0,00₺ 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
The Economist

Küresel yardımdaki güç boşluğu

Çinli diplomatlar, adını Antik Yunan tarihçisi Thukydides’ten alan “Thukydides Tuzağı”ndan sık sık söz eder. Kavram, yükselen Atina’nın gücüne karşı koymaya çalışan mevcut hegemon Sparta’nın mücadeles...
Hülya Kocaer
Ekim 17, 2026
Paylaş

Çinli diplomatlar, adını Antik Yunan tarihçisi Thukydides’ten alan “Thukydides Tuzağı”ndan sık sık söz eder. Kavram, yükselen Atina’nın gücüne karşı koymaya çalışan mevcut hegemon Sparta’nın mücadelesine dayanır. Ne var ki uluslararası yardımlar söz konusu olduğunda, son yıllarda böylesine çetin bir rekabetin esamesi okunmuyor.

Oysa başka bir tuzak daha var ve o da giderek tehlikeli hâle geliyor. İktisat tarihçisi Charles Kindleberger’in tarif ettiği bu durum, küresel istikrarı sağlayan süper gücün, yükselen güç bu rolü üstlenmeye hazır ya da istekli olmadan sahneden çekilmesiyle ortaya çıkıyor. Amerika, 20. yüzyılın iki savaş arası döneminde Britanya’nın bıraktığı boşluğu doldurmakta ağır davranmıştı. Bugün çok taraflı yardımlar alanında da benzer bir boşluk oluşuyor.

Amerika, kurulmasına öncülük ettiği uluslararası kurumlardan bıkmış görünüyor. Geçen yıl Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler gibi çok taraflı kuruluşlar üzerinden sağladığı yardım yarı yarıya azaldı. Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) çekildi; üstelik kuruma hâlâ borçlu olduğu parayı da ödemiş değil.

Çin, bu boşluğu cesur bir hamleyle doldurabilirdi. Nitekim daha fazla para da ortaya koydu. Ancak yaklaşımında Atina’nın atılganlığından eser yok. Washington merkezli düşünce kuruluşu Küresel Kalkınma Merkezi’nden Beata Cichocka’nın değerlendirmesi açık: “Çin, ABD’nin çekilmesinin ardından oluşacak mali boşluğu doldurmaya şu anda ne istekli ne de muktedir.”

Washington geri çekiliyor, Pekin ise öne çıkmaya yanaşmıyor. Küresel yardımlarda asıl tehlike, iki büyük gücün rekabetinden çok, ikisinin de üstlenmediği sorumlulukta yatıyor.

20261017 CNC768

Ian Mitchell ile birlikte çalışan Beata Cichocka, Çin’in çok taraflı yardım kuruluşlarına yaptığı katkıları hesaplamaya çalıştı. Bu yardımlar kalkınma bankaları, BM kuruluşları ve iklim değişikliği gibi belirli sorunlara kaynak aktarmak üzere oluşturulmuş 26 tematik fon aracılığıyla sağlanıyor. Çin, Pekin merkezli Asya Altyapı Yatırım Bankası ve Şanghay merkezli Yeni Kalkınma Bankası dâhil, bu kuruluşlardan bazılarının kurucusu.

Çin’in söz konusu kurumlara yaptığı katkılar son on yılda hızla arttı: 2014’te yaklaşık 1 milyar dolar olan tutar, 2024’te 3 milyar doları aştı (bkz. Grafik 1). Örneğin Çin, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) üye ülkeleri arasındaki en büyük bağışçı konumuna geldi ve beş yıl içinde 500 milyon dolar ek katkı yapmayı taahhüt etti. Ayrıca, gelecek yıl görev süresi dolacak olan DSÖ başkanlığı için Çinli sağlık yetkilisi Song Li’yi destekliyor.

Çin, Dünya Bankası bünyesindeki Uluslararası Kalkınma Birliği’ne (IDA) de daha fazla kaynak sağlamayı vadetti. Kuruluş, dünyanın en yoksul 78 ülkesine yardım ve düşük faizli kredi sunuyor. Çin de bir zamanlar bu ülkeler gibi mali desteğe muhtaçtı: 1981’den 1999’da uygunluk koşullarını kaybedene kadar yaklaşık 10 milyar dolarlık imtiyazlı kredi aldı. Raporda bu dönüşüm, “büyük bir borç alıcısından önemli bir bağışçıya uzanan, çok taraflı kalkınma finansmanının en dikkat çekici serüvenlerinden biri” olarak nitelendiriliyor.

Diğer bağışçıların kayda değer ölçüde geri çekildiği bir dönemde bu değişim elbette memnuniyet verici. Ancak Çin’in çok taraflı yardımlarındaki artışın önemli bir bölümü gönüllü değil, zorunlu katkılardan kaynaklanıyor. Ekonomisi büyüdükçe uluslararası kuruluşlara ödediği aidatlar da artmak zorunda. Eldeki eksik bilgiler ışığında bakıldığında, DSÖ’ye vaat edilen 500 milyon doların bile büyük ölçüde yükselen üyelik aidatlarını yansıttığı anlaşılıyor.

Çin üzerine düşeni yapıyor; ancak yükümlülüklerini yerine getirmekle yetinmek, küresel liderliğin gerektirdiği fazladan sorumluluğu üstlenmekle aynı şey değil.

20261017 CNC769

Bunun şaşırtıcı olmaması gerekir. Çin’in kişi başına düşen millî geliri, dünya ölçeğinde hâlâ orta sıralarda. Ian Mitchell’in belirttiği gibi ülke, devletlerin genellikle uluslararası katkılarını artırmaya başladığı gelir eşiğini daha yeni aştı. Üstelik Çin’in artan mali desteği, finanse ettiği kurumlarda oy hakkı ve söz sahibi olma gücünde benzer bir artışla karşılık bulmadı.

Macquarie Üniversitesi’nden Courtney Fung’a göre Çin yönetimi, “Para ödüyoruz, dolayısıyla söz hakkımız da olmalı” düşüncesine giderek daha fazla kapılıyor. Oysa Çin’in Dünya Bankası’ndaki oy hakkı payı hâlâ %6’nın altında. Bankanın geçmişte kullandığı hesaplama yöntemlerine göre bu oranın %12’yi aşması gerekiyor.

Çin’in Birleşmiş Milletler personeli içindeki payı da oldukça düşük: Yalnızca %1,4. Bu oran ülkeyi sıralamada 20’nci basamağa yerleştiriyor (bkz. Grafik 2). Çin, daha fazla genç uzmana ve kariyerinin başındaki çalışanlara finansman sağlayarak bu durumu değiştirmeye çalışıyor. 2022-2023 döneminde 773 stajyerin katkısını üstlendi; ABD’nin desteklediği stajyer sayısı ise 532’de kaldı. Ancak Çinli kamu görevlileri, dil engelleri ve alışık olmadıkları çalışma kültürü nedeniyle uluslararası kurumlarda hâlâ zorlanıyor.

Üstelik engellerin bir kısmını Çin kendi eliyle yaratıyor. Örneğin ülke, adaylarını vatanseverlik —ki buna siyasi sadakat de dâhil— süzgecinden geçiriyor. Fung’a göre uzun süre yurt dışında kalan kamu görevlileri de ülkelerindeki bağlantılarının zamanla köreldiğinden endişe ediyor.

Belki de Atinalılar da aynı kaygıyı taşıyordu.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
[email protected]
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction