
Küresel piyasalarda son dönemde gözlenen görece sakinlik, artan risk başlıklarıyla birlikte yeniden sorgulanmaya başlandı. Orta Doğu’da tırmanan gerilim, enerji arzına yönelik endişeleri artırırken; yüksek faiz ortamı ve sıkılaşan finansal koşullar, özellikle büyüme odaklı varlıklar üzerinde baskı oluşturuyor.
Ekonomist TV’de yayınlanan son değerlendirmede Dr. Artunç Kocabalkan, bu süreci “potansiyel bir kırılma eşiği” olarak tanımladı. Kocabalkan’a göre, piyasalarda henüz tam anlamıyla fiyatlanmamış riskler bulunuyor ve bu durum ani ve sert hareketlerin önünü açabilir.
Özellikle ABD tarafında yüksek seyreden tahvil faizleri ve güçlü dolar, riskli varlıklar için sınırlayıcı bir unsur olmaya devam ediyor. Buna karşın altın fiyatları, jeopolitik risklerin ve enflasyon beklentilerinin etkisiyle yeniden öne çıkıyor. Güvenli liman talebinin artması, değerli metalde yukarı yönlü potansiyeli destekleyen temel faktörler arasında yer alıyor.
Diğer tarafta Nasdaq endeksi, teknoloji hisseleri öncülüğünde güçlü bir performans sergilese de bu yükselişin sürdürülebilirliği tartışma konusu. Yüksek faiz ortamında iskonto oranlarının artması, özellikle büyüme hisseleri üzerinde değerleme baskısı yaratıyor. Bu nedenle piyasalarda “balon mu, yoksa yeni bir yükseliş dalgası mı?” sorusu giderek daha fazla dile getiriliyor.
Kocabalkan, yatırımcıların bu süreçte tek yönlü pozisyon almak yerine senaryo bazlı düşünmesi gerektiğini vurguluyor. Olası bir jeopolitik şokun enerji fiyatlarını yukarı çekmesi ve enflasyonu yeniden hızlandırması durumunda, merkez bankalarının politika alanı daha da daralabilir. Bu da hem hisse senetleri hem de tahvil piyasaları üzerinde eş zamanlı baskı yaratabilir.
Öte yandan risklerin sınırlı kalması ve diplomatik çözüm yollarının devreye girmesi halinde, Nasdaq tarafında kısa vadeli rallilerin devam edebileceği ifade ediliyor. Ancak bu senaryoda dahi volatilitenin yüksek kalması bekleniyor.
Sonuç olarak piyasalar kritik bir yol ayrımında bulunuyor. Altın ve Nasdaq arasındaki tercih, yalnızca getiri beklentisiyle değil; aynı zamanda risk algısı, makro görünüm ve jeopolitik gelişmelerle birlikte şekilleniyor. Yatırımcılar için bu dönemde en önemli unsur ise değişen koşullara hızlı uyum sağlayabilmek olarak öne çıkıyor.