerji maliyetlerini değil, aynı zamanda enflasyon patikasını, cari denge projeksiyonlarını ve para politikası duruşunu da doğrudan etkileyen temel değişkenlerden biri.
TCMB’nin raporunda yer alan petrol fiyatı projeksiyonları ise küresel enerji piyasalarının oldukça sakin bir senaryoya göre şekilleneceği varsayımına dayanıyor. Ancak son dönemde jeopolitik risklerin artması ve arz tarafındaki belirsizlikler, bu tür baz senaryoların hızla değişebileceğini gösteriyor.
Bu tabloyu özetleyen değerlendirme ise oldukça net bir uyarı içeriyor:
“Brent 70–75 $ bandında kalsa bile mevcut öngörüler anlamını yitiriyor.
Özetle, tahminlerinizi risklere göre değil en iyi ihtimale göre yaparsanız politikanız da iyimserliğe teslim olur.”
Enerji fiyatlarının yeniden küresel ekonominin merkezine yerleştiği bir dönemde, petrol varsayımlarındaki küçük değişimler bile Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ekonomiler için büyük makro sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle petrol fiyatlarındaki her kalıcı yükseliş yalnızca enerji piyasalarını değil, aynı zamanda enflasyon beklentilerini ve cari denge projeksiyonlarını da yeniden şekillendiriyor.
