
Türkiye’nin yönetim kültürü, patronların şirketler üzerindeki hâkimiyeti, gençlerin yurt dışına gidişi ve futbolun giderek büyüyen finansal sorunları… Burhan Karaçam, Dr. Artunç Kocabalkan’ın sunduğu Karar Verenler programında yeni kitabı Değişim İnsan CEO üzerinden Türkiye’nin geleceğine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
BS Ekonomi | 21 Ekim 2026
Türkiye’nin en deneyimli bankacılık ve iş dünyası yöneticilerinden Burhan Karaçam, Değişim İnsan CEO – Kurumlarda Değişimin Akılcı Yolu adlı kitabında yalnızca şirketlerin nasıl yönetilmesi gerektiğini anlatmıyor. Türkiye’nin neden değişmekte zorlandığını, kurumsallaşmanın önündeki engelleri ve insan kaynağının ekonomik kalkınmadaki belirleyici rolünü de tartışmaya açıyor.
Dr. Artunç Kocabalkan’ın sunduğu Karar Verenler programına konuk olan Karaçam, yaklaşık 40 dakika süren söyleşide şirket yönetiminden gençlerin gelecek arayışına, yönetim kurullarından Fenerbahçe’ye kadar uzanan geniş bir değerlendirme yaptı.
Söyleşinin merkezinde ise önemli bir soru vardı:
Türkiye’nin sorunu değişimin gerekliliğini bilmemek mi, yoksa değişimi gerçekleştirecek insanlara ve kurumlara yeterince alan açamamak mı?
Günümüz iş dünyasında CEO’luk çoğu zaman yüksek gelir, prestij ve güçle özdeşleştiriliyor.
Burhan Karaçam ise yöneticiliğe farklı bir sorumluluk yüklüyor.
Ona göre bir CEO’nun öncelikli görevi yalnızca kendisi için başarı elde etmek değil; yönettiği kurumu, çalışanlarını ve dolayısıyla ülke ekonomisini daha ileriye taşımak.
Başarılı yönetici, devraldığı kurumu daha değerli hâle getirebilmeli. Bu değer yalnızca finansal büyüklüklerden değil, kurumun geleceğini güvence altına alacak yönetim becerisinden de oluşmalı.
Karaçam, kitabını patronlara, mevcut yöneticilere, geleceğin CEO’larına ve gençlere bir rehber olarak hazırladığını belirtiyor.
Amaç, yöneticilerin karşılaşabilecekleri sorunları daha erken fark etmelerini ve kurumların gecikmiş kararlar yüzünden zarar görmesini önlemek.
Karaçam’ın kitabındaki dikkat çekici kavramlardan biri 3B.
Türkiye’de sıklıkla tartışılan liyakat meselesini daha somut bir çerçeveye oturtan Karaçam, yetkinliği üç unsurla açıklıyor:
Bu yaklaşım, yalnızca diploma veya unvanın başarılı yöneticilik için yeterli olmadığını gösteriyor.
Bir yöneticinin ne bildiği kadar, o bilgiyi hangi koşullarda kullandığı ve ne sonuç elde ettiği de önem taşıyor.
Karaçam’a göre patronların profesyonel yöneticileri seçerken aramaları gereken temel nitelikler de bunlar.
Söyleşinin en dikkat çekici bölümlerinden biri Türkiye’deki aile şirketleri ve yönetim kurullarının yapısına ilişkin değerlendirmelerdi.
Karaçam, gelişmiş ülkelerde sermayenin daha geniş yatırımcı gruplarına dağıldığı şirket modelleriyle Türkiye’de ailelerin hâkim olduğu yapılar arasındaki farklılıklara dikkat çekti.
Türkiye’de birçok şirketin yönetim kurulunun hâkim ortak veya aile çevresindeki kişilerden oluşabildiğini, bunun da profesyonel yönetimin hareket alanını daraltabildiğini anlattı.
Karaçam’a göre patronların şirketin her günlük kararına müdahale etmesi iki önemli sorun yaratıyor.
Birincisi, profesyonel yöneticiler kendilerine verilen sorumlulukları gerektiği gibi yerine getiremiyor.
İkincisi, işler kötü gittiğinde sorumluluğun kime ait olduğu belirsizleşiyor.
Burada kritik ayrım, varlık yönetimi ile şirket yönetiminin aynı iş olmadığı gerçeği.
Bir şirketin sahibi olmak, büyüyen ve farklı sektörlere yayılan bütün faaliyetleri tek başına yönetebilecek yetkinliğe sahip olmak anlamına gelmiyor.
Şirketler büyüdükçe profesyonelleşme bir tercih olmaktan çıkıp zorunluluğa dönüşebiliyor.
Burhan Karaçam’ın yaklaşımında üç farklı kavram bulunuyor: yenilenme, değişim ve dönüşüm.
Zaman ilerledikçe insanların ihtiyaçları, teknolojiler, rekabet koşulları ve beklentiler değişiyor.
Kurumlar bu değişimi erken fark ederse küçük yenilenmelerle uyum sağlayabiliyor.
Aradaki mesafe büyüdüğünde organizasyonun, yönetim süreçlerinin, ürünlerin veya teknolojinin değiştirilmesi gerekiyor.
Ancak değişim uzun süre ertelenirse yalnızca bazı süreçleri düzeltmek yeterli olmuyor.
Bu kez kurumun kültürünün, değerlerinin, zihniyetinin ve iş yapma biçimlerinin bütünüyle dönüşmesi gerekiyor.
Karaçam’ın yaklaşımıyla sürdürülebilirlik, mevcut düzeni sonsuza kadar korumak değil, zamanın değişen koşullarına uyum sağlayabilmek.
Bugün yenilenmeyi reddeden bir kurum, yarın çok daha maliyetli bir dönüşümle karşılaşabilir.
Bu değerlendirme yalnızca şirketler için değil, kamu kurumları, eğitim sistemi ve spor kulüpleri açısından da önem taşıyor.
Söyleşinin Türkiye’nin geleceği açısından en önemli bölümlerinden biri gençlerin yurt dışına yönelmesiydi.
Karaçam, Türkiye’nin eğitim ve insan kaynağı yetiştirme alanında geçmişe kıyasla mesafe kaybettiği görüşünü dile getirdi.
Nitelikli gençlerin önemli bölümünün geleceklerini yurt dışında aramasını ciddi bir sorun olarak değerlendirdi.
Burada Artunç Kocabalkan’ın gündeme getirdiği soru dikkat çekiciydi:
Türkiye yalnızca finansal sermaye değil, insan sermayesi de ihraç eden bir ülkeye mi dönüşüyor?
Karaçam’a göre sorun, gençlerin başka ülkelerde daha iyi bir gelecek araması değil.
Onlara Türkiye’de kalmak isteyecekleri, güven duyacakları ve kendilerini geliştirebilecekleri koşulların sunulamaması.
Karaçam, kendi kuşağının Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine taşıma hedefiyle hareket ettiğini, bankacılık başta olmak üzere pek çok sektörde gerçekleştirilen dönüşümlerde bu anlayışın etkili olduğunu anlattı.
Bugün ise gençlerin bireysel gelecekleriyle ülkenin geleceği arasında zor bir tercih yapmak durumunda kaldıklarına dikkat çekti.
Teknoloji yatırımlarının tek başına çözüm olmadığını vurguladı.
Çünkü teknolojiyi seçen, geliştiren, uygulayan ve sonuçlarını değerlendiren yine insan.
İnsan kaynağına yatırım yapılmadığında teknolojiye yapılan yatırımın da beklenen dönüşümü yaratması zorlaşıyor.
Programda Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik ilişkileri ve Avrupa üretim zincirlerindeki konumu da gündeme geldi.
Artunç Kocabalkan, Türkiye’nin Avrupa’daki üretim ve sanayi politikalarına dâhil olma tartışmalarından hareketle, Türk şirketlerinin yönetim anlayışının uluslararası rekabet üzerindeki etkisini sordu.
Karaçam, kitabının özellikle Türkiye’nin kurumsal koşulları düşünülerek yazıldığını ancak güven, vizyon, stratejik planlama, çalışanların karar süreçlerine katılması ve yetkin yönetim gibi ilkelerin evrensel olduğunu vurguladı.
Buradan çıkan sonuç açık:
Uluslararası rekabet yalnızca ucuz üretim, finansman veya teknoloji meselesi değil.
Kurumların karar alma kalitesi ve insan kaynağını değerlendirme biçimi de rekabet gücünün önemli parçaları.
Söyleşi, Karaçam’ın Fenerbahçe yönetimindeki deneyimlerine uzandığında konu Türkiye’nin futbol ekonomisine geldi.
Karaçam, Fenerbahçe’nin yalnızca bir futbol kulübü olarak değerlendirilmesine itiraz ederek kulübün birçok spor branşında faaliyet gösteren büyük bir kurum olduğunu hatırlattı.
Futbolun giderek artan finansal büyüklüğüne ve oyunculara ödenen ücretlere ilişkin ciddi kaygılarını dile getirdi.
Karaçam’a göre futbol ekonomisindeki mevcut yapı sürdürülebilir değil.
Spor kulüplerinin milyarlarca liralık kaynakları yönettiğini, buna karşılık yönetim anlayışının her zaman bu ekonomik büyüklüğe uygun profesyonellikte olmadığını belirtti.
Özellikle yerli kaynaklara yönelmenin ve farklı bir finansman modeli geliştirmenin gerekliliğine işaret etti.
Mevcut düzenden yararlanan kesimlerin değişime direnebileceğini de ifade etti.
Karaçam’ın bu bölümdeki en çarpıcı değerlendirmesi ise şöyleydi:
“Futbol artık değişim kurtarmaz. Futbol dönüştürülmek durumunda.”
Karaçam’a göre futbolun yalnızca harcamalarını azaltması veya birkaç yöneticisini değiştirmesi yeterli olmayabilir.
Değerlerin, yönetim kültürünün, iş yapma biçimlerinin ve ekonomik modelin daha kapsamlı biçimde ele alınması gerekiyor.
Bu değerlendirme, spor kulüplerinin mali yapılarından yönetişim modellerine kadar uzanan geniş bir tartışmanın kapısını açıyor.
Burhan Karaçam, söyleşinin sonunda başarılı yönetim anlayışını üç kavramla özetledi:
Akılcı, Adil ve Aktif.
Karaçam’ın 3A olarak tanımladığı bu yaklaşım, yönetimin yalnızca doğru stratejiyi belirlemekten ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Kararların akılcı olması, kurum içindeki adalet duygusunun korunması ve yönetimin gelişmelere zamanında müdahale edebilmesi gerekiyor.
3B, yöneticinin yetkinliğini tarif ediyor.
3A ise bu yetkinliğin hangi yönetim anlayışıyla kullanılacağını anlatıyor.
Söyleşiden geriye kalan en önemli düşünce, değişimin