
Avrupa’nın güvenlik haritasında gözler çoğu zaman Ukrayna’ya çevrili. Ancak aynı coğrafi kırılganlık, aynı Rus baskısı ve benzer demokratik sınavlarla Moldova da karşı karşıya. Bugün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Polonya Başbakanı Donald Tusk’un yapacakları bu olağanüstü ve üst düzey Kişinev’e yapacağı ziyaret, bu küçük ülkenin Avrupa için taşıdığı stratejik önemin artık ertelenemez hale geldiğini gösteriyor.
Moldova’nın hikâyesi, birçok noktada Ukrayna’nınkine benziyor:
Fark şu: Ukrayna sahada tam ölçekli savaşla sınanıyor; Moldova henüz “demokrasiye sızma” süreciyle test ediliyor.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu, yolsuzlukla mücadele kampanyaları ve Avrupa yanlısı duruşuyla Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy’e benzetiliyor. Her ikisi de Moskova’nın gölgesinde, Batı’yla entegrasyonu savunarak seçmenlerinden yeniden yetki almayı başardı. Ancak Sandu’nun önünde 28 Eylül’de yapılacak parlamento seçimleri var ve partisinin çoğunluğu kaybetme ihtimali yüksek.
Avrupa açısından bu kritik: Zelenskiy savaşın meşruiyetini askerî direniş üzerinden üretirken, Sandu aynı mücadeleyi siyasi sandıkta veriyor. Eğer Avrupa, Moldova’da bu sınavın kaybedilmesine izin verirse, Ukrayna cephesindeki direncin de morali sarsılabilir.
Üçlü ziyaretin sembolik gücü yüksek. Fransa, kendi seçimlerine Rus müdahalesi iddialarıyla giren bir ülke olarak Moldova’nın “siber cephe”sini yakından izliyor. Almanya ve Polonya içinse mesele yalnızca güvenlik değil, doğrudan AB’nin doğu sınırlarının bütünlüğü. Zira Moldova’nın zayıflığı, Avrupa’nın güvenlik hattını Ukrayna’dan çok daha batıya çekmek anlamına gelir.
Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği milyarlarca euroluk askeri ve ekonomik desteğe kıyasla, Moldova’ya sağlanacak destek çok daha düşük maliyetle daha büyük bir stratejik koruma sağlayabilir. Ukrayna’daki savaş “sert güç” sınavıysa, Moldova’daki seçim süreci “yumuşak güç” testidir.
Sonuç: Avrupa’nın doğudaki güvenlik denkleminde Moldova, Ukrayna’nın küçük bir kopyası değil; aynı senaryonun farklı perdesi. Kiev’de tanklarla başlayan kriz, Kişinev’de oy sandığında şekilleniyor. Avrupa için asıl soru şu: Moskova’nın gölgesini yalnızca cephede mi, yoksa demokrasinin en küçük sandığında da durdurabilecek mi?