
Dr. Artunç Kocabalkan | BS Ekonomi
2 Kasım 2026
Vietnam Savaşı, Amerikan toplumunda yalnızca askerî bir yenilginin değil, nesiller boyunca devam eden büyük bir toplumsal travmanın adıydı.
58 binden fazla Amerikan askeri hayatını kaybetti. Milyonlarca Vietnamlı öldü. Amerikan toplumu bölündü. Devlete, siyasetçilere ve savaşın gerekçelerine duyulan güven sarsıldı.
Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti.
Bugün İran üzerinden gelişen olaylara baktığımda, dünyanın çok daha tehlikeli bir eşiğe yaklaşabileceğini düşünüyorum.
Çünkü Vietnam’da yaşananların ardından Amerika’nın öğrendiğini varsaydığımız dersler, bugün nükleer silahların gölgesinde yeniden sınanıyor.
Üstelik bu defa savaşın sonuçları yalnızca savaşan ülkelerle sınırlı kalmayabilir.
Amerikalı yorumcu Tucker Carlson, 2 Kasım’da son derece ciddi bir iddia ortaya attı.
Carlson’a göre Trump yönetimi, İran’ın merkezindeki Pickaxe Mountain olarak bilinen ve nükleer faaliyetlerle ilişkilendirilen yer altı tesisini vurmak için nükleer silah kullanma seçeneğini değerlendiriyor.
Carlson, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Trump üzerinde baskı kurduğunu ve kararın 7 Kasım’a kadar verilebileceğini ileri sürüyor.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bunlar doğrulanmış bir askerî operasyon planı değil, Carlson’ın kamuoyuna açıkladığı iddialar.
Ancak nükleer silah kullanımının ciddi bir siyasi tartışmanın konusu hâline gelmesi bile üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişme.
İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiçbir ülke savaşta nükleer silah kullanmadı.
Bu eşik yeniden aşılırsa sonuçları yalnızca İran veya ABD açısından değerlendirmek mümkün olmayacak.
Rusya’nın, Çin’in, Kuzey Kore’nin, Hindistan’ın ve Pakistan’ın gelecekteki güvenlik hesapları da değişebilir.
Nükleer silahların kullanılmamasına dayanan uluslararası normun zayıflaması, dünyayı çok daha istikrarsız bir döneme taşıyabilir.
Ve böyle bir dünyada merkez bankalarının faiz kararları, şirketlerin çeyreklik kârları veya borsa endekslerinin günlük hareketleri bir anda ikinci plana düşebilir.
Amerika’da İran savaşı konusunda siyasi görüş birliği bulunmuyor.
Demokrat Kongre Üyesi Seth Moulton’ın öncülüğündeki savaş yetkileri kararı, Eylül ayında Temsilciler Meclisi’nde kabul edildi.
Cumhuriyetçi siyasetçiler arasında da savaşın sona ermesini isteyenlerin sayısı arttı.
Bu gelişmeler önemli.
Çünkü bir demokrasinin gücü yalnızca askerî kapasitesinden değil, kendi yönetiminin kararlarını sorgulayabilmesinden de gelir.
Savaşın gerekçeleri, maliyeti ve sonuçları tartışılabiliyorsa, diplomasi için hâlâ alan vardır.
Bu tartışmaların sustuğu bir ortamda ise yanlış kararların maliyeti büyüyebilir.
Şimdi gelelim benim yıllardır üzerinde durduğum konuya.
Finansal huzur.
Her sabah ekranlarımızı açıyoruz.
Amerikan tahvil faizleri ne oldu?
Fed ne yapacak?
Altın yükselir mi?
Borsa toparlanır mı?
Dolar nereye gider?
Petrol 100 doların üzerinde kalır mı?
Bunların hepsi önemli.
Ben de yıllardır bu soruların yanıtlarını arıyorum, analiz ediyorum ve sizlerle paylaşıyorum.
Ama bir yandan da dünyanın başka bir gerçeği var.
Savaşlarda insanlar hayatlarını kaybediyor.
Çocuklar ailelerini, aileler evlerini kaybediyor.
Milyonlarca insan geleceğinin nasıl olacağını bilmiyor.
Biz ekranlarda milyarlarca dolarlık piyasa değeri kayıplarını konuşurken, başka bir yerde insanların bütün hayatı birkaç saniyede değişebiliyor.
Üstelik savaşın ekonomik maliyeti yalnızca borsalarda ortaya çıkmıyor.
Enerji fiyatları yükseliyor.
Enflasyon artıyor.
Tedarik zincirleri bozuluyor.
Ülkelerin bütçeleri savunma harcamaları altında zorlanıyor.
Şirketler yatırım kararlarını erteliyor.
İnsanlar işlerini ve gelirlerini kaybediyor.
Savaşın faturası sonunda sıradan insanların önüne geliyor.
Finans piyasalarının bize sürekli hatırlattığı bir gerçek var.
Getiri zaman alır.
Kayıp ise bazen yalnızca birkaç dakika.
Bir yatırımcı yıllarca çalışarak birikim oluşturabilir.
Doğru yatırımlar yapabilir.
Portföyünü büyütebilir.
Fakat yanlış risk yönetimiyle, aşırı kaldıraçla veya öngörülemeyen büyük bir gelişmeyle bütün kazancını kısa sürede kaybedebilir.
Jeopolitik risklerin bu kadar yükseldiği bir dünyada finansal huzurun anlamı da değişiyor.
Artık yalnızca daha fazla kazanmak yeterli değil.
Kazandığını koruyabilmek gerekiyor.
Bunun için de yatırım kararlarımızı yalnızca beklediğimiz getiriye göre değil, katlanabileceğimiz kayba göre değerlendirmeliyiz.
Çünkü piyasalarda kalabilmek, bazen yüksek getiri elde etmekten daha değerlidir.
Benim finansal huzurdan anladığım, hesabınızda belirli bir miktar para bulunması değil.
Geceleri rahat uyuyabilmek.
Ailenizin geleceği konusunda sürekli endişelenmemek.
Bir piyasa çöküşünde bütün hayatınızın altüst olmayacağını bilmek.
Yarın çalışamazsanız veya geliriniz azalırsa yaşamınızı sürdürebilecek güvencelere sahip olmak.
Ve belki de en önemlisi, para kazanma telaşı içerisinde hayatın kendisini kaybetmemek.
Finansal huzur, hiç risk almamak değildir.
Hangi riski neden aldığınızı bilmek ve olumsuz senaryolarda da ayakta kalabilmektir.
Bugün bu yaklaşımın yalnızca bireyler için değil, ülkeler için de geçerli olduğunu düşünüyorum.
Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca millî geliriyle, şirketlerinin piyasa değeriyle veya sahip olduğu askerî güçle ölçülemez.
Vatandaşlarının ne kadar güven içinde yaşadığıyla da ölçülür.
Vietnam Savaşı’nın sona ermesinde kamuoyu tepkisinin, savaş karşıtı hareketlerin ve siyasi baskının önemli bir rolü oldu.
Bugün de savaşın daha fazla büyümesini engellemek için diplomasiye, demokratik denetime ve kamuoyunun sesine ihtiyaç var.
Elbette hiçbir birey tek başına dünya siyasetini değiştiremez.
Ancak toplumların savaş politikalarını sorgulaması, doğru bilgi talep etmesi ve barışçıl çözümleri desteklemesi önemsiz değildir.
Özellikle nükleer silah kullanımına ilişkin iddiaların konuşulduğu bir dönemde, doğrulanmamış bilgilerin yayılmasına karşı dikkatli olmak da bu sorumluluğun bir parçasıdır.
Çünkü korkunun ve yanlış bilginin yönettiği bir dünyada sağlıklı karar almak daha da zorlaşır.
Bugün size hangi hisseyi almanız gerektiğini anlatmak istemiyorum.
Hangi fonun daha fazla kazandıracağını da konuşmayacağım.
Çünkü bütün bunları konuşmaya devam edebilmemiz için önce güvenli bir dünyaya ihtiyacımız var.
Bir günde bir yıllık kazancınızı kaybedebilirsiniz.
Bir yılda yeniden kazanabilirsiniz.
Ama kaybettiğiniz bir insanı, dağılan bir aileyi veya yok olan bir hayatı geri getiremezsiniz.
Dünya bu kadar büyük risklerle karşı karşıyayken finansal huzuru yalnızca portföy büyüklüğüyle tanımlamak mümkün değil.
Finansal huzur; paranızın, geleceğinizin ve sevdiklerinizin güvende olduğunu hissedebilmektir.
Bunun için bazen daha fazla kazanmayı değil, sahip olduklarımızı korumayı öğrenmemiz gerekiyor.
Hem kendi hayatımızda hem de dünyada.
Unutmayın: Finansal huzur, gerçek zenginliktir. Gerçek mutluluğun da en önemli koşullarından biridir.
Dr. Artunç Kocabalkan
BS Ekonomi | Ekonomist TV