
İran Anlaşması, Fed ve Japonya Şoku: Küresel Piyasalarda Asıl Risk Nerede?
Bir hafta önce yatırımcıların gündeminde savaş vardı.
Bugün ise masada anlaşma var.
Bir hafta önce petrolün 100 doların üzerine çıkması, Hürmüz Boğazı’nın kapanması, enerji şoku ve küresel enflasyon dalgası konuşuluyordu.
Bugün ise Bloomberg, CNBC, Financial Times, Reuters ve Wall Street stratejistleri bambaşka bir senaryoyu tartışıyor:
Ancak piyasanın yüzeyinde görünen hikâye ile derinlerde oluşan hikâye aynı olmayabilir.
Çünkü bugün küresel yatırımcıların önünde aynı anda çalışan dört büyük tema bulunuyor:
Asıl soru şu:
Bu dört hikâye birleştiğinde ortaya nasıl bir piyasa çıkacak?
Bloomberg ve CNBC yayınlarında son günlerde en çok konuşulan konu İran ile ABD arasında yeniden şekillenen diplomatik temaslar oldu.
Petrol piyasası da bu ihtimali fiyatlamaya başladı.
Çünkü piyasaların en büyük korkusu fiziksel petrol arzı değil, Hürmüz Boğazı üzerinden geçecek enerji akışının kesintiye uğramasıydı.
Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor.
Bu nedenle piyasa savaşın kendisinden çok enerji arzı üzerindeki etkisini fiyatlıyor.
Şu an yatırımcıların temel senaryosu:
“Kontrollü gerginlik, ancak tam ölçekli enerji krizi yok.”
Bu nedenle petrol fiyatlarında savaş primi kademeli olarak geri veriliyor.
Piyasalar açısından ikinci kritik başlık Fed.
Son TÜFE ve ÜFE verileri beklentilerden daha yumuşak geldi.
Bu durum tahvil piyasasında önemli bir rahatlama yarattı.
ABD 10 yıllık tahvil faizleri yeniden %4,5 bölgesine doğru çekildi.
Dolar endeksi zayıfladı.
Riskli varlıklara para girişi hızlandı.
Wall Street’te son günlerde sık duyulan görüş şu:
“Eğer enflasyon tekrar hızlanmıyorsa, Fed’in aşırı şahin olması için gerekçe azalıyor.”
Bu nedenle piyasalar Kevin Warsh’ın önümüzdeki dönemde vereceği mesajlara olağanüstü önem veriyor.
Fed tarafında oluşacak yeni yönlendirme;
için belirleyici olmaya devam edecek.
Finansal medyada son haftalarda en dikkat çekici analizler Financial Times’tan geliyor.
FT’nin son değerlendirmelerinde Japon tahvil piyasasında yaşanan gelişmeler küresel finans sisteminin en kritik kırılganlıklarından biri olarak gösteriliyor.
Yıllardır dünya şu mekanizma üzerine çalıştı:
Japon yatırımcılar düşük faizle borçlandı.
Bu kaynaklar:
aktarıldı.
Buna carry trade deniyor.
Yıllarca neredeyse bedava para sağlayan bu sistem küresel risk iştahının görünmeyen motoru oldu.
Şimdi ise tablo değişiyor.
Japonya’da enflasyon yükseliyor.
Ücretler artıyor.
Bank of Japan faizleri yukarı çekiyor.
Japon tahvil getirileri son yılların en yüksek seviyelerine çıkıyor.
Bu nedenle Wall Street’in asıl korkusu İran değil.
Asıl korku şu:
“Japon yatırımcılar paralarını eve geri getirmeye başlarsa ne olur?”
Çünkü Japonya dünyanın en büyük dış yatırımcılarından biri.
Bu para hareketinin küçük bir kısmı bile:
yaratabilir.
2024 yazında yaşanan mini carry trade çözülmesi sırasında Nasdaq birkaç günde %10’a yakın değer kaybetmişti.
Bu nedenle birçok hedge fon şu an Tokyo’yu Washington kadar yakından izliyor.
İlk bakışta çelişkili bir tablo var.
Jeopolitik riskler azalıyor.
Dolar zayıflıyor.
Tahvil faizleri geriliyor.
Buna rağmen altın hâlâ tarihi zirvelere yakın işlem görüyor.
Financial Times’ta son dönemde yapılan röportajlarda dikkat çeken ortak nokta şu:
Altın artık sadece enflasyona karşı koruma aracı olarak görülmüyor.
Altın yeniden rezerv para sisteminin parçası haline geliyor.
Özellikle:
son yıllarda ciddi altın alımları gerçekleştirdi.
Dünya Altın Konseyi verilerine göre merkez bankalarının alımları son yıllarda tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.
Çin’in son aylarda yeniden hızlanan alımları da bu eğilimi destekliyor.
Financial Times’ın dikkat çektiği bir diğer konu ise rezerv çeşitlendirmesi.
Rusya yaptırımları sonrasında birçok merkez bankası şu soruyu sormaya başladı:
“Dolar rezervlerinin ne kadarı gerçekten risksiz?”
Bu nedenle altın artık sadece bir emtia değil.
Jeopolitik sigorta poliçesi olarak görülüyor.
Bloomberg ve CNBC’de son haftalarda dikkat çeken başka bir tema da halka arz piyasasının yeniden canlanması.
Özellikle yapay zekâ ve uzay temalı şirketlere yönelik ilginin artması risk iştahının geri döndüğünü gösteriyor.
Piyasa tarihine bakıldığında güçlü IPO dönemleri genellikle:
ile birlikte görülüyor.
Bu nedenle IPO piyasasındaki canlanma yalnızca şirket haberleri açısından değil, küresel yatırımcı psikolojisi açısından da önemli.
Şimdi tüm parçaları bir araya getirelim.
Bu senaryoda:
görebiliriz.
Ancak Japon tahvil faizleri hızla yükselir.
Carry trade çözülmeye başlar.
Bu durumda:
Bu şu anda profesyonel yatırımcıların en fazla tartıştığı risk senaryolarından biri.
Bu durumda:
Piyasalar bugün İran anlaşmasını, düşük enflasyonu ve daha güvercin Fed ihtimalini kutluyor.
Fakat büyük para yalnızca bugüne bakmıyor.
Bloomberg ekranlarında İran konuşuluyor.
CNBC ekranlarında Fed konuşuluyor.
Financial Times sayfalarında ise Japonya konuşuluyor.
Belki de 2026’nın en büyük hikâyesi ne İran olacak ne de Fed.
Belki de tüm küresel varlık fiyatlarını değiştirecek hikâye Tokyo’da yazılacak.
Ve eğer Japonya’daki faiz rejimi gerçekten değişiyorsa, önümüzdeki yıllarda yalnızca piyasaların değil, küresel sermaye akımlarının da yeniden şekillendiğine tanıklık edebiliriz.