0,00₺ 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
The Economist

Avrupa’da sahte barış: Rusya kıtayı hibrit savaşla nasıl kuşatıyor?

Eylül 1939’da Fransa ve İngiltere, Almanya’ya resmen savaş ilan ettikten sonra sekiz ay boyunca kayda değer pek az şey yaşandı. Tarihe “Tuhaf Savaş” (Phoney War) olarak geçen bu dönemde Batı Avrupalıl...
Hülya Kocaer
Kasım 1, 2026
Paylaş

Eylül 1939’da Fransa ve İngiltere, Almanya’ya resmen savaş ilan ettikten sonra sekiz ay boyunca kayda değer pek az şey yaşandı. Tarihe “Tuhaf Savaş” (Phoney War) olarak geçen bu dönemde Batı Avrupalılar kâğıt üzerinde savaşıyor, gerçekte ise barış içinde yaşıyordu. Ne yazık ki bu durum uzun sürmedi.

Bugün Avrupa bunun tam tersi bir çıkmazla karşı karşıya. Teoride Ukrayna’nın batısındaki hiçbir Avrupa ülkesi Rusya ile savaş hâlinde değil. Ancak barış da artık eskisi gibi değil. Kremlin tarafından finanse edilen ajanlar, Avrupa havalimanlarını dronlarla taciz ediyor, demiryolu hatlarına sabotaj düzenliyor, alışveriş merkezlerini ateşe veriyor, savunma sanayisi yöneticilerini tehdit ediyor, bilgisayar sistemlerine sızıyor ve sosyal medyada toplumların direncini kırmayı amaçlayan dezenformasyon yayıyor.

Bunların hiçbiri geleneksel anlamda savaş sayılmaz. Ancak yaşananları barış olarak tanımlamak da mümkün değil. Buna “sahte barış” diyelim. Rusya, Avrupa’yı sürekli diken üstünde tutuyor. Doğrudan karşılık verilmesini gerektirecek eşiği aşmadan, görmezden gelinemeyecek ölçüde saldırgan davranıyor.

Rusların bir zamanlar kullandığı ifadeyle savaş ve barış birbirini dışlayan iki durumdu. Bugün Avrupa’da ikisi aynı anda yaşanıyor. Bu da kıtayı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor: Avrupa, gelecekteki olası bir işgal tehdidine mi, yoksa hâlihazırda maruz kaldığı saldırganlığa mı daha fazla odaklanmalı?

Bir yandan Avrupa, Lev Tolstoy’un da tanıyabileceği türden geleneksel bir Rusya savaşına hazırlanıyor. Topçu birlikleri, askerî sevkiyatlar ve birlik hareketliliklerinin yanı sıra artık füzeler ve insansız hava araçları da bu hazırlığın parçası. Diğer yandan kıta, sabotaj ve propaganda yoluyla yürütülen farklı bir çatışmanın zaten içinde. Asıl tehlike, Avrupa’nın Rusya’nın yarın başlatabileceği açık ve geleneksel savaşa odaklanırken bugün tüm hızıyla devam eden, sınırları belirsiz mücadeleyi ihmal etmesi.

Şimdilik Avrupa’nın gündeminde sınırları aşan Rus tankları ihtimali var. Bunun anlaşılır nedenleri bulunuyor. Çeşitli ülkelerin istihbarat servisleri, Rusya’nın 2030’a kadar NATO topraklarını işgal etmeye kalkışabileceğini düşünüyor. Bu nedenle silah siparişleri veriliyor, askerler eğitiliyor ve askerî birlikler olası bir çatışmaya göre konuşlandırılıyor. Tehdide karşı savunma bütçeleri hızla artırıldı. 2022’den önce NATO üyelerinin çoğu, savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 2’sine çıkarma hedefinin gerisindeydi. Bugün ise ülkelerin büyük bölümü, revize edilen yüzde 3,5’lik hedefi yakalama yolunda ilerliyor.

Bu yeni milyarların nasıl harcanması gerektiği konusunda tartışmalar sürüyor. Avrupa ülkeleri Amerikan silahlarını almaya devam mı etmeli, yoksa kendi savunma sanayilerini geliştirmek için daha fazla kaynak mı ayırmalı? Tankların artık miadını doldurduğu söylenebilir mi? Bu tür tercihleri, obüsün hangi ucunun ne işe yaradığını bilen askerî uzmanlara bırakmak en doğrusu.

Üstelik bazı yatırımlar hem geleneksel hem de asimetrik tehditlere karşı savunmayı güçlendirebilir. Bunun en iyi örneği dronlar. Ukrayna savaşının öne çıkan silahları hâline gelen bu araçlar, Rusya’nın Avrupa’nın diğer bölgelerine yönelik düşük yoğunluklu saldırılarında da kullanılıyor. Dronlarla mücadele kapasitesini geliştirmek, hem gelecekteki savaş alanlarında hem de bugün giderek sıradanlaşan hava sahası ihlallerine karşı Avrupa’ya önemli avantaj sağlayacak.

Ancak hangi silahların alınacağına ilişkin tartışmalar, daha temel bir soruyu gölgede bırakıyor: Savunma harcamalarıyla genel güvenlik yatırımları arasında nasıl bir denge kurulmalı?

GSYH’nin yüzde 3,5’ine ulaşması planlanan savunma harcamalarının önemli bir bölümü, Rusya’nın toprak işgaline dayalı geleneksel bir savaşa girişebileceği varsayımı üzerine şekilleniyor. Oysa böyle bir girişim, değişken kararlarıyla tanınan Vladimir Putin için bile son derece akılsızca olurdu. Rusya, komşusuna karşı üç gün sürmesi beklenen bir savaşı beş yıldır kazanmaya çalışıyor. Böyle bir tablonun ardından NATO’ya meydan okumak pek mantıklı bir devam hamlesi sayılmaz.

Bu sırada Kremlin, Avrupa’ya karşı çoktan bir tür savaş yürütüyor. Sürekli tekrarlanan sabotaj ve provokasyonları başka nasıl tanımlayabiliriz? Hollanda merkezli Uluslararası Terörle Mücadele Merkezi’nin araştırmacıları, 2022’den bu yana Rusya ile bağlantılı 180’den fazla olay belgeledi.

Bunların bazıları, internet üzerinden birkaç yüz avroya kiralanan küçük çaplı suçluların gerçekleştirdiği, sıradan vandalizmin ötesine pek geçmeyen eylemler. Ancak bazıları da er ya da geç can kaybına yol açması kaçınılmaz görünen ölçüde tehlikeli. 2024’te Avrupa’daki lojistik merkezlerinden geçen kargo paketlerine yerleştirilen yangın çıkarıcı düzenekler, kargo uçaklarının düşmesine neden olabilecek bir tehdit oluşturdu. Ağustos ayında ise Almanya’nın Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı yüklü bir drone bulundu.

Avrupalılar, “gri bölge savaşı” olarak adlandırılan bu tür saldırılara karşı koyma ihtiyacının farkında. NATO üyeleri, GSYH’nin yüzde 3,5’ini savunmaya ayırma taahhüdünün yanı sıra kritik altyapıyı korumak, sivil dayanıklılığı artırmak ve benzeri güvenlik ihtiyaçları için yüzde 1,5’lik ek kaynak ayırmayı da kabul etti.

Ancak bu ikinci hedefin kapsamı oldukça muğlak ve büyük ölçüde hâlihazırda yapılan harcamaları içeriyor. Üstelik sorun yalnızca para değil. Toprak savunması pahalı olsa da askerî çevrelerin aşina olduğu bir alan. Dronların geleneksel ve asimetrik savaş arasındaki sınırları bulanıklaştırması işleri biraz karmaşıklaştırsa da temel yaklaşım belli. Buna karşılık Avrupa’yı sabotajlardan ve örtülü operasyonlardan korumak, saldırıları önlemek ve gerçekleşmeleri hâlinde etkilerini sınırlamak çok daha karmaşık bir iş.

Bu mücadelede polis teşkilatlarının, yerel yönetimlerin ve özel şirketlerin koordinasyon içinde çalışması gerekiyor. İskandinav ülkeleri bu tür tehditleri uzun zamandır ciddiye alıyor. Almanya’da da konu artık kamuoyu tartışmalarının önemli başlıklarından biri. Diğer Avrupa ülkelerinin ise arayı kapatması gerekiyor.

Planın farkındayım

Buradan çıkarılması gereken sonuç, düşük yoğunluklu saldırılara karşı gerekli güvenlik harcamalarının geleneksel savunma bütçelerinden kesilerek karşılanması değil. Tam tersine, Rusya’nın asimetrik yöntemlere yönelmesinin temel nedenlerinden biri NATO’nun konvansiyonel askerî caydırıcılığının güçlü olması. Avrupa’nın yapması gereken, bu tür saldırıları önleme kapasitesini geliştirmek ve saldırılar başarılı olduğunda ortaya çıkacak zararı en aza indirmek.

Ancak Rusya’nın saldırıların arkasında olduğunu çoğu zaman inkâr ettiği düşünüldüğünde, tehlikeli bir tırmanışa yol açmadan Kremlin’e nasıl karşılık verilebilir?

Avrupa’nın, Rusya’ya yürüttüğü yıldırma kampanyasının sonuç vermeyeceğini göstermesinin aslında oldukça basit bir yolu var. Moskova’nın gerçekleştirdiği sabotajların ve provokasyonların önemli bir bölümü, nihayetinde Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği desteği zayıflatmayı amaçlıyor.

Avrupalı liderler, kasım ayında Rus işgaline karşı direnişini sürdüren Ukrayna’nın mali açıdan ayakta kalmasını sağlayacak yeni bir yardım paketi üzerinde anlaşmak zorunda. Cömert bir destek paketi güçlü bir mesaj verecektir: Rusya’nın sabotajları, Avrupa’nın Ukrayna’ya desteğini sarsamayacak.

Bugün yaşanan bu sahte barışın sürdürülebilmesi, ancak kararlı ve tavizsiz bir tutumla mümkün.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
[email protected]
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction