0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
1843 Dergisi

Dünyanın en çok aranan uyuşturucu baronu Batı Afrika’da nasıl bir imparatorluk kurdu?

Söylentiye göre adamın adı Omar Sheriff’ti; Türk bir yatırımcı olduğu söyleniyordu. Genç görünüyordu; ergenleri andıran tombul yanakları vardı. Ancak Freetown’da, Sierra Leone’nin başkentinde, kısa sü...
Hülya Kocaer
Eylül 22, 2026
Paylaş

Söylentiye göre adamın adı Omar Sheriff’ti; Türk bir yatırımcı olduğu söyleniyordu. Genç görünüyordu; ergenleri andıran tombul yanakları vardı. Ancak Freetown’da, Sierra Leone’nin başkentinde, kısa sürede ağırlığını hissettirmeye başladı. Şehrin güneyindeki gecekondu mahallelerinin arasından siyah G-Wagon’uyla Atlantik kıyısı boyunca gidip gelirken görülüyordu. Hafta sonları Sky Bar’da şişelerce Jack Daniel’s sipariş ederken, karşıdaki Grand Leone Casino’da Çinli kumarbazlarla takılırken ya da 2 Seasons Resort’taki deniz manzaralı süitinde hükümet bakanlarını ağırlarken görülebiliyordu. Bakanlar bazen otelden ayrılırken yol işçileri tarafından, ellerinde çiçekler veya zarflarla fark ediliyordu.

Freetown yakınlarındaki köylerde yaşayan balıkçıları ise cömert nakit dağıtımlarıyla şaşırtıyordu. Bazen 300 dolar veya daha fazla para ve çuvallar dolusu pirinç, bir dizi Land Cruiser’dan halka dağıtılıyordu.

Gelişinden dört ay sonra talihsiz bir olay, iyi şöhretine gölge düşürdü. 2023 yılının ilk gününün erken saatlerinde korumalarından biri, Freetown’daki Scarlet adlı gece kulübünde Hussein Fawaz isimli genç bir playboyun diz kapağına yedi el ateş etti. Sierra Leone’nin ticari hayatına hâkim Lübnanlı elitler—elmas ihracatçıları, Toyota ithalatçıları ve Hizbullah’ı finanse eden iş insanları—kendi nüfuz alanlarında beliren bu tuhaf yeni tehditle yüzleşmek zorunda kaldı.

“Adamı cezalandırmaya çalıştık ama başaramadık” dedi kurbanın amcası ve Sierra Leone’nin en büyük inşaat patronlarından biri olan Hajj Fawaz. “Evine ulaştığımızda çoktan başka bir yere götürülmüştü.”

Silahlı saldırıdan tam iki yıl sonra Türk yatırımcı, Sierra Leone’nin iç kesimlerindeki ormanlık bölgede yeniden ortaya çıktı. 1 Ocak 2025’te, Tihun köyündeki St Joseph Katolik Kilisesi’nde düzenlenen küçük bir ayinde kısa süreliğine görüntülendi. Sierra Leone Devlet Başkanı Julius Maada Bio’nun iki sıra arkasında oturuyor ve vaazı dikkatle dinliyordu.

Bir kaynak görüntüyü Hollandalı gazetecilere gönderdi. Gazetecilerin yaptığı teşhis ise sarsıcıydı: Adam, Avrupa’nın en çok aranan suçlularından biri olan “Chubby Jos” lakaplı Jos Leijdekkers’ti.

Bu haberi Hollanda’nın Algemeen Dagblad gazetesi için ortaya çıkaran araştırmacı gazetecilerden Yelle Tieleman, “İnsan ‘Vay canına!’ diyor. Bu doğru olamaz. Jos Leijdekkers bütün bu süre boyunca orada mıydı? Herkesin gözü önünde mi saklanıyordu?” diye anlattı.

Leijdekkers’ın yükselişi baş döndürücü

Uluslararası uyuşturucu kaçakçılığının karanlık dünyasında Jos Leijdekkers gösterişli bir gangster. Son beş yılda, yeraltı dünyasındaki “Holly”—Hollywood’un kısaltması—lakabını taşıyan kokain paketleri Ekvador’un muz ihracat limanı Guayaquil’den Kuzey Denizi’ne kadar dünyanın dört bir yanında bulundu.

Kendi ülkesi Hollanda’da suçları biyografilere, podcast’lere, komedi skeçlerine ve YouTube’da amatör dedektiflik yapan sayısız kanala konu oldu. Geçen şubatta ise Eindhoven kentinde bir tren vagonuna onun somurtkan yüzü ve yaklaşık 2,1 metre uzunluğunda bir bıçak spreyle resmedildi.

Kriminologlar açısından Leijdekkers’ın yükselişi hayret verici. Daha on yıl bile geçmeden Antwerp sokaklarında dolaşan bir tetikçiydi. O zamandan bu yana Latin Amerika, Avrupa ve Orta Doğu’yu kapsayan, yılda 2 milyar dolardan fazla gelir sağladığı öne sürülen bir uyuşturucu kaçakçılığı ağı kurdu.

Leijdekkers’ın bugüne kadarki en büyük hamlesi ise bir ülkeyi ele geçirmek üzere görünmesi. Beş yıl gibi kısa bir sürede Leijdekkers, daha önce en çok kanlı elmaslarıyla tanınan Sierra Leone’yi, her yıl Avrupa’ya doğru yol alan milyarlarca dolarlık Kolombiya kokaininin merkezlerinden birine dönüştürdü. Kokainin pirinç veya muz cipsi kılığında ülkeye sokulduğu öne sürülüyor.

Leijdekkers, elde edilen gelirin bir bölümünü Sierra Leone’nin siyasi elitlerine aktararak ve devletin önemli bölümlerini finanse ederek, bir Bond kötü adamının bile kıskanabileceği ayrıcalıklar elde etmiş durumda. Sierra Leone diplomatik pasaportuna sahip olduğuna inanılıyor. Polis ve ordu teşkilatının ona boyun eğdiği, konteyner gemileri ve denizaltı filolarının kıyılarda onun talimatları doğrultusunda hareket ettiği öne sürülüyor. Cumhurbaşkanlığı muhafızlarının oluşturduğu konvoyda, insansız hava araçlarının gölgesi altında dolaştığı iddia ediliyor.

Leijdekkers, Sierra Leone’de konuşulan İngilizce temelli kreol dilinde, Krio rap müziğinde bile bir figüre dönüşmüş durumda. Drizilik’in yakın tarihli “Sabi Road” adlı hit şarkısında “Ar change di game e name lek Umar Sheriff” sözleri yer alıyor. Geçen eylülde ise Devlet Başkanı Bio’nun en sevdiği kızı Agnes Bio’dan bir çocuk sahibi olduğu öne sürüldü.

1843, bu yazıda dile getirilen iddialarla ilgili olarak cumhurbaşkanlığı, polis ve silahlı kuvvetlerle temasa geçti ancak herhangi bir yanıt alamadı.

Bugün Freetown’a gidin ve narko-egemenliğin pençesindeki bir ülkeyi görün. Plajları gece kulüplerinin gürültüsüyle dolup taşıyor, şehir silueti boş gökdelenlerle diken diken oluyor, sokaklarda Corvette’ler ve Tesla kamyonetleri parlıyor.

Çetelerin Meksika ve Karadağ’ı dönüştürmesi onlarca yıl aldı. Sierra Leone’de ise yalnızca dört yıl, elinde bir akıllı telefondan ve tedarikçi ağından fazlası olmayan 35 yaşındaki Hollandalı bir hükümlünün, Batı Afrika’nın güzel bir bölümünü kendi kişisel derebeyliğine çevirmesine yetti.

Bunu nasıl yaptı?

Afrika, kokain rotalarının merkezine nasıl dönüştü?

Afrika, onlarca yıl boyunca küresel kokain kaçakçılığında ikincil bir rol oynadı. Latin Amerika’dan kitlesel kokain ihracatının başladığı 1980’lerde kaçakçılar ürünlerini kargo gemileriyle doğrudan Avrupa’ya gönderiyordu. 1990’lara gelindiğinde kıtanın en büyük konteyner limanı Rotterdam, uyuşturucunun başlıca giriş noktası haline geldi.

2000 yılında Avrupa’ya ulaşan yaklaşık 200 ton kokainin dörtte birinin Rotterdam limanlarından girdiği tahmin ediliyordu. Yirmi yıl içinde limandaki gümrük görevlileri her yıl yaklaşık 50 ton kokain ele geçiriyordu. Yetkililer ise bunun limana gönderilen toplam kokainin beşte birinden az olduğunu tahmin ediyordu.

Uyuşturucu kaçakçılarıyla mücadele, klasik bir kedi-fare oyununa dönüşmüştü. Hollandalı yetkililer 2000’lerde liman içinde kolayca hareket edebilen ve herhangi bir konteyneri tarayabilen yeni mobil tarama araçlarını devreye soktu.

Karteller buna Kolombiya Amazonları’nda kendi yöntemlerini geliştirerek karşılık verdi. Kokainin kakao çekirdekleri sevkiyatının içinde fark edilmeden taşınıp taşınamayacağını test ettiler; edilemediğini gördüler. Buna karşılık çelik makinelerin bazı bölümlerinin içine gizlenerek kaçırılabileceğini keşfettiler.

2010’ların sonlarına gelindiğinde ise suç örgütlerinin Rotterdam gümrüğündeki bazı görevlileri de kendi saflarına çektiği anlaşılmıştı. Liman yönetimi bunun üzerine yeni önlemler aldı: Gümrük çalışanlarına, hangi konteynerleri inceleyecekleri artık önceden bildirilmiyordu.

1843 20260917 1843 COCAINE SIERRA 02

2017 ile 2021 arasındaki ele geçirilen kokain miktarının on katına çıkması, limanın uyguladığı yöntemlerin işe yaradığının kanıtı gibi görünüyordu. Ancak bu mayısta Rotterdam’a gittiğimde tablonun yeniden değiştiğini gördüm: Ele geçirilen kokain miktarı 2021’deki 70 tondan 2025’te yalnızca 12 tona gerilemişti.

Oysa kokain üretimi hâlâ yüksek. Kolombiya’daki üretimin tüm zamanların en yüksek seviyesinde olduğu tahmin ediliyor. Avrupa’ya ulaşan kokain miktarı da az değil. Güncel sokak fiyatı kilo başına 15 bin euro (17.400 dolar) ile şimdiye kadar kaydedilen en düşük seviyede. Kanalizasyon örnekleri, yalnızca Rotterdam’da her gün 60 bin kokain çizgisinin çekildiğini gösteriyor.

Peki uyuşturucu Avrupa’ya nasıl ulaşıyor?

Yanıtlardan biri, son yıllarda önemi hızla artan Afrika bağlantısı. 2000’lerin ortalarında, kaçakçılık rotalarını çeşitlendirmek isteyen Latin Amerikalı çeteler, ürünlerinin bir bölümünü balıkçı tekneleriyle Atlantik’i aşarak Batı Afrika’ya göndermeye başladı. Yükler buradan Sahel üzerinden kamyonetlerle kuzeye ya da trol tekneleriyle Akdeniz’e taşınıyordu.

İlk başlarda ana giriş noktası küçücük Gine-Bissau ülkesiydi. 2006’ya gelindiğinde ülkeden o kadar çok kokain geçiyordu ki balıkçılar evlerini kokainle beyaza boyamaya başlamıştı.

Aradan iki on yıl geçti. Bugün Avrupa’ya ulaşan kokainin yaklaşık üçte birinin Batı Afrika üzerinden geldiği tahmin ediliyor. Gine-Bissau’nun yerini Fildişi Sahili, Senegal ve Cabo Verde almış durumda. Ancak lojistik yöntem büyük ölçüde aynı.

Kokain, çoğu zaman aylar boyunca depolarda tutuluyor ve ardından küçük teknelerle Akdeniz’e gönderiliyor. Bazen hedef Marsilya veya Calabria’daki Gioia Tauro gibi orta ölçekli limanlar oluyor. Bazen de yalnızca uzak bir sahil.

Rotterdam’da görüştüğüm bir gümrük analisti, “Eskiden sorun Rotterdam, Antwerp ve Hamburg’du” diyor. “Şimdi ise Avrupa’nın bütün güney kıyısı!”

Sierra Leone’nin, Gine-Bissau ile Fildişi Sahili arasında bulunması nedeniyle uyuşturucu ticareti açısından neden bu kadar cazip bir fırsat sunduğunu anlamak zor değil.

Çok da uzak olmayan bir geçmişte ülke, elmas peşindeki isyancılar, çocuk askerler, Liberyalı yöneticiler, Güney Afrikalı paralı askerler ve çok sayıda barış gücünün dahil olduğu 11 yıllık bir iç savaşta harap olmuştu. Çatışmada 75 bin kişi öldü, nüfusun yarısı yerinden edildi.

Savaş sona erdiğinde uluslararası toplumun ilgisi başka yerlere kaydı. Geriye, harap olmuş ve siyasi elitleri kolayca etkilenebilen bir ülke kaldı. Bankacılık ve inşaat sektörünün önemli bölümünü kontrol eden Lübnan diasporası, uyuşturucu gelirlerinin aklanması için elverişli bir kanal sunuyordu.

Sierra Leone aynı zamanda İngilizce konuşan, turkuaz suları ve bal rengi kumsallarıyla güzel bir ülkeydi. Bazı kıyılar Latin Amerika’dan gelen kokain sevkiyatları için ideal limanlar sunuyordu; bazılarına ise uyuşturucudan elde edilen parayı aklamak için oteller kurulabilirdi.

Leijdekkers’ın Sierra Leone hamlesi

Leijdekkers, yalnızca beş yıl içinde daha önce en çok kanlı elmaslarıyla tanınan Sierra Leone’yi, milyarlarca dolarlık Kolombiya kokaininin merkezlerinden birine dönüştürdü.

Bugün Sierra Leone, her yıl GSYH’sinin dörtte birine denk gelen değerde kokainin dolaştığı bir ağın merkezi konumunda.

Ekvador veya Sırbistan gibi ülkelerin bu ölçekte uyuşturucu sermayesi tarafından kuşatılması bile ciddi bir sorun. Para siyasi sisteme sızıyor, meşru yatırımcıları uzaklaştırıyor ve gayrimenkul ile bankacılık sektörlerinden temizlenmesi neredeyse imkânsız hale geliyor.

Ancak Sierra Leone gibi, nüfusun yarısının günde 3 doların altında bir gelirle hayatta kaldığı ve milletvekillerinin bile Amsterdam’da bir garsondan daha az kazandığı bir ülkede, böylesine büyük bir para akışı kaçınılmaz olarak devletin önemli bölümünü ayakta tutmaya başlıyor. Kamu maaşlarından askerî harcamalara ve altyapı yatırımlarına kadar birçok alan bundan besleniyor.

Sierra Leone dışından bakanlar şu soruyu soruyor: Avrupa yardımına bu kadar muhtaç bir ülke, kıtanın en çok aranan suçlularından birini nasıl koruyabilir?

Ülkenin içinde ise çok farklı bir soru dolaşıyor. Leijdekkers’ın hükümet bakanlarına verdiği öne sürülen lüks otomobiller, finanse ettiği iddia edilen yeni madencilik şirketleri, rüşvet verdiği gazeteciler, parasını aktardığı polis ve ordu birlikleri ve yaklaşan seçimlerde parasının muhtemelen önemli bir rol oynayacak olması düşünüldüğünde, herkesin ağzındaki soru şu:

Sierra Leone bu adamın gitmesine nasıl izin verebilir?

“Büyük Patron” Freetown’da

Nisanda Sierra Leone’ye vardığımda, neredeyse herkesin Jos Leijdekkers hakkında konuştuğu bir ülkeyle karşılaştım. Aynı zamanda, kimi zaman üstü kapalı, kimi zaman açık biçimde, bu adam hakkında doğrudan soru sormamam gerektiği hatırlatılıyordu.

Birleşmiş Milletler misyonunun başındaki bir yetkili onu Clint Eastwood’a, yani kasabaya yeni gelen şerife benzetti.

Leijdekkers’ın zaman zaman yatıyla ziyaret ettiği, Sierra Leone açıklarındaki takımadalardan Banana Adaları’nda bir otel sahibi ise bağlantılarını Jeffrey Epstein’ınkilerle kıyasladı.

Bir ordu mensubu, Leijdekkers’ın Freetown’da yaptığı ilk işlerden birinin askerî bir kışlayı ziyaret etmek ve spor salonunun yenilenmesini kendi cebinden finanse etmek olduğunu anlattı.

Eski şoförü ise gözlerinin içine bakılmasından hoşlanmadığını söyledi.

Büyük Patron”, uyuşturucu kaçakçılığı yaparken yakalanmaktan korkan çalışanlarına güven aşılamanın bir yolunu bulmuştu.

“Endişelenme” derdi Leijdekkers. “Bu normal.”

“Bu tür insanları Afrika’da sürekli görüyoruz. Gelirler, sonra kaybolurlar. Ama onun kim olduğunu öğrendiğimiz an dehşete düştüm.”

Bunları, Leijdekkers’a ilk araç satan kişilerden biri olan Lübnanlı otomobil galericisi Hassan Salman anlattı.

“Öğrendikten sonra Sierra Leone’den ayrıldım. Gerçekten korktum. Öyle böyle değil.”

Hollanda’nın RTL News kanalının muhabiri Sophie van Leeuwen ise Şubat 2025’te Sierra Leone’ye yaptığı haber gezisinin ilk günlerinde, “gizli servis tarafından takip edildiğime dair güçlü bir hisse kapıldığını” söyledi.

Leijdekkers’ın yaşadığına inanılan bir villanın dışında tutuklandı. Kendisine, “özel bir güvenlik durumuna” izinsiz müdahale ettiği bildirildi ve 15 saat boyunca sorgulandı.

Kameraları ve bilgisayarı arandı, içlerindeki veriler silindi. Kaldığı otelin Flaman sahibi de, Sierra Leone’de bir Avrupa casusluk ağı kurulmasına yardım ettiği iddiasıyla sorguya çekildi.

1843 20260917 1843 COCAINE SIERRA 03

Freetown’ın üzerindeki tepelerde bir akşam, Batılı diplomatlarla yardım kuruluşlarında çalışanların bir araya geldiği bir kokteyle katıldım. Afrika’ya neden geldiğimi söylediğimde Avrupalı bir misyon şefi, mavi gözlerini salonda gezdirerek, “Buna dikkat et,” diye uyardı. Norveçli bir madencilik yatırımcısı ise soruşturmamda ilerleme kaydedip kaydetmediğimi anlamanın tek bir yolu olacağını söyledi: “Hükümet senin için bir trafik kazası ayarlayacak.”

Leijdekkers’a siyasi yelpazenin tamamında, var olmayan biriymiş gibi davranılması yönünde tuhaf bir ayrıcalık tanınıyor. Cumhurbaşkanı Bio, torununun babası olan bu adamın ülkede bulunduğunu hiçbir zaman kamuoyu önünde kabul etmedi. Sierra Leone Merkez Bankası’nın eski başkanı Kaifala Marah’a Leijdekkers’ı sorduğumda, sorumu üç kez duymamış gibi yaptı. Parlamentodaki muhalefetin lideri Abdul Kargbo ise adını andığım anda bana mesaj göndermeyi bıraktı.

Leijdekkers’ın Sierra Leone’ye gelişinden sonra Hollandalı yetkililerin ülkede bulunduğunu doğrulaması iki yıl sürdü. 2024’te yakın çevresinden biri taraf değiştirdi ve yetkililere Leijdekkers’ın içtiği bir kahveye ait tek kullanımlık bardağı teslim etti. Kapağında Leijdekkers’ın DNA’sı bulundu. (Kaynak, bu cesareti karşılığında kendisine 750 euro ödendiğini söyledi.)

Buna rağmen Leijdekkers’ın bugün bile tam olarak nerede olduğu bilinmiyor. Hollanda hükümeti bu bilgi karşılığında ödülü 200 bin euroya yükseltti. Bu rakam, Leijdekkers’ın rakiplerini ortadan kaldırmaları için tetikçilere ödediği bilinen miktarla aynı. Buna rağmen Hollanda’nın en çok aranan adamına ilişkin doğrulanmış görüntülerin sayısı hâlâ bir elin parmaklarını geçmiyor.

En son görüntü Mart 2025’te ortaya çıktı. Leijdekkers, Freetown’daki bir çatı restoranında 700 dolarlık Versace gömleğiyle görüntülenmiş, Sierra Leone’nin baş göçmenlik yetkilisi Alusine Kanneh’e bir Rolex hediye ederken fotoğraflanmıştı. Kanneh, Leijdekkers’ın Sierra Leone’deki ilk iki yılında toplam 1,9 milyon dolara ABD’de üç gayrimenkul satın almış, saati aldıktan kısa süre sonra da görevden alınmıştı. Kanneh ise hediye ve mülklerle ilgili soruya, “Söz konusu kişiyle hiçbir bağlantım yok,” yanıtını verdi.

O zamandan beri izler soğudu. En yaygın söylentiye göre Leijdekkers sürekli yer değiştiriyor; birkaç günde bir Freetown ve çevresindeki ağır güvenlik önlemleriyle korunan farklı yerleşkelere gizlice geçiyor.

Başkentin dışına çıkıp Peninsula Highway’e girdim. Yol, motosikletler ve tuk-tuklarla kaynıyordu. Tepeleri kaplayan gecekondularda yakılan çöp yığınlarından dumanlar yükseliyordu. Bir tarafta, Portekizli denizcilerin aslan dişlerine benzettiği ve Sierra Leone’ye adını veren sarp, yemyeşil dağlar yükseliyordu. Diğer tarafta ise Atlantik Okyanusu uzanıyordu; turkuaz renkli denizin üzerinde yük gemileri ve petrol tankerleri, bir ipe dizilmiş boncuklar gibi sıralanmıştı.

Ondokuzuncu yüzyılda İngiliz bir gezgin bu kıyıları “hastaların tatil beldesi” diye tanımlamıştı. Bir yüzyıl önce Devon ve Cornwall’dan gelen köle tüccarları burada yerel kabilelerin prensesleriyle evlenmişti. Sıcaklık ve içkinin etkisiyle kendilerinden geçip anavatanlarını terk etmiş, köy meydanı büyüklüğündeki adaların kralı olduklarını ilan etmişlerdi. Soylarından gelenlerin gücünü kırmak ise Kraliyet Donanması’nın, topları bugün hâlâ mercan resiflerine saçılmış halde duran kuvvetlerinin, onlarca yılını alacaktı.

    Leijdekkers, yanında fotoğraf çekilmesini nazik ama kesin bir dille yasaklıyordu. Gürültüden nefret ediyor, otele gelen konuklar fazla yüksek sesle konuştuğunda, otelden ayrılmaları karşılığında hesaplarını bile ödüyordu.

    Sahil kasabası Tokeh, alçak ve gösterişsiz evlerin düzensiz biçimde yayıldığı bir yer. Ayın birkaç gününü yakındaki bir tatil köyünde geçiren Leijdekkers, burada yaşayanlar arasındaki yerel Robin Hood imajını ustalıkla beslemiş.

    Bana anlatıldığına göre Tokeh’teki çocuklara okul defterleri alıyor, okul masraflarını karşılıyor ve her Ramazan’da kasabadaki bini aşkın ailenin her birine bir çuval pirinç ile 600 leone (26 dolar) dağıtıyordu. Bunu anlatan balıkçı, zaman zaman Leijdekkers için barakuda avlıyordu. Balıkçı, kendisine yardım eden bu adamın Kolombiyalı olduğuna inanıyor ve onu yalnızca “Jagaban” adıyla tanıyordu. Yoruba dilinde bu kelime, büyük servete sahip bir şef anlamına geliyor.

    Leijdekkers’ın 2 Seasons Resort’taki eski garsonlarından biri de benzer bir tablo çizdi. Benimle konuşmayı kabul eden adam, buluşmamızın birkaç gün sonra ve farklı bir köyde yapılmasını, ayrıca soyadını asla öğrenmememi şart koştu.

    Adamın anlattığına göre Leijdekkers, 3 Aralık 2022’de tesise giriş yapmış ve bir ay boyunca burada kalmıştı. Bazı tuhaflıkları hemen göze çarpıyordu. Türkiye’den geldiğini söylüyordu ve yanında Gana ile Güney Afrika’dan getirilmiş kalabalık bir koruma ekibi vardı. Yanında fotoğraf çekilmesini nazik ama kesin bir dille yasaklıyordu. Gürültüden nefret ediyor, otelde yüksek sesle konuşan konukların gitmesi karşılığında hesaplarını ödüyordu.

    En az on cep telefonu (“Pixel’ler ve iPhone’lar”), çok sayıda otomobil ve Donald Trump’ın kullandıklarına benzeyen “Cadillac’lar” sahibi olduğunu söylüyordu. Sık sık siyasetçileri ağırlıyor, bir keresinde dönemin Çin büyükelçisini de konuk ediyordu. (1843, yorum almak için Çin Büyükelçiliği’ne başvurdu ancak yanıt alamadı.)

    Leijdekkers’ın kendi hikâyesi ise Hollanda’nın güneydoğusundaki Katolik bölgesinde yer alan, eski paranın hâkim olduğu Prinsenbeek kasabasında başlıyor. Bakımlı çitlerin arkasında gösterişli malikânelerin yükseldiği bu mahallede, Leijdekkers’ın çocukluğunun geçtiği beyaz tuğlalı, iki katlı ve önünde bayrak direği bulunan evin bugünkü sahibine, “Jos’u arıyorum. Yukarıda mı? Çağırayım,” dedim. “Onu sormaya gelen ilk kişi siz değilsiniz,” diye yanıtladı. Ardından kapıyı yüzüme kapattı.

    Leijdekkers servetini alışılmadık yollardan elde etmişti. Prinsenbeek’e birkaç kilometre uzaklıktaki sakin Breda kentinde, kasvetli bir genelev olan Club Reeperbahn’ın kırmızı kapısı hâlâ tekin görünmeyen bir kavşakta duruyor. Burası bir zamanlar Jos’un babası Joseph Leijdekkers’a aitti. Joseph, seks ticaretinden elde ettiği gelirle ailesine İspanya’nın Costa del Sol bölgesinde bir yazlık alacak kadar başarılı olmuştu. (1843, bu makalede ele alınan konular hakkında yorum almak için Joseph Leijdekkers’a avukatı aracılığıyla ulaştı ancak yanıt alamadı.)

    Oğlu Jos ise çocukluğundan itibaren inatçı karakteriyle tanınıyordu. Leijdekkers’ın ilk eşi Hanane Alla, bana kocasının “Şişman Jos” lakabını kilosundan dolayı değil, baharatlı yemekler yediğinde karnının şişmesine yol açan bir sindirim bozukluğuyla doğduğu için aldığını söyledi. Leijdekkers, beslenme alışkanlıklarını değiştirmek yerine iki kez mide ameliyatı geçirmişti.

    Leijdekkers’la 17 yaşındayken görüşen bir terapist, onun “haklı olduğunu kanıtlama” konusunda takıntılı olduğunu tespit etmişti. Bu değerlendirme, Leijdekkers’ın Prinsenbeek dışında bir bisiklet yolunda üç arkadaşının bir çocuğu ağır biçimde dövmesini hiçbir tepki göstermeden, boş bir ifadeyle izlediği olayın ardından yapılmıştı.

    Ekran goruntusu 2026 09 22 200836

    2011’de ilk hapis cezasını çekmeye başladığında hâlâ mahallenin kabadayısıydı. O yılın şubat ayında Leijdekkers, Lahey’in dışındaki bir bara girdi ve iki Faslı kardeşle bir bar taburesi yüzünden tartışmaya tutuştu. Meseleyi dışarıda halletmeyi öneren Leijdekkers, kırmızı bomber ceketinin içinden bir tabanca çıkardı; kardeşlerden birini akciğerinden, diğerini bacağından vurdu. İkisi de ölümden kıl payı kurtuldu. Hollandalı bir yargıç Leijdekkers’ı altı yıl hapse mahkûm etti; o ise bunun dört yılını yattı.

    Leijdekkers hapisten çıktığında, içeride kurduğu bağlantılar onun Hollanda yeraltı dünyasına hızla yükselmesini sağladı. O dönemde Hollanda suç dünyasının kontrolü büyük ölçüde, çoğunluğu Fas kökenli erkeklerden oluşan Mocro Maffia’nın eline geçmişti.

    Mocro Maffia, 1990’larda Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya esrar taşıyarak işe başlamıştı. Ancak 2000’lerde kokain ticaretine yöneldi. Çok geçmeden Hollanda toplumunun dengelerini sarsmaya başladı. 2016’ya gelindiğinde ülkedeki cinayetlerin beşte dördünün, bölgelerin kontrolü ve kokain kaçakçılığı güzergâhları üzerindeki çatışmalarla bağlantılı olduğu düşünülüyordu.

    Mocro’ların başındaki isimlerden biri, daha önce restoran işletmeciliği yapmış olan Ridouan Taghi’ydi. 2016’da uyuşturucu kaçakçılığından aldığı cezanın ardından firari durumdaydı; bu nedenle adamlarını Birleşik Arap Emirlikleri’nden yönetiyordu. Burada diğer suç örgütü liderleriyle buluşmak, faaliyetlerini genişletmek ve Avrupa’yı kokainle doldurarak servetine servet katmak kolaydı. Üstelik bunu lüks bir çatı katının güvenliğinden yapabiliyordu.

    2010’ların sonlarına gelindiğinde Taghi, Dubai merkezli uyuşturucu kaçakçılarından oluşan ve bazı gözlemcilerin “süper kartel” adını verdiği bir suç yıldızlar karmasının parçasıydı. Bu çevrede İrlandalı gangster Daniel Kinahan’dan Bosnalı suç baronu Edin Gacanin’e, Camorra’nın önde gelen isimlerinden Raffaele Imperiale’ye kadar uzanan bir isim listesi vardı.

    Leijdekkers, Avrupa’nın en büyük ikinci limanı ve önemli bir kaçakçılık merkezi olan Antwerp’te Taghi’nin işlerini yürütüyordu.

    2019’un sonlarında Taghi’nin Blackberry telefonunda bazı fotoğraflar bulundu. Fotoğraflarda 50’li yaşlarında bir kadın yerde dövülerek öldürülmüş, ağzı koli bandıyla kapatılmış, bir parmağı ve bir ayak parmağı kesilmiş halde görülüyordu. Fotoğrafların çekildiği bina, Leijdekkers’ın uyuşturucu depoladığı bilinen bir depoya büyük ölçüde benziyordu.

    Hollandalı yetkililer Leijdekkers’ı tutuklamaya çalıştığında ise çoktan ortadan kaybolmuştu. Önce İspanya’ya geçti, ardından Dubai’de Taghi’ye katıldı ve Palm Jumeirah’da yaşamaya başladı.

    Aralık 2019’da Taghi tutuklanarak Hollanda’ya iade edildi. Burada cezaevindeki hücresinden Hollanda devletine karşı acımasız bir misilleme kampanyası yürüttü. Blog yazarları ve avukatlara yönelik saldırılar emretti; Veliaht Prenses Amalia’yı kaçırmak ve Başbakan Mark Rutte’yi öldürtmekle tehdit etti.

    Ortaya çıkan kaosun ortasında Leijdekkers sessizce Taghi’nin bağlantılarını kendi ağına katmaya ve kendi uyuşturucu sevkiyatlarını finanse etmeye başladı.

    Leijdekkers’ın çalışma yöntemi, 2021’de ortaya çıkarılan devasa bir mesaj arşivi sayesinde gözler önüne serildi. O yıl Fransız, Belçikalı ve Hollandalı soruşturmacılar, küresel suç dünyasının gözde iletişim platformlarından biri olan şifreli mesajlaşma servisi SKY ECC’nin şifresini kırmayı başardı. Bir gecede yarım milyar mesaj, yeraltı dünyasının en gizli işleyişini ortaya çıkardı.

    Rotterdam’da tek başına her gün 60 bin kata kadar kokain çekildiği kanalizasyon örnekleriyle doğrulanıyor.

    Bu mesajların on binlercesi, SKY ECC’de en az sekiz farklı takma ad kullanan Leijdekkers tarafından gönderilmiş veya alınmıştı. İthal etmeyi konuştuğu kokain miktarları akıl almaz boyuttaydı.

    2019’da Rotterdam’da yaklaşık iki ton kokain ele geçirildiğinde bunu geçici bir aksilik olarak geçiştirdi; herhangi bir anda Avrupa’ya doğru yola çıkmış bir ton kokaininin bulunduğunu övünerek anlatıyordu.

    Şiddet boyutu da en az uyuşturucu miktarları kadar dikkat çekiciydi. Aynı yıl Uruguay’dan gelen bir ihbar üzerine dört ton kokainine el konuldu. Leijdekkers adamlarına, “Yarın oradaki bütün aileleri öldüreceğiz,” diye güvence verdi.

    Finlandiya’da ise olup bitenden habersiz iki sivil, Leijdekkers’a ait 500 kilogram kokainin eline geçti. Leijdekkers adamlarına uyuşturucuyu geri almalarını, bu iki kişiyi plastik kelepçelerle bağlamalarını ve “onlara hükmetmelerini” emretti.

    2020’de Leijdekkers, hükümetin yabancı para veya altınlarını yerel bankalara yatırmalarını teşvik etmek amacıyla düzenli aflar sunduğu Türkiye’de ortaya çıktı. Sonraki üç yıl boyunca İstanbul’a defalarca uçtu. Bazen kendi adıyla, bazen de üç sahte Alman pasaportundan biriyle giriş yaptı.

    Türkiye’de uyuşturucu sevkiyatlarını gerçekleştirmesine yardımcı olacak Türk gemi sahipleri ve silah kaçakçılarıyla bağlantılar kurdu. Eski Sovyetler Birliği topraklarına ecstasy sokan Kürtlerle, dünyanın en büyük denizcilik şirketlerinden bazılarına sızmış Karadağlı klan liderleriyle ve Batı Afrika’daki küçük bir ülkenin cumhurbaşkanı yardımcısının danışmanıyla görüştü. Bu danışman ona diplomatik pasaport sağladı ve gerektiğinde sığınabileceği bir yer teklif etti.

    Leijdekkers kısa sürede akıl almaz bir lüks içinde yaşamaya başladı. Lamborghini kullanıyor, iki özel jetle seyahat ediyor, haftalığı 62 bin euroya yat kiralıyor ve Bodrum dışında bir villada aylar geçiriyordu. Türk mahkeme belgelerinin daha sonra ortaya koyacağı üzere bu villayı sahte bir isimle, Dubai’den uçakla getirilen 500 bin euro değerindeki altın külçeleri kullanarak satın almıştı. Bu yatırım ona Türk vatandaşlığı da kazandırdı.

    SKY soruşturmasının ortaya çıkardığı bilgiler sonrasında Mayıs 2023’te Leijdekkers hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Hollandalı yetkililer Türk makamlarını, Leijdekkers’ın Boğaz’a bakan gösterişli bir daireden Taghi’nin uyuşturucu imparatorluğunu büyüttüğü konusunda uyardı.

    Bunun üzerine bir operasyon başlatıldı. Türkiye genelindeki dairelerde yaklaşık 2 milyon dolar nakit ve altın kaplama silahların bulunduğu depolar ele geçirildi. Polis 51 çete üyesini yakaladı.

    Ancak dokunulmayan tek kişi Leijdekkers’tı. Görünüşe göre özel bir uçakla ülkeden ayrılmasına izin verilmişti. Bu sırada ulusal basında, İstanbul’daki hâkimlere ödendiği öne sürülen dudak uçuklatıcı rüşvetlere ilişkin söylentiler dolaşmaya başladı.

    Avrupa, Dubai ve Türkiye artık güvenli değildi. Peki sırada neresi vardı?

    2025’te Hollandalı suç yazarı Hans Werdmölder, 160 sayfalık biyografisini şu söylentiyle noktaladı: 34 yaşındaki uyuşturucu baronu Karadeniz kıyıları boyunca gizlice ilerlemiş, ardından Gürcistan’dan koparak bağımsızlığını ilan eden Abhazya’nın dağlarında iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu.

    1843 20260917 1843 COCAINE SIERRA 04

    Freetown dışında bir barda, eski bir gümrük memuruyla buluştum. Konuşmamızın ilk birkaç dakikasında adamın dişleri korkudan birbirine vuruyordu. Leijdekkers’ın Sierra Leone’ye taşınmasıyla aynı döneme denk gelen 2022’nin sonlarında, ülkenin derin su limanı Queen Elizabeth Quay’de bazı değişiklikler gözlemlemişti.

    Her üç ayda bir, Cumhurbaşkanı Bio’nun yeğeni olan liman genel müdürü akşam saatlerinde siyah bir SUV’la geliyor ve çalışanlara toparlanmalarını söylüyordu. Gümrük işçileri ve denetçilere üstleri tarafından verilen açıklama hep aynıydı: “Yukarıdan emir.”

    Ardından, gece yarısına doğru 20 kadar asker ortaya çıkıyordu. Askerler, belirli yük konteynerlerinin takip numaralarını önceden biliyordu. Görevleri bu konteynerlere eşlik etmek, tarayıcılardan geçmelerini engellemek ve kamyonlara yüklenmelerini sağlamaktı. (1843, bu iddialar hakkında liman yetkililerinden görüş istedi ancak yanıt alamadı.)

    Ocak 2025’te, Leijdekkers’ın Sierra Leone’de bulunduğuna ilişkin haberlerin ortaya çıktığı ay, komşu Gine’de Sierra Leone Büyükelçiliği’ne ait bir aracın içinde yedi valiz dolusu kokain bulundu. Devlet kurumları üzerinden yürütülen ağlar artık fazla riskli görünüyordu.

    Gümrük memuru bana, 2025 baharına gelindiğinde genel müdürün ve askerlerin artık bu habersiz ziyaretleri yapmadığını söyledi.

    Ama kokain gelmeye devam ediyordu.

    Geçen temmuz ayında mavi renkli bir trol teknesi, Freetown ile Leijdekkers’ın Tokeh’teki tatil köyünün tam ortalarında karaya oturdu. Agios adlı tekne, pas içinde derme çatma barakalardan oluşan, zayıf köpeklerle başıboş domuzların dolaştığı Hamilton köyünün yakınlarında sahile vurmuştu.

    Sahilde görüştüğüm bir balıkçıya göre olay gece meydana gelmişti. Erkekler ağlarını denize atmak için açıktayken motorun teklemesi kadınları uyandırmıştı. Kadınlar telefonlarının ışığını fener gibi kullanarak olay yerine gitmiş ve teknenin içinde “dört beyaz adam, paketler ve bir sürü para, yabancı para birimleri” görmüştü.

    Daha fazla araştırma yapılmasına fırsat kalmadan askerler gelmiş, teknenin mürettebatını götürmüş ve paketlerle nakit parayı alıp götürmüştü.

    Hükümetin basın açıklamasında ise “Polisin ilgisini veya güvenlik açısından kaygı yaratacak herhangi bir unsur tespit edilmedi” denildi.

    Haftalar sonra bir vinç, tekneyi denize geri itmek üzere geldi ancak başarılı olamadı. Aradan neredeyse bir yıl geçmesine rağmen Agios hâlâ bir kumulun üzerinde mahsur durumda ve yöre halkının ilgisini çekmeye devam ediyor. İçeride uyuklayan bir adam, fotoğraf çekmek için telefonumu çıkardığımda birden doğruldu. Arkasında, devlete ait üniformalar bir askıda asılıydı.

    Daha güneye doğru ilerledim.

    Kadim balıkçı köylerinin bulunduğu yarımada, yerini giderek inşaatlara, turizme ve uyuşturucuya bırakıyordu. Yol kenarlarında erkekler balyozlarla kayaları parçalıyor, otel inşa edilecek alanları temizliyordu. Beton sektörünün ihtiyacını karşılamak için sahiller kazılarak kum çıkarılıyordu.

    Çin finansmanıyla devasa bir balıkçı limanı inşa ediliyordu. Bu limanın, ahşap tekneler ve elde dikilen ağlara dayanan geleneksel ekonomiden geriye kalanları da ezip geçmesi bekleniyordu.

    Bir BM misyonunun başındaki yetkili onu Clint Eastwood’a benzetmişti: kasabaya yeni gelen şerif. Banana Adaları’ndaki bir otel sahibi ise Leijdekkers’ın bağlantılarını Jeffrey Epstein’ın bağlantılarıyla kıyaslamıştı.

    Black Johnson adlı bir yerden yaklaşık üç kilometre uzaklıkta, geçtiğimiz ocak ayında akıllara durgunluk veren bir olaya tanık olan birkaç kişiyle görüştüm.

    Sabah 06.00’yı biraz geçe Victor Dixon adlı bir inşaat işçisi (bu bir takma isim) sahildeki kulübesinde uyandı. Bir metal borunun tepesinde yardım için el sallayan beyaz bir adamın bağırışlarını duydu. Dixon’ın gözlemine göre adamın teknesi bir yarığa sıkışmıştı. Yardım etmek için yanına giden Dixon, teknenin içine kısa bir süre bakabildi ve bunun aslında bir denizaltı olduğunu gördü.

    “İçeride o kadar çok koli vardı ki,” dedi Dixon.

    Bir saat içinde güvenlik güçleri geldi ve kolileri alıp yakındaki çalılıkların arasına sakladı. Olayı gören yöre halkına tomar tomar dolar dağıttılar. Ardından, son bir yıldır kıyı boyunca alışılmış hale gelen bir gerekçeyle meraklıların bölgeye yaklaşmasını engellediler: Yol çalışması yapılıyordu ve yolların kapatılması gerekiyordu.

    Yakındaki bir köyün meclis üyesi daha sonra evinde bana, “Denizaltıyı kendim görmek istedim,” dedi. “Ama oraya vardığımda Devlet Başkanlığı’ndan bir telefon aldım: ‘Dokunma.’”

    Leijdekkers’ın kokain sevkiyatlarının başına gelen diğer olaylar daha da tuhaftı.

    Freetown’da geçirdiğim ilk cuma olan 10 Nisan akşamı, şiddetli ve ani bir fırtına kenti dövdü. Sahildeki sandalyeleri havaya savurdu, gecekonduların arasından hektarlarca çamurun aşağı doğru akmasına yol açtı.

    Sonraki günlerde “İnciller” hakkında söylentiler yayılmaya başladı. Bunlar, kalın kitapları andıran kokain paketleriydi ve denizdeki bir konteyner gemisine doğru ilerleyen teknelerden düşmüşlerdi.

    Binlerce balıkçı için bundan daha değerli bir av düşünülemezdi.

    Aberdeen Burnu boyunca, Leone Casino yakınlarında birkaç “İncil”in kıyıya vurduğu söyleniyordu. Kenneth Sherbro adlı bir balıkçı (bu da bir takma isim) bana, bunları bulan bir çocuğun polis tarafından vurulduğunu anlattı.

    Diğer “İnciller” ise daha uzaklara sürüklenmişti.

    Fırtınadan iki gün sonra, 12 Nisan öğleden sonra, adını vermek istemeyen bir balıkçı bana bir fotoğraf gönderdi. Fotoğrafta siyah plastikle paketlenmiş, üst üste dizilmiş 17 “İncil” vardı. Paketlerin üzerine BMW harfleri basılmıştı. BMW, Guayaquil’de faaliyet gösteren Arnavut bir suç baronuyla ilişkilendirilen çeşitli sembollerden biriydi.

    Paketler bir gün önce, beş mil güneydeki Funkia adlı bir gecekondu mahallesinde karaya vurmuştu.

    Hemen Funkia’ya doğru yola çıktım.

    Sahil boyunca kadınlar tuzlu su birikintilerinde çamaşır yıkıyor, erkekler ise Avrupa futbol kulüplerinin logolarıyla süslenmiş kanoları Atlantik’ten kıyıya çekerken hep bir ağızdan bağırıyordu.

    Gecekondu mahallesi, her yerde hissedilen ekşi kush kokusuyla doluydu. Kush, sokaklarda yaygın biçimde kullanılan bir uyuşturucuydu. Barakalardan oluşan sıkışık bir labirentin içinden, “Zone” adı verilen bir başka gecekondu bölgesine doğru ilerledim. Buradaki erkekler kibrit çöpü kalınlığındaki sarma sigaraları içiyor, kendi kendilerine anlaşılmaz sözler mırıldanıyordu.

    Funkia’nın kuralları tahta bir levhanın üzerine yazılmıştı:

    “Dövüşmek: 20 leone para cezası.
    Hırsızlık: Polislik mesele.
    Hakaret: 20 leone para cezası.
    Satın aldığın yerde iç.”

    Altında ise mahallenin zorbasının adı yazılıydı: Catfish.

    Catfish, boynunda altın harflerle “KING” yazan bir kolye taşıyan sıska bir adamdı. “İnciller” hakkında soru sorduğumda yüzünde zoraki bir gülümseme belirdi.

    “Bazı çocukların sonunda şansı döndü,” dedi.

    Catfish’in anlattığına göre Leijdekkers’ın kıyı boyunca her yerde bağlantıları vardı. Bu kişiler, kaybolan kokain paketlerini bulmaları için para alıyordu. Ancak zaman zaman bazı “İnciller” bu arama ağından sıyrılmayı başarıyordu.

    Leijdekkers böyle durumlarda genellikle anlayışlı davranıyordu.

    Bir balıkçı teknesi bir “İncil” bulduğunda, 15 bin dolarlık ödül mürettebat arasında paylaştırılıyordu. Gecekondu gençleri paketleri bulduğunda ise Freetown’daki bazı kişilere yönlendiriliyor, bu kişiler onlara bir arsa, hatta bazen bir ev bile verebiliyordu.

    Ancak Leijdekkers’ın “İncillerini” kimin bulduğu fark etmeksizin herkes iki kuralı biliyordu.

    Birincisi: Bir “İncil” karşılığında para veya araziyi kabul ettiyseniz, Funkia’dan ayrılmanız ve bir daha geri dönmemeniz tavsiye ediliyordu.

    İkincisi: Leijdekkers, kendisine iade edilmeyen “İnciller” hakkında bilgi edinmenin yollarını biliyordu.

    Catfish bana, “Kaybolan çocuklar işte bunlar,” dedi.

    1843 20260917 1843 COCAINE SIERRA 05

    Bir öğleden sonra Freetown’ın güneyinde, Hardees adlı bunaltıcı bir sahil barının en üst katına çıktım. Dövmeli bileğinde altın bir saat taşıyan kaslı genç bir adam beni bekliyordu. Kendini 35 yaşındaki dükkân çalışanı Wurie Jalloh olarak tanıttı. Önümüzdeki bir saat boyunca arkamızdaki merdivenlere sürekli göz atıp durdu; sanki bizi dinleyen birilerinin, hatta daha kötüsünün çıkıp gelmesini bekliyordu.

    Altı ay önce, Ekim 2025’te Wurie, 40 yaşındaki ağabeyi Allan ve iki arkadaşları —bunlardan biri bir dönem profesyonel futbol oynamak için Kıbrıs’a taşınmış ünlü bir futbolcuydu— Freetown’daki Lumley Beach’te bir hafta sonu geçirmeye karar vermişti. Pearl Hotel’de geceliği 200 dolardan iki oda tutarak kesenin ağzını açmışlardı.

    Wurie’nin ağabeyi popüler, kadınlar konusunda başarılı ve yükselmekte olan bir iş insanıydı. Kısa süre önce bir içki dükkânı satın almıştı.

    Cumartesi öğleden sonra dört adam otelden birkaç bira almak için bir süpermarkete gitti. Ancak yanlarında nakit olmadığını fark ettiler. “Ben alırım,” dedi Wurie ve otele geri döndü.

    Wurie birkaç dakika sonra süpermarkete vardığında, ağabeyinin mavi Ford’unun üç kapısı açık duruyordu. İçeride kimse yoktu.

    “Abimi gördünüz mü?” diye yakındaki bir meyve satıcısına sordu. Satıcı olanları anlattı.

    Siyah bir SUV otoparka girmişti. Biri beyaz, ikisi siyah üç adam kar maskeleriyle araçtan çıkmıştı. Beyaz olan tabancasını çekmiş, susturuculu silahla Allan’ın otomobilinin lastiğine ateş etmiş, üç adamı kendi aracına zorla bindirmiş ve ardından olay yerinden uzaklaşmıştı.

    Bir saat sonra Wurie bir telefon aldı. Arayan ağabeyiydi. Bir aracın Allan’ın kimliği ve banka kartıyla Pearl Hotel’e gittiğini söyledi. Wurie’nin bankadan 28 bin dolar çekmesi ve “4 bin dolarını adamlara vermesi” gerekiyordu.

    Wurie kartları siyah bir SUV’un çatlamış camından teslim aldı, bankadan parayı çekti ve araçtaki adamlara verdi. Hâlâ neler olup bittiğini tam olarak anlayabilmiş değildi.

    O gece Allan’ın telefonu kapandı. Bir daha da hiç açılmadı.

    Sonraki haftalarda Wurie, ağabeyini bulmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Gazetecilerle temasa geçti, sosyal medyaya başvurdu, polise defalarca ne olduğunu anlattı.

    “Üç Sierra Leoneli, güpegündüz kaçırıldı! Üstelik biri ünlü bir futbolcu!” diye haykırdı bana; ardından sesini yeniden fısıltıya indirdi. “Birinci Hanımefendi’nin ofisinin hemen aşağısında oldu bu.”

    Polis, arama yapmak için gereken yakıtın parasını karşılamak üzere 400 dolar istedi. Sonra da hiçbir şey yapmadı.

    Wurie ve Allan’ın Sierra Leone Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mohamed Jalloh ile akraba olmasına rağmen siyasetçiler olaya müdahil olmayı reddetti.

    Wurie bir yanlışlık olduğunda ısrar ediyordu. Kaçıranlar ağabeyini yanlışlıkla almış olmalıydı.

    Ancak arama çalışmalarının üzerinden bir ay geçtikten sonra Wurie, bir polis merkezinin soyunma odasına götürüldüğünü ve kendisine herhangi bir yanlışlık yapılmadığının söylendiğini anlattı.

    Bir polis memuru ona, “Artık bunun peşini bırak,” demişti. “Bu iş yukarıdan emredildi.”

    Wurie’ye ağabeyinin nereye götürüldüğünü düşündüğünü sordum. Başını salladı.

    “Ağabeyim öldürüldü,” dedi.

    Gözyaşlarını tutmaya çalışarak ayağa kalktı ve gitmek üzere ayrıldı.

    Allan ve suç ortakları geceleri depolara giriyor, Leijdekkers’ın kokainini unla değiştiriyordu.

    Dokuz gün sonra bu hikâyenin çelişkili ve çok daha karanlık bir versiyonunu Sierra Leone hükümeti içinden bir kaynaktan dinledim.

    Kaynağa göre Allan Jalloh, para sıkıntısı çeken küçük çaplı bir suçluydu ve kendisini kokain dünyasının insafına bırakmıştı.

    Allan gençliğinde 13 yıl İsveç’te yaşamış, havaalanlarında çalışmış ve kaçak malların taşınması konusunda bir şeyler öğrenmişti. Freetown’a döndükten sonra dolandırıcılık faaliyetlerini sürdürdü. Amerikalı yatırımcılara sahte altın külçeleri satmaya çalıştı ancak yakalandı.

    Avukatların ve alacaklıların peşine düşmesi üzerine uyuşturucu işine yöneldi. Çevresinde küçük çaplı kokain kaçakçıları vardı; bunların bazıları polis ve askerdi.

    Geçen yılın başlarında bir plan yaptılar.

    Leijdekkers’ın Peninsula Highway boyunca uzanan depoları, Avrupa’ya gönderilmeyi bekleyen kokainle doluydu. Neden bir kısmını kendileri ihraç etmesinlerdi?

    İş, burada bir “İncil”, orada bir “İncil” derken başladı. Allan ve suç ortakları geceleri depolara giriyor, Leijdekkers’ın kokainini unla değiştiriyordu. Ele geçirdikleri uyuşturucuyu ikinci el otomobil parçalarının arasına saklıyor, tekneler kiralıyor ve Batı Afrika’daki komşu ülkelere kaçırıyorlardı.

    Ancak zamanla açgözlendiler.

    Eylül 2025’te Allan ve ekibi, Leijdekkers’ın ihraç etmeye hazırlandığı devasa bir sevkiyattan haberdar oldu. Sevkiyatın Sierra Leone’den ayrılmasından kısa süre önce, “İncillerin” üçte birindeki kokaini çıkardılar.

    Bana anlatıldığına göre bir aydan kısa süre sonra Leijdekkers, kokain sevkiyatlarından birinin Orta Doğu’ya ulaştığını öğrendi. Orada yapılan testte paketlerin içinden kokain yerine un çıktığı anlaşıldı.

    Leijdekkers’ın ve Sierra Leone güvenlik güçleri içindeki bağlantılarının Allan’ın çetesinden bir üyeyi bulup taraf değiştirmeye ikna etmesi ise bunun yarısı kadar zaman aldı.

    Sonraki haftalarda hırsızlığa karışan toplam 22 kişi Freetown’da tek tek tespit edildi. Operasyon, görünüşe bakılırsa Sierra Leone ordusuyla koordineli biçimde yürütülüyordu.

    Allan’ın kaçırıldığı öğleden sonra içki dükkânına iki maskeli adam tarafından baskın yapıldı. Bunlardan birinin polis çavuşu, diğerinin ise askeri polis mensubu olduğu ortaya çıktı.

    Hükümet kaynağı bana, “Jos Leijdekkers Sierra Leone’yi parmağında oynatıyor,” dedi.

    Ancak görüştükten altı gün sonra bu kaynak benimle iletişimi kesti. O akşam işten çıkarken otomobilinin paramparça edildiğini görmüştü.

    Leijdekkers ise Avrupa’da sayısız suçtan hâlâ aranıyor.

    Belçika’da uyuşturucu kaçakçılığı, hırsızlık ve cinayet için komplo kurmaktan toplam 57 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hollanda devletine 96 milyon euro para cezası borcu bulunuyor ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamaları nedeniyle gıyaben 24 yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

    En az 12 cinayetteki olası rolü de soruşturulmaya devam ediyor.

    Leijdekkers’ın Sierra Leone’den iade edilmesi ihtimali ise düşük görünüyor. Bunun bir nedeni Belçika ve Hollanda ile Sierra Leone arasında iade anlaşması bulunmaması. Bir diğer neden ise yetkililerin, Leijdekkers’ın Sierra Leone’ye tam olarak nasıl girdiğine ilişkin kapsamlı soruşturmanın önce tamamlanması gerektiğini savunması.

    Bu durum Avrupa’daki savcıların Leijdekkers’ın devasa finansal imparatorluğunun kıyısından köşesinden de olsa bir parça koparmaya çalışmasını engellemedi.

    Mayıs ayında Rotterdam’da Leijdekkers’ın babası, annesi ve kız kardeşinin kara para aklama suçlamasıyla yargılandığı davayı izledim.

    Söz konusu meblağlar, Leijdekkers’ın herhangi bir anda yolda olan kokaininin değerinin yanında son derece küçük kalıyordu: Dubai’de bir daire, iki Bentley, saatler ve mücevherler, tasarım çantaları ve 20 bin euronun biraz üzerinde nakit.

    Ama Hollandalı savcıların Leijdekkers’ı hesap vermeye en fazla yaklaştırabildiği nokta da buydu.

    1843 20260917 1843 COCAINE SIERRA 06

    Liesbeth Leijdekkers’ın avukatı, yani Jos’un kız kardeşinin avukatı, ilk sözü aldı. Hollanda polisi yıllardır Liesbeth’i yakın takibe almıştı: Telefonlarını dinlemiş, bilgisayarlarına sızmış, köpeklerini gezdirirken peşine takılmış, katıldığı partilere gizli ajanlar yerleştirmişlerdi. Bir gün bulaşık makinesinin bozulduğunu fark etti. Gelen tamirci, makinenin içinde bir dinleme cihazı buldu. Liesbeth polisi arayıp hesap sorduğunda, cihazın kendilerine ait olduğunu kabul ettiler ve geri verip veremeyeceğini sordular.

    “Bütün bu ilginin nedeni kardeşi Jos Leijdekkers. O olmasaydı böyle bir sirk yaşanmazdı,” diye öfkelendi avukatı.

    Ardından Jos’un babası Joseph kürsüye çıktı. Duruşmalar boyunca son derece sıkılmış görünüyordu; oturduğu yerde tırnaklarını temizleyip durdu.

    “Oğlumdan hiçbir zaman hiçbir şey almadım,” dedi.

    Savcılık, Leijdekkers’ın 2019’da babasına 110 bin euroluk bir Patek Philippe saat verdiğini öne sürüyordu. Joseph ise saati iki yıl önce Dubai’de kendi parasıyla satın aldığını söyledi.

    “Burada bulunuyor olmam bile tuhaf. Oğlum hakkında bütün bu haberleri okuyorum. İnanılmaz. Bunların hepsini yazmalarına izin verilmesi bile akıl alır gibi değil.”

    İki hafta sonra kararlar açıklandı. Liesbeth Leijdekkers ile annesinin davaları altı ay ertelendi. Mahkeme, Joseph Leijdekkers’ın oğlunun suç faaliyetlerinden bilerek yararlandığını gösterecek yeterli delil bulunmadığına hükmetti.

    Saat de onda kaldı.

    Leijdekkers’ın ailesinden herhangi birini suçlu ilan etmek, onun kokain sevkiyatlarından bazılarını ele geçirmekten daha zor olmuştu.

    Mayıs ayının başında Sierra Leone’den ayrılmasının üzerinden 11 gün geçen Arconian adlı bir tekne, Batı Sahra açıklarında İspanyol polisi tarafından durduruldu. Gemide 1.279 balya halinde, toplam ağırlığı 30 tonu aşan kokain bulundu. Bu, bugüne kadar bilinen en büyük kokain sevkiyatıydı ve Avrupa’nın bir yaz boyunca tüketmesi beklenen uyuşturucuyu taşıyordu.

    Bir ay sonra, görünüşe göre bunun için hazırlanmış alternatif bir plan da bozuldu. Almanya’nın Wilhelmshaven limanında yetkililer, Sierra Leone’den gönderilen bir konteyner dolusu kakao çekirdeğinin içinde sekiz ton daha kokain buldu.

    Temmuz ayında ise üçüncü bir plan engellendi. İngiltere’ye götürülmek üzere yola çıkarılan yaklaşık dört ton kokain Liberya’da ele geçirildi.

    Yetkililer, üç sevkiyatın da Leijdekkers tarafından organize edildiğini öne sürüyor.

    Hollandalı güvenlik güçleri ise bir yandan da bizzat Leijdekkers’ın peşindeydi. Onu yakalamak için çeşitli operasyon planları hazırlıyorlardı.

    Leijdekkers’ın yakın çevresinde bulunmuş eski bir isim bana, geçen yıl kendisinden Leijdekkers’ın Freetown’daki ofisinin krokisini Hollandalı yetkililere ulaştırmasının istendiğini anlattı. Amaç, özel kuvvetlerin helikopterlerle binaya indirilmesi ve Leijdekkers’ın oradan alınıp götürülmesiydi.

    Bu plan rafa kaldırıldı. Onun yerine, Leijdekkers’ın bir sahil beldesinde bulunduğu sırada sürat tekneleriyle yaklaşarak kaçırılmasını öngören daha uygulanabilir bir plan üzerinde duruldu.

    “Her şeyi bilmek istiyorlardı. Odasının nerede olduğunu, nasıl uyuduğunu…” dedi kaynak. “Ama sonunda bunun fazla riskli olduğuna karar verdiler. Üstelik Sierra Leone’den de izinleri yoktu.”

    Leijdekkers’ın Hollanda devletine 96 milyon euro para cezası borcu bulunuyor ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamaları nedeniyle gıyaben 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

    Arconian’ın ele geçirilmesinden iki hafta sonra ve Sierra Leone makamlarından Leijdekkers’ın iade edilmesini istemelerinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçtikten sonra Hollandalılar nihayet harekete geçti.

    Hollanda gazetesi De Telegraaf’ın haberine göre özel kuvvetler, Liberya açıklarında bir gemiye yerleştirildi. Plan, Leijdekkers Batı Afrika turu sırasında Sierra Leone’nin güneyine doğru ilerlerken onu uluslararası sularda yakalamaktı.

    Ancak son anda Leijdekkers teknesine binmedi ve operasyon iptal edildi.

    Hollandalı yetkililer daha sonra operasyonun “dış etkenler” nedeniyle başarısız olduğunu söyleyecekti.

    Belki bir ihbar almıştı. Belki de yıllarca silahların kolayca ateşlendiği kokain dünyasında yolunu açarken geliştirdiği içgüdüleri ona bir şeylerin ters gittiğini söylemişti.

    Sierra Leone’deki onuncu günümün öğleden sonrasında Peninsula Highway boyunca ilerliyordum. O sırada beş araç büyük bir hızla yanımdan geçerek Freetown yönüne doğru ilerledi.

    Cumhurbaşkanı Bio’yu ve diğer üst düzey yetkilileri taşıyan konvoyların aksine bu araçlarda çakarlar, sirenler ya da motosikletli eskortlar yoktu.

    Üç beyaz Land Cruiser’ın önünde ve arkasında birer pikap vardı. Pikapların kasaları askerlerle doluydu.

    Sonraki 20 dakika boyunca motosikletimle konvoyu takip ettim. Juba Hill yakınlarındaki bir kavşakta konvoy kıyı boyunca ilerlemeyi sürdürdü. Ancak Land Cruiser’lardan biri sağa saparak Freetown şehir merkezine yöneldi.

    Onu takip ettim.

    Araç, kıvrılarak ilerlediği yolun sonunda Wilkinson Road adlı yoğun, dört şeritli bulvara çıktı ve ardından bir polis merkezinin otoparkına girdi. Otomatik mavi kapı arkasından kapanarak yolu kesti.

    Land Cruiser rampadan yukarı çıkarak karakola ulaştı ve orada durdu.

    Bulvarın karşı tarafında United Bank for Africa’nın yükseltilmiş bir şubesi bulunuyordu. Buradan otoparkı hiçbir engel olmadan görebiliyordum.

    Bir süre sonra Land Cruiser’ın arka koltuğundan iri yapılı, beyaz bir adam çıktı.

    Kahverengi bir tişört giyiyordu. Belinin üzerinde belirgin bir göbek çıkıntısı vardı. Küçük kulaklı, tıraş edilmiş başının tepesindeki açılmış bölge ışıkta parlıyordu.

    Siyah gömlekli bir adam ona doğru yaklaşıp elini sıktı. Ardından onu polis merkezine doğru götürdü. İçerideki birkaç üniformalı polis, ikisini de son derece ciddi ve saygılı bir tavırla selamladı.

    İnanamayarak izliyordum.

    Binaya girdiklerinde, aramızda bir futbol sahası uzunluğunda mesafe olmasına rağmen gördüğüm kişinin kim olduğundan en ufak bir şüphem yoktu.

    Sonunda Jos Leijdekkers’ı kendi gözlerimle görmüştüm. ■

    2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
    destek@bsekonomi.com
    Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
    © 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
    |
    News & Media Platform, simplified
    A Sound Fiction