
Ekonomist TV’de yayımlanan son analizde, finans editörü Hülya Kocaer, küresel piyasalarda giderek artan İran merkezli riskleri detaylı bir çerçevede ele aldı. Yayında, özellikle 26 Nisan tarihinin yalnızca diplomatik bir eşik değil, aynı zamanda enerji piyasaları açısından potansiyel bir “taşma noktası” olduğu ifade edildi.
ABD ile İran arasındaki gerilimin klasik askeri başlıkların ötesine geçtiği vurgulanırken, Washington yönetiminin yeni stratejisinin doğrudan finansal ve lojistik hatları hedef aldığına dikkat çekildi. Bu kapsamda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in yürüttüğü ve piyasalarda “Economic Fury” olarak adlandırılan yaklaşımın, İran ekonomisini petrol akışı ve ödeme sistemleri üzerinden baskı altına almayı amaçladığı değerlendirildi.
Yayında öne çıkan başlıklardan biri de İran’ın petrol ihracatında kritik rol oynayan Hark Adası oldu. Analizde, depolama kapasitesinin dolması durumunda üretimin teknik olarak sürdürülemez hale gelebileceği, bunun da petrol akışında ani kesintilere yol açabileceği ifade edildi. Bu senaryo, enerji piyasalarında arz şokunun tetiklenebileceği bir risk olarak öne çıktı.
Öte yandan, Çin bağlantılı “hayalet filo” operasyonlarına yönelik yaptırımların genişletilmesi, İran’ın petrolünü dolaylı yollarla piyasaya sunma kapasitesini sınırlayan bir unsur olarak değerlendirildi. Bu durum, küresel arz zincirinde görünmeyen ancak etkisi yüksek bir daralma ihtimalini güçlendiriyor.
Analizde, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji akışının sekteye uğraması halinde petrol fiyatlarının hızla yukarı yönlü tepki verebileceği vurgulandı. Bu çerçevede 150 dolar seviyesinin artık uç bir senaryo olmaktan çıktığı, aksine belirli koşullar altında kısa sürede test edilebilecek bir eşik haline geldiği ifade edildi.
Ekonomist TV yayınında yapılan değerlendirmede, mevcut tablonun yalnızca bir jeopolitik kriz değil, aynı zamanda küresel enflasyon dinamiklerini yeniden şekillendirebilecek bir enerji şoku potansiyeli taşıdığı belirtildi. Piyasalarda fiyatlamaların henüz bu riski tam anlamıyla yansıtmadığı, ancak gelişmelerin hızlanması halinde volatilitenin keskin şekilde artabileceği öngörülüyor.