
Bu rezervlerin bilançodaki resmî değeri yaklaşık 11 milyar dolar.
Altının ons fiyatının 4.000 dolar olduğu varsayımında ise piyasa değeri 1 trilyon doları aşabilir.
Fakat burada kritik bir ayrım var:
Piyasa değeri, Hazinenin kasasında kullanılmayı bekleyen 1 trilyon dolar anlamına gelmiyor.
Altının değer kazanması ile bu değer üzerinden kamu finansmanı yaratılması aynı şey değil.
Altın rezervleri yeniden değerlenebilir mi?
Resmî muhasebe değeri ile piyasa değeri arasındaki büyük fark, Washington’da zaman zaman gündeme gelen kamu finansmanı önerilerinin temelini oluşturuyor.
Altın rezervlerinin yeniden değerlenmesi, teorik olarak Hazine ile Fed arasındaki bilanço ilişkilerini ve kamu borcunun finansman kapasitesini etkileyebilir.
Ancak böyle bir yeniden değerleme tek başına yeni bir gelir yaratmaz.
Kamu borcunu da ortadan kaldırmaz.
Yalnızca bilançodaki varlıkların kayıtlı değerini ve bu varlıklar üzerinden kurulabilecek finansman mekanizmalarının yapısını değiştirir.
Başka bir ifadeyle:
Muhasebe değerinin yükselmesi, ekonomik maliyetin ortadan kalkması anlamına gelmez.
Altına dönüştürülebilir Hazine tahvilleri
Bir diğer öneri, altına dönüştürülebilir Hazine tahvilleri çıkarılması.
Bu tür tahvillerde yatırımcıya, belirli koşullar altında vade sonunda dolar yerine altın alma seçeneği tanınabilir.
Böylece altın, kamu borçlanmasının doğrudan teminatı veya ödeme seçeneklerinden biri hâline gelebilir.
Bu fikir, yatırımcı açısından doların uzun vadeli satın alma gücüne karşı bir koruma sağlayabilir.
Hazine açısından ise yeni bir yatırımcı tabanına ulaşma imkânı yaratabilir.
Fakat bunun karşılığında devletin üstlendiği yükümlülük de değişir.
Altın fiyatı yükseldiğinde, yatırımcının altınla ödeme seçeneği daha değerli hâle gelir. Bu da Hazine’nin gelecekteki yükümlülüğünü artırabilir.
Ayrıca böyle bir aracın uygulanabilmesi için yasal düzenlemeler, ihraç koşulları, altın fiyatındaki oynaklık ve Hazine’nin bilanço riski birlikte değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla altına dönüştürülebilir tahvil fikri, mevcut durumda uygulanmış bir politika değil.
Tartışılan bir finansman seçeneği.
Finansal baskılama nasıl çalışır?
Finansal baskılama ise farklı bir mekanizmaya dayanıyor.
Devletin borçlanma maliyeti enflasyonun altında kaldığında, sabit faizli borcun reel değeri zaman içinde azalabilir.
Örneğin devlet %3 faizle borçlanırken enflasyon %5 seviyesinde kalırsa, borcun nominal tutarı artmaya devam eder. Ancak bu borcun satın alma gücü cinsinden değeri geriler.
Bu, kamu borcunun reel olarak küçülmesini sağlayabilir.
Fakat yalnızca enflasyonun yükselmesi yeterli değil.
Faizlerin, enflasyon beklentilerinin, ekonomik büyümenin, borcun vadesinin ve yatırımcıların kamu tahvillerine olan talebinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Çünkü enflasyon yükselirken uzun vadeli faizler de aynı ölçüde artarsa, devletin yeni borçlanma maliyeti yükselebilir.
Bu nedenle finansal baskılama, yalnızca enflasyon yaratmak anlamına gelmez.
Tasarruf sahiplerinin ve düşük getirili sabit faizli varlıkları tutan yatırımcıların reel getirisini uzun süre sınırlayan bir finansal ortam gerektirir.
Bu sürecin maliyeti de genellikle mevduat sahipleri, tahvil yatırımcıları ve nakit tutan kesimler tarafından taşınır.
Bu üç mekanizma aynı şey değil
Altın rezervlerinin yeniden değerlenmesi, altına dönüştürülebilir tahviller ve finansal baskılama birbirinden farklı mekanizmalar.
İlk ikisi, kamu borcunun finansmanında altının rolünü artırabilecek araçlar olarak tartışılıyor.
Finansal baskılama ise borcun reel yükünü enflasyon ve düşük reel faizler yoluyla azaltmaya yönelik daha geniş bir politika ortamını ifade ediyor.
Bu mekanizmalar teorik olarak aynı dönemde gündeme gelebilir.
Ancak birlikte uygulanacaklarına ilişkin açıklanmış bir resmî karar bulunmuyor.
Bu nedenle söz konusu yaklaşımı, yeni bir para düzeninin başladığını gösteren doğrulanmış bir politika olarak değil, yasal, ekonomik ve siyasi koşullara bağlı bir senaryo olarak değerlendirmek gerekiyor.
Hangi göstergeler izlenmeli?
Bu tartışmanın piyasa açısından anlam kazanıp kazanmadığını görmek için birkaç gösterge birlikte izlenmeli:
Ancak bu göstergelerden herhangi birindeki hareket, tek başına yeni bir para düzeninin başladığını kanıtlamaz.
Örneğin SOFR’deki yükseliş, repo piyasasında fonlama baskısına işaret edebilir. Fakat bu durum doğrudan altın teminatlı tahvil planının uygulamaya konulduğu anlamına gelmez.
Benzer şekilde, altının muhasebe değerinin değiştirilmesi de kamu borcunu ortadan kaldırmaz.
Böyle bir adım yalnızca devletin bilançosundaki varlıkların kayıtlı değerini ve borcun finansman biçimini değiştirebilir.
Borcun sürdürülebilirliği ise nihai olarak bütçe açığına, ekonomik büyümeye, faiz maliyetlerine ve yatırımcı güvenine bağlı kalır.
Sonuç
ABD’nin altın rezervleri, mevcut muhasebe değerinin çok üzerinde bir piyasa değerine sahip olabilir.
Bu fark, kamu borcunun finansmanında yeni araçların tartışılmasına zemin hazırlıyor.
Ancak altının yeniden değerlenmesi, altına dönüştürülebilir tahvil çıkarılması ve finansal baskılama aynı şey değil.
Her birinin hukuki, ekonomik ve siyasi sonuçları farklı.
Şu aşamada ortada yeni bir para düzeninin başladığını gösteren doğrulanmış bir politika bulunmuyor.
Fakat ABD’nin borç yükü büyürken altının bilanço içindeki rolünün yeniden tartışılması tesadüf değil.
Washington’ın karşı karşıya olduğu sorun yalnızca borcun büyüklüğü değil.
Bu borcun hangi faizle, hangi vadeyle ve hangi para rejimi içinde finanse edileceği.
Altın, bu tartışmanın bir parçası olabilir.
Ama muhasebe değeri değişti diye borç ortadan kalkmaz.
Sadece borcun finansman biçimi değişir.
Dr. Artunç Kocabalkan | BS Ekonomi