
Haziran ayının ikinci yarısında küresel piyasalarda en dikkat çekici gelişme, Fed’in giderek daha şahin bir çizgiye yaklaşması ve piyasanın olası bir Kevin Warsh dönemini fiyatlamaya başlaması oldu.
Piyasaların birkaç ay önceki temel hikâyesi:
üzerine kuruluydu.
Ancak son haftalarda tablo değişmeye başladı.
Özellikle Fed üyelerinin açıklamaları ve Kevin Warsh’ın para politikasına ilişkin geçmiş görüşleri yatırımcıları yeni bir senaryoya hazırlıyor:
“Kısa vadede daha şahin ol, uzun vadeli faizleri kontrol altına al.”
Bu yaklaşım son dönemin en popüler Wall Street temasına dönüşmüş durumda.
Tahvil piyasasında son günlerin en yoğun işlemlerinden biri “twist flattener” pozisyonları.
Bu stratejinin özü:
üzerine kurulu.
Warsh’ın geçmiş konuşmalarına bakıldığında da benzer bir düşünce yapısı görülüyor.
Önce enflasyonu tamamen kır.
Sonra uzun vadeli büyüme beklentilerini rahatlat.
Piyasa şu an tam olarak bunu fiyatlıyor.
Wall Street’te son dönemde çok konuşulan kavramlardan biri:
“Anti Risk Parity Trade”
Bu görüşe göre:
Bu nedenle riskli varlıklarda sert satış görebilmek için ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yeniden %4,65-%4,70 bölgesine yönelmesi gerekiyor.
Piyasada konuşulan kritik eşik:
%4,68
Bu seviye aşılmadan ciddi bir risk-off hareketi oluşmasının zor olduğu düşünülüyor.
Asıl dikkat çekici nokta burada.
Kevin Warsh beklentileri güçlenirken:
Bunun birkaç nedeni var.
ABD ekonomisi yavaşlıyor ancak resesyona girmiyor.
Nvidia ve büyük teknoloji şirketleri etrafında oluşan yatırım döngüsü henüz kırılmış değil.
Piyasalar faizden çok kârlara odaklanmaya devam ediyor.
Kevin Warsh teması yalnızca Washington koridorlarında konuşulmuyor. Son haftalarda Bloomberg, CNBC, Financial Times ve Wall Street stratejistlerinin notlarında da benzer bir ortak payda oluşmaya başladı:
“Enflasyon tamamen yenilmeden faiz indirimi döngüsüne dönülmeyecek.”
Financial Times’ta son dönemde öne çıkan analizlerde, piyasaların uzun süre boyunca Fed’in enflasyonla mücadelesini hafife aldığı, ancak son açıklamalarla birlikte faizlerin daha uzun süre yüksek kalabileceği fikrinin yeniden fiyatlandığı vurgulanıyor.
Bloomberg’in faiz piyasalarına ilişkin değerlendirmelerinde ise yatırımcıların giderek daha fazla şekilde “higher for longer” senaryosuna yöneldiği görülüyor. Özellikle ABD tahvil piyasasında kısa vadeli faiz beklentileri yukarı taşınırken, uzun vadeli büyüme beklentilerinin bozulmaması nedeniyle getiri eğrisinde yeniden düzleşme işlemleri ön plana çıkıyor.
CNBC’de yer alan birçok stratejist görüşü de benzer yönde. Özellikle yapay zekâ kaynaklı verimlilik artışının şirket kârlarını desteklediği, bu nedenle faizlerin geçmiş döngülere kıyasla hisse senetleri üzerinde daha sınırlı baskı yarattığı ifade ediliyor.
Forbes’ta yayımlanan değerlendirmelerde ise piyasanın bugün iki farklı hikâyeyi aynı anda fiyatladığı belirtiliyor:
Bir tarafta şahin Fed,
Diğer tarafta yapay zekâ destekli güçlü kâr büyümesi.
Bu nedenle geleneksel faiz-hisse ilişkisi geçici olarak zayıflamış durumda.
Son haftalarda yayımlanan raporlara bakıldığında JPMorgan, Goldman Sachs, Morgan Stanley ve Bank of America arasında dikkat çekici bir ortak nokta bulunuyor:
ABD ekonomisinde büyüme yavaşlıyor ancak resesyon temel senaryo değil.
Goldman Sachs ekonomistleri, iş gücü piyasasındaki soğumanın kontrollü ilerlediğini ve enflasyonun yeniden hızlanmadığı sürece büyümenin pozitif kalabileceğini düşünüyor.
JPMorgan stratejistleri ise ABD şirket bilançolarının beklenenden güçlü kalmasının hisse senetlerine destek vermeye devam ettiğini vurguluyor.
Morgan Stanley tarafında özellikle yapay zekâ yatırımlarının sermaye harcamalarını artırdığı ve bunun büyümeyi desteklediği görüşü öne çıkıyor.
Bank of America’nın fon yöneticileri anketlerinde ise yatırımcıların en büyük korkusu hâlâ enflasyonun yeniden hızlanması ve tahvil faizlerinin kontrolsüz yükselmesi olarak görülüyor.
Birçok yatırım bankasının üzerinde uzlaştığı konu şu:
Bugün hisse senedi piyasalarının kaderini Fed’den çok ABD 10 yıllık tahvil faizleri belirliyor.
Çünkü S&P 500’ün mevcut değerlemeleri tarihsel ortalamaların üzerinde bulunuyor.
Eğer:
• ABD çekirdek enflasyonu yeniden hızlanırsa,
• Petrol fiyatları jeopolitik nedenlerle yükselirse,
• ABD 10 yıllıkları %4,70-%4,80 bandına hareket ederse,
o zaman bugün görülen iyimserlik ciddi biçimde sorgulanabilir.
Bu nedenle Wall Street’te birçok stratejist artık Fed kararlarından çok tahvil piyasasının vereceği sinyallere odaklanıyor.
Bazı stratejistler mevcut dönemi 1994 ve 2018 yıllarıyla karşılaştırıyor.
1994 yılında Fed’in beklenenden sert sıkılaşması küresel tahvil piyasalarında büyük satış yaratmıştı.
2018 yılında ise faiz artışları ve bilanço küçültme süreci sonunda S&P 500 yılın son çeyreğinde sert düzeltme yaşamıştı.
Bugünkü fark ise yapay zekâ devrimi.
Nvidia, Microsoft, Amazon ve diğer mega teknoloji şirketleri yatırımcıların büyüme beklentilerini canlı tutuyor.
Bu nedenle piyasa şu an için Fed’in şahinleşmesini tolere edebiliyor.
Ancak tarih gösteriyor ki tahvil piyasası belirli bir eşiğin üzerine çıktığında hisse senetleri bu duruma sonsuza kadar direnemiyor.
Hafta boyunca piyasaları rahatsız eden ikinci başlık Orta Doğu oldu.
Özellikle İsrail’in Lübnan’a yönelik operasyonlarının ardından risk iştahında kısa süreli bozulma yaşandı.
Daha dikkat çekici olan ise, Washington kaynaklı haberlerdi.
ABD istihbarat kurumlarının, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun İran ile kalıcı bir anlaşma arayışını zorlaştırabilecek adımlar atabileceği yönünde değerlendirmelerde bulunduğu iddiaları gündeme geldi.
Bu haberlerin piyasaya verdiği mesaj şu:
Trump yönetimi ile Netanyahu arasında her konuda tam uyum olmayabilir.
Bu durum kısa vadede enerji piyasaları ve jeopolitik risk primleri açısından önem taşıyor.
Piyasalar şu anda iki senaryoyu aynı anda fiyatlıyor:
İran ile diplomatik süreç ilerler.
Bölgesel gerilim yeniden yükselir.
Bu nedenle enerji fiyatları önümüzdeki haftalarda para politikası kadar önemli olacak.
Önümüzdeki haftanın en kritik gündemi:
Fed’in en yakından takip ettiği enflasyon göstergesi.
Piyasa şu soruların cevabını arayacak:
Veri güçlü gelirse:
Veri zayıf gelirse:
Piyasa birkaç hafta öncesine göre çok daha şahin bir Fed fiyatlıyor.
Ancak buna rağmen:
Bu nedenle şu an için ana senaryo hâlâ:
“Yavaşlayan ama resesyona girmeyen ABD ekonomisi.”
Gerçek kırılma noktası ise ne Warsh ne de jeopolitik gelişmeler olacak.
Asıl belirleyici unsur:
ABD enflasyonu ve ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin %4,68 eşiğini kalıcı şekilde aşıp aşamayacağıdır.
O eşik aşılmadıkça Wall Street’in yaz aylarına ilişkin iyimserliği tamamen sona ermeyebilir.