
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri, 2018’de demokrasi ve insan hakları konusundaki endişeler nedeniyle askıya alındı. NATO’da ise 2022’de İsveç’in üyelik başvurusuna terör gerekçesiyle karşı çıktı. Ancak uzun pazarlıklar sonrası 2024’te İsveç’in üyeliğine onay verdi. Karşılığında Türkiye;
Eşzamanlı olarak Türkiye’nin askeri varlığı da genişledi. Haritaya göre 2024 itibarıyla Türkiye, aralarında Suriye (10.500 asker), Irak (7.500 asker, 60 tank), Libya (3.000 asker) ve Somali (2.000 asker) gibi ülkelerin de bulunduğu 12 farklı noktada aktif askeri varlık gösteriyor.
2015’te “Kuşak ve Yol Girişimi”ne katılan Türkiye, 2023 itibarıyla Çin ile 43.4 milyar dolarlık ikili ticaret hacmine ulaştı. Çin’in Türkiye’deki doğrudan yatırımları 3 milyar doları aşarken, altyapı ve enerji projelerinde derinleşen bir iş birliği dikkat çekiyor.
Ancak bu ekonomik yakınlık, bazı siyasi konularda sessizliğe yol açtı. Erdoğan hükümeti, Çin’in Uygurlara yönelik baskı politikalarına dair kamuoyu önünde giderek daha az açıklama yapıyor. Benzer biçimde, Osmanlı dönemindeki Ermeni Soykırımı da hükümetin dış politikadaki “kırmızı çizgileri” arasında kalmayı sürdürüyor.
2015’te Türk F-16’larının Suriye sınırında bir Rus jetini düşürmesiyle ilişkiler kopma noktasına geldi. Rusya, Türkiye’ye turizm, inşaat ve gıda üzerinden yaptırım uyguladı. Ancak Erdoğan’ın 2016’daki özrü sonrası ilişkiler hızla toparlandı.
Suriye İç Savaşı’nda Rusya Esed rejimini desteklerken, Türkiye Özgür Suriye Ordusu’na ve ABD destekli Kürt gruplara karşı operasyonlar yürüttü. Ancak her iki ülke de sahada çatışma yerine koordinasyonu tercih eden “rekabetçi ortaklık” modeline yöneldi.
Bu yayılım, hem enerji geçiş yollarında hem de savunma sanayii ihracatında Türkiye’yi bölgesel bir aktör haline getiriyor.
Erdoğan’ın dış politikası, Batı’dan uzaklaşarak doğu ve güney eksenlerine yönelen, hem NATO içinde kalan hem BRICS’e yaklaşan hibrit bir model sunuyor. Ancak bu model, Türkiye’yi jeopolitik gerilimlerin merkezine de taşıyor.
Enerji, güvenlik ve ticaret alanlarında çeşitlenen ortaklıklar, kısa vadede dış politika esnekliği sağlasa da; uzun vadede bölgesel çatışmalar, iç siyasi baskılar ve küresel ittifak krizleri açısından yüksek riskli bir denge oyunu anlamına geliyor.
.