
Rusya–Ukrayna, Ortadoğu, 105 dolarlık petrol ve dünyanın giderek pahalılaşan sermayesi
Dr. Artunç Kocabalkan | 11 Ekim 2026
Dünya ekonomisinin geldiği noktayı anlamak için bazen ekonomi kitaplarını kapatıp haberleri yan yana koymak gerekiyor.
Amerikan Başkanı Rusya ile Ukrayna arasında enerji ateşkesi sağlandığını açıklıyor. Ukrayna Devlet Başkanı ise böyle bir anlaşmadan haberdar olmadığını söylüyor.
Bir tarafta Rus dizelinin yeniden dünya piyasalarına dönmesi için yaptırımlar gevşetiliyor. Diğer tarafta Ortadoğu’da enerji arzının devam edebilmesi için savaşın sona ermesi bekleniyor.
Brent petrol cuma gününü 104,72 dolardan kapattı.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi %5,26 civarında.
Wall Street ise yükseliyor.
Bütün bunları aynı anda yaşayıp bir de ekonominin rasyonel beklentiler üzerine kurulu olduğunu anlatıyoruz.
İnsan bazen iktisat teorisine üzülüyor. Bu kadar çalışmayı hak etmemişti. 😁
11 Ekim’de Donald Trump, Rusya ile Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırıları durdurmak üzere anlaştığını duyurdu.
Ancak Volodimir Zelenskiy böyle bir anlaşmadan haberdar olmadığını söyledi.
Ukrayna’nın yaklaşımı açık: Rusya Ukrayna’nın enerji altyapısını hedef almayı durdurursa Ukrayna da Rus rafinerilerine saldırmayı bırakabilir. Bunun için karşılıklılık ve güvence istiyor.
Moskova’dan da üzerinde mutabık kalınmış bir anlaşmanın ayrıntılarını doğrulayan açıklama gelmiş değil.
Dolayısıyla elimizde henüz imzalanmış ve uygulandığı teyit edilmiş bir barış anlaşması bulunmuyor.
Ama diplomatik açıklamanın kendisi bile finansal piyasalar açısından önemli.
Çünkü savaşın enerji altyapısına verdiği zarar yalnızca Rusya ve Ukrayna’nın sorunu değil.
Rus rafinerilerindeki üretim kaybı dizel arzını etkiliyor. Avrupa’daki enerji maliyetleri bundan etkileniyor. Taşımacılık ve sanayi üretimi etkileniyor.
ABD’nin Rus dizelinin piyasaya dönüşünü kolaylaştırmaya çalışması da bu nedenle dikkat çekici.
Yıllardır yaptırımlarla sınırlandırılmaya çalışılan enerji akışının, fiyatları düşürmek için yeniden açılması tartışılıyor.
Siyasetin ilkeleri ile ekonominin ihtiyaçları arasındaki mesafe bazen bir petrol tankeri kadar olabiliyor.
Enerji ateşkesi gerçekleşirse petrol ürünlerinde arz baskısı hafifleyebilir. Ancak bu, toprak, güvenlik garantileri ve yaptırımlar gibi başlıkları içeren kapsamlı bir barış anlaşmasının yapıldığı anlamına gelmiyor.
Diplomaside açıklama ile anlaşma arasında, anlaşma ile uygulama arasında da mesafe var.
Piyasalar ise o mesafeyi fiyatlamaya çalışıyor.
Rusya–Ukrayna cephesinden gelen diplomatik haberlerin karşısında Ortadoğu’daki savaş duruyor.
İran merkezli çatışmalar ve Hürmüz çevresindeki enerji taşımacılığı sorunları, dünya petrol piyasasında ciddi bir arz şoku yarattı.
IMF ve Dünya Bankası’nın Bangkok toplantılarında da bu konu öne çıkıyor.
Enerji ve gübre maliyetleri artarken kamu borçları yükseliyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin yüksek faizle borçlanması giderek zorlaşıyor.
Bir tarafta stratejik petrol rezervleri piyasaya sunuluyor. Diğer tarafta arz güvenliği üzerindeki belirsizlik devam ediyor.
Üstelik 9 Ekim’de ABD’nin Meksika Körfezi’nde yaklaşan kasırga nedeniyle günlük yaklaşık 1,3 milyon varillik petrol üretimi de geçici olarak devre dışı kaldı.
Petrol fiyatının 100 doların üzerinde kalması yalnızca otomobil sahiplerinin problemi değil.
Nakliye maliyeti artıyor. Gıda üretimi pahalılaşıyor. Sanayinin enerji faturası yükseliyor.
Ve merkez bankaları, enflasyonla mücadele etmek için ekonomiyi yavaşlatmaya çalışırken dışarıdan yeni maliyet şokları geliyor.
Merkez bankacılığı zaten zor bir işti. Şimdi bir de jeopolitik gelişmeleri ve hava durumunu takip etmek gerekiyor.
Cuma günü S&P 500 ve Nasdaq yaklaşık %0,6 yükseldi.
Aynı gün ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi %5,26 seviyesindeydi.
Bu iki rakamı birlikte düşünmek gerekiyor.
Çünkü tahvil faizi yalnızca devletin borçlanma maliyeti değil. Şirketlerin finansman maliyetini, konut kredilerini ve gelecekteki nakit akımlarının bugünkü değerini de etkiliyor.
Yapay zekâ yatırımları devam ediyor. Büyük teknoloji şirketleri güçlü büyüme beklentileriyle fiyatlanıyor.
Ancak geleceğin kârlarını bugünden satın alırken kullanılan iskonto oranı yükseliyor.
Bu durumda aynı şirket, daha fazla kâr etse bile daha düşük değerleme çarpanıyla işlem görebilir.
Ekonomi bize gelecekteki bir liranın bugünkü bir liradan daha az değerli olduğunu öğretiyor.
Wall Street bazen bu hesabı biraz farklı yapıyor.
Özellikle gelecek yeterince heyecan vericiyse.
14 Ekim Çarşamba açıklanacak ABD tüketici enflasyonu bu nedenle önemli.
Beklentilerin üzerinde gelecek bir veri, faizlerin daha uzun süre yüksek kalacağı düşüncesini güçlendirebilir.
Beklentilerin altında kalacak bir veri ise tahvil faizlerinde rahatlama sağlayabilir.
Ama tek bir enflasyon verisi enerji arzındaki yapısal sorunları ortadan kaldırmaz.
Japonya, küresel finansal sistemde büyük tasarrufların ve sınır ötesi yatırımların kaynağı.
Japon yatırımcıların yabancı tahvillere olan talebi, Japon devlet tahvillerinin getirisi ve yenin değeri birlikte izlenmeli.
ABD tahvil faizleri yükselirken Japonya’daki faiz ortamının değişmesi, küresel fonlama işlemlerini etkileyebilir.
Yen üzerinden borçlanıp başka piyasalarda yatırım yapanların pozisyonlarını kapatması, hisse senetleri ve gelişmekte olan ülkelerde eşzamanlı dalgalanma yaratabilir.
Bazen bir piyasanın neden düştüğünü anlamak için o ülkenin şirket bilançolarına değil, başka bir ülkenin para birimine bakmak gerekir.
Küreselleşmenin finansal tarafı böyle çalışıyor.
Risk bir ülkede doğabiliyor. Faturası başka bir ülkede ödenebiliyor.
Türkiye’nin gündeminde enerji ithalatı ve enflasyon kadar sermaye piyasalarının iç işleyişi de bulunuyor.
SPK’nın başlattığı fon tasfiyesi süreci, çok sayıda fonu ve yatırımcıyı etkiledi.
1 Ekim’de uygun yatırımcılara, tasfiye sonunda hesaplaşılmak üzere 1 milyon TL’ye kadar avans ödenmesinin yolu açıldı.
Bu önemli bir gelişme.
Ancak yatırımcının alacağına kavuşmasıyla piyasanın yeniden sağlıklı fiyat üretmesi aynı süreç değil.
Fonların portföylerinde bulunan hisseler, tasfiye takvimi, işlem derinliği ve zorunlu satışlar ayrı ayrı izlenmeli.
İnsanlar fon alırken riskin dağıldığını düşünür.
Sonra bazı dönemlerde riskin dağıtılmasının, ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini öğrenir.
Finansın en pahalı derslerinden biridir bu.
Üstelik sınav soruları önceden verilmez.
BS Ekonomi model portföyünde büyük, likiditesi yüksek ve bilançosu izlenebilir şirketlere yönelmemizin temelinde de bu yaklaşım var.
AKBNK, BIMAS, KCHOL, TCELL, TTKOM, GARAN, MPARK, SAHOL, TUPRS, MGROS ve MAVI mevcut referans portföyümüzü oluşturuyor.
Bu şirketlerin de piyasa riski var. Fakat fon tasfiyesi gibi dönemlerde likidite ve bilanço kalitesi, yatırım kararının ayrılmaz parçaları haline geliyor.
Bitcoin ve diğer kripto varlıklar, yalnızca teknolojiye ilişkin beklentilerle hareket etmiyor. Küresel dolar likiditesi, faizler ve risk iştahı da fiyatlamayı etkiliyor.
Altında ise iki farklı kuvvet karşı karşıya.
Jeopolitik riskler güvenli liman talebini artırabilir. Yükselen reel faizler ise faiz getirisi olmayan altının taşınma maliyetini artırabilir.
Döviz piyasasında doların yönü için ABD enflasyonu kadar Japonya’nın faiz politikası ve Avrupa’nın enerji faturası da önemli.
Bu nedenle önümüzdeki hafta altın, EUR/USD, USD/JPY, Brent ve Bitcoin’i birbirinden kopuk piyasalar olarak değil, aynı küresel likidite düzeninin parçaları olarak izleyeceğim.
Pazartesi Rusya–Ukrayna enerji ateşkesi iddiasının taraflarca doğrulanıp doğrulanmadığına ve petrol fiyatlarına bakacağız.
Salı IMF’nin küresel görünümü ve büyük ABD bankalarının bilançoları gündemde olacak.
Çarşamba ABD tüketici enflasyonu açıklanacak.
Perşembe üretici enflasyonu ve yeni şirket sonuçları izlenecek.
Cuma günü ise haftanın sonunda tahvil, döviz ve hisse piyasalarının bu haberleri nasıl fiyatladığını göreceğiz.
Ancak bütün bu gelişmeleri tek bir soru birbirine bağlıyor:
Dünya, daha pahalı enerji ve daha pahalı sermayeyle ne kadar büyüyebilir?
Yıllardır krizleri izlerken öğrendiğim bir şey var.
Piyasalar zaman zaman çok karmaşık görünen olayları tek bir fiyatın içine sığdırmaya çalışıyor.
Bugün o fiyatlardan biri petrol.
Diğeri ise faiz.
Petrolün varili 104,72 dolar. ABD’nin 10 yıllık faizi %5,26.
Birincisi enerjinin, ikincisi zamanın ve sermayenin fiyatını gösteriyor.
Savaşlar yalnızca şehirleri, fabrikaları ve altyapıyı tahrip etmiyor. Gelecekteki refahın bugünkü maliyetini de artırıyor.
Dünya barışını uzun zamandır ahlaki, insani ve siyasi bir mesele olarak tartışıyoruz.
Belki artık ekonomik maliyetini de daha ciddiye almamız gerekiyor.
Çünkü barışın fiyatı pahalı görünebilir.
Savaşın faturası ise genellikle sonradan geliyor.
Dr. Artunç Kocabalkan
Bu yazı eğitim ve bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Yatırım tavsiyesi değildir. Piyasa fiyatları 9 Ekim 2026 kapanış ve gözlemlerine dayanmaktadır.