
Borsa İstanbul’da son aylarda yaşanan sıkışmanın nedeni sadece faiz, enflasyon ya da jeopolitik riskler değil. Yabancı yatırımcı artık çok daha temel bir konuya odaklanıyor: Piyasanın işleyişine güven.
MSCI’nın Haziran ayında yaptığı uyarının ardından gözler Kasım 2026 incelemesine çevrilmişti. Ancak bu hafta gelen ikinci gelişme çok daha önemli. S&P Dow Jones Indices de Türkiye’yi izleme listesine aldı ve şeffaflık ile gerçek halka açıklık hesaplamaları konusunda benzer endişelerini dile getirdi. Böylece uluslararası endeks sağlayıcılarının iki büyüğü aynı konuda Türkiye’yi uyarmış oldu.
MSCI’nın mesajı oldukça netti.
Uluslararası kurumsal yatırımcılar;
ileri sürüyor.
MSCI, Kasım 2026’ya kadar somut ilerleme görülmezse Türkiye için yeni bir değerlendirme süreci başlatabileceğini açıkladı.
Şimdi buna S&P’nin de benzer bir uyarı eklemesi, konunun tek bir kurumun görüşü olmaktan çıktığını gösteriyor.
HSBC’nin yayımladığı çalışmada, gerçek halka açıklık oranlarının yeniden hesaplanması halinde bazı hisselerin MSCI ve FTSE endekslerindeki ağırlıklarının düşebileceği belirtiliyor.
Paylaşılan tahmini tabloya göre olası pasif fon satış baskısı şu hisselerde yoğunlaşıyor:
Bu tahminler kesinleşmiş kararlar değil.
Ancak endeks ağırlıkları düşerse, MSCI ve FTSE’yi birebir takip eden pasif yabancı fonlar teknik olarak bu hisselerde satış yapmak zorunda kalabilir.
İşte piyasanın bugün fiyatlamaya çalıştığı risk de tam olarak bu.
Son aylarda hemen herkes aynı soruyu soruyor.
Faiz yüksek.
CDS geriliyor.
Rezervler toparlanıyor.
Peki neden yabancı hâlâ güçlü şekilde gelmiyor?
Çünkü büyük kurumsal yatırımcı için ilk kriter artık değerleme değil.
Piyasanın güvenilirliği.
BlackRock, Vanguard, Amundi, State Street gibi dev pasif fon yöneticileri şirket seçmez.
Endeksi takip eder.
Endeks sağlayıcıları risk uyarısı veriyorsa, bu fonlar doğal olarak yeni pozisyon almadan önce beklemeyi tercih ediyor.
Aslında düzenleyici kurumlar ilk adımı attı.
Borsa İstanbul ve ilgili kurumlar, halka açıklık hesaplamalarında yeni metodoloji değişiklikleri açıkladılar.
Ancak MSCI’nın beklediği sadece metodoloji değişikliği değil.
Uluslararası yatırımcılar;
gibi alanlarda somut ilerleme görmek istiyor.
Son günlerde yayımlanan değerlendirmelerde ortak tema dikkat çekiyor.
Türkiye’deki finans çevrelerinde de özellikle X platformunda piyasa profesyonelleri ve portföy yöneticileri, sorunun tek tek hisselerden ziyade piyasanın genel algısı olduğuna dikkat çekiyor. Tartışmaların ortak noktası, güven tesis edilmeden yabancı girişinin kalıcı olmayacağı yönünde.
Piyasanın en büyük korkusu 50 milyon ya da 100 milyon dolarlık teknik satışlar değil.
Asıl risk;
Çünkü güven kaybı oluştuğunda bunun etkisi sadece birkaç hisseyle sınırlı kalmaz.
Bütün piyasanın çarpanlarını aşağı çeker.
Kasım 2026’ya kadar atılacak adımlar artık sadece birkaç şirketin endeks ağırlığını değil, Borsa İstanbul’un uluslararası yatırımcı nezdindeki kredibilitesini belirleyecek.
MSCI’nın ardından S&P’nin de aynı başlıkta uyarı yapması, sorunun münferit değil yapısal olarak algılanmaya başlandığını gösteriyor. Eğer şeffaflık, gerçek halka açıklık hesaplamaları ve piyasa gözetimi konusunda güçlü ve ikna edici düzenlemeler gelirse, bugün fiyatlanan risklerin önemli bölümü ortadan kalkabilir. Aksi durumda ise yabancı sermayenin bekle-gör yaklaşımı sürebilir ve endeks değişiklikleri nedeniyle belirli hisselerde teknik satış baskısı oluşabilir.