
Nevada çölleri, 1992’den bu yana süren sessizliğini bozmaya hazırlanıyor. ABD yönetiminden gelen son direktifler, “Destansı Öfke Operasyonu” (Operation Epic Fury) ve artan küresel gerilimle paralel olarak nükleer caydırıcılığın “fiziksel” olarak test edilmesi yönünde. Her ne kadar Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA) tam ölçekli bir patlatma için takvimi 2028 sonrasına çekse de, Nevada’daki “PULSE” laboratuvarında yürütülen subkritik deneylerin temposu artırıldı. Bu deneyler, nükleer başlıkların performansını patlama yaratmadan simüle etmeyi amaçlıyor ancak uluslararası kamuoyu bu hareketliliği yeni bir nükleer silahlanma yarışının işaret fişeği olarak okuyor.
Verilerle durumu özetlemek gerekirse; ABD’nin elindeki 5.000’den fazla nükleer başlığın “raf ömrünü” ve güvenilirliğini kanıtlama çabası, Nevada’yı yeniden jeopolitik bir satranç tahtasına dönüştürdü. Şubat 2026 itibarıyla Yeni START Antlaşması’nın sona ermesiyle birlikte, nükleer kısıtlamaların kalktığı bir döneme girildi. Bu durum, bölgedeki tesislerde hem modernizasyon çalışmalarını hem de olası bir “gerçek patlatma” senaryosu için lojistik hazırlıkları hızlandırmış durumda. Yatırımcı perspektifinden bakıldığında, bu savunma harcamalarındaki artış ve savunma sanayii devlerinin (Lockheed Martin, Northrop Grumman vb.) bölgedeki projelerde aldığı roller, “nükleer ekonomi” başlığı altında yeni bir risk ve fırsat parantezi açıyor.
