
İngiltere siyasetinde bir süredir arka planda konuşulan “Mandelson krizi” bu hafta patlak verdi. İşçi Partisi’nin ağır toplarından Peter Mandelson, Başbakan Keir Starmer’ın tercihiyle atandığı ABD Büyükelçiliği görevinden, ortaya çıkan yazışmalar nedeniyle görevinden alındı.
Mandelson’un 2000’li yıllarda ABD’li finansçı ve cinsel suçlu Jeffrey Epstein ile kurduğu ilişki, yeni belgelerle birlikte yeniden gündeme taşındı. ABD’li yasa yapıcılar tarafından paylaşılan dokümanlarda Mandelson’un Epstein’a yazdığı bir mektupta onu “en iyi dostum” diye tanımladığı ortaya çıktı. Ardından medyaya sızan e-postalar, Mandelson’un 2008’de Epstein’a yönelik cezayı “haksız” bulduğunu ve erken tahliye için mücadele etmesi gerektiğini tavsiye ettiğini gösterdi.
Bu ifşalar, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın ifadesiyle “atanma sırasında bilinenlerden çok daha farklı ve derin” bir ilişkiye işaret ediyordu. Starmer önce Mandelson’u güçlü şekilde savundu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Londra’ya yapacağı ziyaret öncesinde “önemli bir diplomat” olarak övdü. Ancak baskı artınca karar değişti ve Mandelson görevden alındı.
Mandelson’un görevden alınması, İngiltere’nin ABD ile ilişkilerinde kritik bir döneme denk geldi. Trump’ın devlet ziyareti öncesinde yaşanan bu kriz, hem diplomatik ilişkilerin güvenilirliği hem de İşçi Partisi’nin dış politika vizyonu açısından soru işaretleri doğurdu. Mandelson’un ABD siyasetinde özellikle Demokratlar kadar Cumhuriyetçilerle de güçlü bağlar kurduğu biliniyordu.
Starmer’ın “ABD ile güven tazeleme” stratejisinde Mandelson önemli bir figürdü. Ancak Epstein bağlantılarının ortaya çıkması, bu planı zayıflattı. Ayrıca Starmer’ın parti içinde otoritesini güçlendirme hamlesi de ters tepti; İşçi Partisi, kamuoyu yoklamalarında Nigel Farage’ın Reform UK partisinin gerisine düşmüş durumda.