
Dr. Artunç Kocabalkan | BS Ekonomi | 19 Ekim 2026
Finans piyasalarında bazen rakamların tek tek ne söylediğinden çok, yan yana geldiklerinde anlattıkları hikâyeyle ilgilenirim.
Bu sabah Çin ekonomisinin beklentilerin üzerinde büyüdüğünü öğreniyoruz. Petrol fiyatları geriliyor. Amerikan hisse vadeli kontratlarında toparlanma işaretleri var. Türkiye’de ise yeni haftaya MSCI’nin ciddi uyarısının ardından başlıyoruz.
Dünyanın farklı köşelerinden gelen bu haberlerin ortak noktası, büyümenin kendisiyle büyümeden yatırımcıya kalan getiri arasındaki fark.
Çin ekonomisi 2026’nın üçüncü çeyreğinde yıllık yüzde 4,5 büyüdü. Beklenti yüzde 4,4, önceki çeyreğin büyümesi yüzde 4,3’tü.
İlk bakışta olumlu bir sonuç.
Ancak aynı dönemde sanayi üretimi yüzde 5,5 artarken perakende satışlar yalnızca yüzde 1,1 büyüdü. Gayrimenkul yatırımlarındaki daralma da devam ediyor.
Çin’in üretim kapasitesi güçlü. İhracat kanalı çalışıyor. Fakat Çinli tüketicinin harcama isteği ve gayrimenkul piyasasının sağlığı aynı kuvveti göstermiyor.
Bu ayrışmanın küresel sonuçları var.
Çin daha fazla ürettikçe dünyanın başka ülkelerindeki üreticilerle rekabeti yoğunlaşıyor. İç tüketim yeterince güçlenmediğinde ihracata bağımlılık sürüyor. Bu da ticaret politikalarını ve kur ilişkilerini etkiliyor.
Bakır ve Avustralya doları gibi Çin talebine duyarlı varlıklar açısından güçlü üretim verisi destekleyici olabilir. Fakat gayrimenkul sektöründeki zayıflık nedeniyle tek bir büyüme rakamından kalıcı emtia rallisi sonucu çıkarmıyorum.
Brent petrol geçen haftaki yüksek seviyelerinden pazartesi günü geriledi.
Rusya’ya yönelik bazı yaptırım ve tarife uygulamalarında gevşeme ihtimali, arz beklentilerini değiştirdi.
Buna karşılık Orta Doğu’daki jeopolitik riskler ortadan kalkmış değil.
Enerji piyasasında iki farklı fiyatlama mekanizması aynı anda çalışıyor: Bir tarafta olası ek arz, diğer tarafta sevkiyat ve sigorta maliyetlerini artıran güvenlik riskleri.
Petrol fiyatındaki gerileme Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için kısa vadede olumlu olabilir. Fakat yüksek seviyelerde kalıcılaşan enerji fiyatları enflasyonla mücadeleyi ve cari dengeyi zorlaştırır.
Bu nedenle yalnızca petrolün bugün düşüp düşmediğine değil, neden düştüğüne ve bu nedenin ne kadar kalıcı olduğuna bakıyorum.
Amerikan teknoloji şirketlerinin yapay zekâ yatırımları ekonominin en önemli büyüme hikâyelerinden biri.
Veri merkezleri, yarı iletkenler, elektrik altyapısı ve yazılım yatırımları devasa sermaye gerektiriyor.
Bu yatırımların gelecekte önemli ekonomik değer yaratabileceğinden şüphe duymuyorum.
Fakat teknolojik başarı ile hissedar getirisi aynı şey değil.
Bir şirketin gelirleri büyüyebilir, müşterileri artabilir ve ürünleri dünyayı değiştirebilir. Buna rağmen şirketin hissesi değer kaybedebilir.
Çünkü borsa gelecekte kazanılacak paranın bugünkü değerini hesaplar.
Faizler yüksek kaldığında ve yatırım harcamaları nakit akışından daha hızlı büyüdüğünde, güçlü şirketlerin değerlemeleri bile baskı altına girebilir.
Teknoloji tarihini yazan şirketlerle borsada en yüksek getiriyi sağlayan şirketler her zaman aynı olmayabilir.
Ben önümüzdeki dönemde yapay zekâ yarışını kimin kazandığı kadar, bu yarışın sonunda kimin kasasında gerçekten nakit kaldığını izleyeceğim.
15 Ekim’de MSCI, Türkiye hisse senetlerine ilişkin bazı endeks değişikliklerini dondurduğunu açıkladı.
Türkiye’nin gelişmekte olan piyasa sınıflandırması şimdilik değişmedi.
Ancak MSCI, serbest dolaşım hesaplamalarının güvenilirliği, faydalanıcı sahiplik bilgilerinin açıklanması ve koordineli işlemlere karşı piyasa gözetimi konularında somut ilerleme bekliyor.
16 Ekim Cuma günü BIST 100 endeksi yüzde 2,89 düşerek 11.721,72 puandan kapandı.
Yıllardır Türkiye’de şirketlerin ucuzluğunu tartışıyoruz.
Bankaların değerlemelerini hesaplıyoruz. Holding iskontolarını inceliyoruz. Bilanço kârlarıyla piyasa değerlerini karşılaştırıyoruz.
Bunların hepsi gerekli.
Ancak ucuz bir şirket, mutlaka güvenle yatırım yapılabilen bir hisse anlamına gelmiyor.
Yatırımcı gerektiğinde hissesini adil bir fiyatla satabileceğine, piyasada fiyatın sağlıklı oluştuğuna ve kuralların herkese eşit uygulandığına inanmak istiyor.
Bir piyasanın güvenilirliği zedelendiğinde, değerleme çarpanlarının düşük olması tek başına yabancı sermayeyi geri getirmeye yetmeyebilir.
Borsa İstanbul’da özellikle bankalarla holdinglerin BIST 100’e göre performansını, işlem hacmini ve likidite koşullarını takip edeceğim.
Fon yoğunlaşması yüksek şirketlerle derinliği güçlü hisseler arasındaki ayrışma önemli.
22 Ekim’deki TCMB Para Politikası Kurulu kararı da haftanın başlıca gelişmelerinden biri.
Faiz kararının kendisi kadar karar metnindeki yönlendirme, enflasyon beklentileri ve Türk lirasının taşıma getirisi üzerinde etkili olabilir.
VİOP’ta dolar/TL kısa pozisyonlarını değerlendirirken yalnızca kur yönünü değil, vadeli fiyatla spot fiyat arasındaki farkı, teminat ihtiyacını ve para piyasası fonu alternatifinin fırsat maliyetini de hesaba katmak gerekiyor.
Altın tarafında ise spot ons fiyatıyla vadeli kontrat fiyatını birbirine karıştırmamak önemli.
Ben bu dönemde güçlü nakit akışı, likidite ve finansman dayanıklılığını ön plana çıkarıyorum.
Yapay zekâda yatırım harcamalarının getirisi, emtiada arz ile gerçek talep arasındaki denge, Türkiye’de ise fiyatın yanında piyasa güveni belirleyici olacak.
Bir ekonominin büyümesiyle o ekonomiye yatırım yapan herkesin kazanması aynı şey değil.
Bir şirketin başarılı olmasıyla o şirketin hissedarının iyi getiri elde etmesi de aynı şey değil.
Finansın zor ve ilginç tarafı burada.
Büyümeyi görmek yetmiyor. Büyümenin sonunda değerin kimin elinde kaldığını da anlamak gerekiyor.
Dr. Artunç Kocabalkan
BS Ekonomi
Bu içerik eğitim ve bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Yatırım danışmanlığı veya yatırım tavsiyesi niteliğinde değildir.