0,00₺ 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
The Economist

Suudi Arabistan ve İran arasında kritik diplomasi

Aylardır İran’ın müttefikleri, Suudi Arabistan’ı füze ve dron saldırılarıyla hedef alıyor. Ülkenin en önemli petrol boru hattına zarar verdiler ve Riyad Havalimanı’nda en az 17 kişin...
Hülya Kocaer
Kasım 1, 2026
Paylaş

Aylardır İran’ın müttefikleri, Suudi Arabistan’ı füze ve dron saldırılarıyla hedef alıyor. Ülkenin en önemli petrol boru hattına zarar verdiler ve Riyad Havalimanı’nda en az 17 kişinin ölümüne yol açtılar. Havalimanı hâlâ büyük ölçüde hizmet dışı. Böylesi bir tablonun ardından Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman’ın 26 Ekim’de “diyaloğu teşvik etmek” amacıyla Tahran’a gitmesi şaşkınlık yarattı. Suudi veliaht prensin kardeşi, İran’ın en üst düzey güvenlik yetkilisi Muhsin Rızai ile gülümseyerek fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedi.

Ziyaret beklenmedikti; Suudi devlet medyası bile hazırlıksız yakalanmış görünüyordu. Taraflar, görüşmenin anlamını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamak için hemen harekete geçti. İranlı yetkililer bu ziyareti güçlerinin bir göstergesi olarak sundu: Suudi kraliyet ailesinin üst düzey bir mensubu, adeta ricacı konumunda Tahran’a gelmişti. Sertlik yanlısı bir milletvekili ise “çaresiz” krallığın, Yemen’de İran destekli Husilerle arabuluculuk yapılması için “yalvarmak” zorunda kaldığını öne sürdü. Suudi Arabistan’a verilen zararın önemli bölümünden de bu milisler sorumluydu.

Ancak Prens Halid Tahran’a yalnız gitmedi. Kendisine Pakistan Genelkurmay Başkanı ve Türkiye’nin istihbarat teşkilatının başındaki isim de eşlik etti. Her iki ülke de ağustos ayında Suudi Arabistan’da imzalanan karşılıklı savunma anlaşması Mekke Paktı’nın diğer üyeleri. Riyad yönetimi zirveyi bir caydırıcılık gösterisi olarak sundu: Üç büyük Müslüman ülke, yalnız bırakılmış İran’a ortak bir uyarı mesajı veriyordu.

Bütün bu diplomatik gösteriye rağmen zirveden kayda değer bir sonuç çıkmadı. Suudi Arabistan’ın gündeminde iki acil mesele vardı. Bunlardan ilki Husilerdi. Ancak İran’ın onları dizginlemek için pek bir nedeni yok. Nitekim Prens Halid’in ziyaretinin ardından Riyad’a yönelik yeni füze saldırıları düzenlendi.

İkinci mesele ise Amerika ile İran arasında savaşın yeniden başlaması ihtimali. Donald Trump, gelecek haftaki ara seçimlerin ardından Körfez ülkelerine yeni bir saldırı dalgasına hazırlandığı uyarısında bulundu. ABD bölgeye savaş gemileri, hava savunma sistemleri ve başka askerî teçhizat gönderiyor. Üçüncü uçak gemisinin de kasım ayında bölgeye ulaşması bekleniyor.

Dünyanın büyük bölümü yeni bir savaşı önlemek için yoğun çaba harcıyor. Daha önce çatışmaları durduran anlaşmanın müzakerelerinde rol oynayan Katar ve Pakistan heyetleri bu ay Tahran’ı birkaç kez ziyaret etti. Avrupalı diplomatlar telefon trafiğini sürdürüyor. Vladimir Putin bile diplomatik girişimlere katılmış görünüyor. Rus lider bu hafta Moskova’da İran Cumhurbaşkanı ve Katar Emiri ile görüştü.

Ancak bütün bu diplomasi trafiği, henüz Tahran ve Washington’ın kabul edebileceği ortak bir anlaşma ortaya çıkarmadı. İran, Hürmüz Boğazı merkezli dar kapsamlı bir mutabakatta ısrar ediyor. Buna göre ABD, İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırır, yaptırımları hafifletir ve başka ekonomik tavizler verirse Tahran da bir hafta içinde boğazı yeniden açmayı taahhüt ediyor. Körfezli diplomatlar takvim üzerinde pazarlık yürütüyor. Belki de İran, yedi gün yerine dört gün içinde boğazı açmayı kabul edebilir.

Ancak bu yaklaşım asıl sorunu gözden kaçırıyor. Trump böyle bir anlaşmayla ilgilenmiyor. Zira bu, haziran ayında imzaladığı ve kısa ömürlü olan mutabakat zaptına geri dönmekten başka bir anlam taşımayacak. ABD Başkanı, İran’ın nükleer programı konusunda derhâl taviz vermesini istiyor. Tahran ise şimdilik buna yanaşmıyor. Dört ülkenin katıldığı Tahran görüşmelerinde nükleer konuyu ele almayı dahi reddetti.

Bölgedeki diplomatlara göre Suudi Arabistan, İran’ın önüne hem havuç hem de sopa koydu. Tahran, Amerika ile anlaşma yapılmasını sağlayacak tavizler verirse Riyad ve komşuları daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik paktını müzakereye hazır. İran bunu reddeder ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını sürdürürse Mekke Paktı üyeleri karşılık vermeye hazırlanacak.

Ancak asıl risk, İran’ın bu iki mesajı da inandırıcı bulmaması. Tahran, Suudi Arabistan’ın bölgesel güvenlik anlayışını paylaşmadığından şüphe ediyor. İran’ın bu konudaki temel taleplerinden biri, Amerikan askerlerinin Körfez’den çıkarılması.

Askerî baskı tehdidi de pek ikna edici görünmüyor. Suudi Arabistan, Husilerin saldırılarını püskürtmekte zaten zorlanıyor. Yeni müttefikleri ise saldırı amaçlı askerî operasyonlara katılma konusunda isteksiz.

On yıllardır güvenliğini Amerika’ya emanet eden Körfez ülkeleri, artık bölgesel krizleri kendi başlarına yatıştırmaya çalışıyor. Bu, kuşkusuz olumlu bir gelişme. Ancak şimdilik diplomatik girişimlere rağmen savaş tehdidi varlığını koruyor.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
[email protected]
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction