
Borsada son bir buçuk yıldır süren uyku hali birçok yatırımcıyı yanıltıyor. Ekrana bakıldığında sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi bir görüntü var ama aslında yüzeyin altında çok daha sert bir ayrışma yaşanıyor. Çünkü bu dönem, sadece bir yatay piyasa dönemi değil; aynı zamanda öldürücü bir konsolidasyon dönemi. Bazı sektörler ayakta kalacak, bazıları ise bu yeni düzende ciddi şekilde ezilecek. Türkiye gibi piyasalar için asıl mesele de burada başlıyor. Çünkü artık sadece yerel hikâyelerle değil, yabancı borsalar, dijitalleşme, savaşlar ve yapay zekâ gibi küresel temalarla da aynı anda mücadele edilen bir döneme girildi.
Bu yüzden “borsa niye gitmiyor?” sorusu tek başına anlamlı değil. Asıl soru şu olmalı: Hangi borsa, hangi sektör ve hangi hikâye gidiyor? Çünkü dünyanın başka yerlerinde teknoloji, savunma, yapay zekâ ve dijital altyapı temaları fiyatlanırken, Türkiye’de hâlâ daha geniş endeksin uzun bir dinlenme ve sıkışma döneminde olduğunu görüyoruz. Bu da ister istemez yatırımcıda sabırsızlık yaratıyor. Oysa piyasa bazen yükselerek değil, oyalayarak yorar. Son bir buçuk yıldır yaşanan tam olarak bu.
Burada yanlış okunan nokta şu: Türkiye borsası zaman zaman çok sert hareketler yapabilen bir piyasa. Bir ayda yüzde 25, hatta yüzde 40’a varan hareketleri gördük. Ama bu tür sert hareketler kalıcı bir yeni boğa piyasası anlamına gelmiyor. Tam tersine, bazen piyasa güçlü yükselişler üreterek yatırımcıyı yeniden içine çekiyor, ardından da uzun süreli bir sindirme sürecine giriyor. Bu nedenle ekrana bakıp “olumsuz değil, o halde güçlü şekilde yukarı devam eder” demek yanıltıcı olur. Çünkü olumlu olmamak başka, güçlü bir hikâye üretmek başka.
Önümüzde hâlâ yüzleşmemiz gereken engeller var. Enflasyon meselesi çözülmüş değil. Faiz tarafı hâlâ baskı unsuru. Siyasi gündem, seçim tartışmaları, dışarıdaki savaş riski ve içeride büyüme-enflasyon dengesi gibi başlıklar masada duruyor. Böyle bir ortamda piyasa birkaç ay daha aşağı-yukarı dalgalanabilir. Sert düşecek gibi olur, sonra toparlanır. Rahatlayacak gibi olur, sonra yeniden baskı görür. Ben bu süreçte çok olağanüstü bir negatif haber akışı gelmediği sürece piyasanın bir anda 10 binli seviyelere dağılmasını beklemem. Böyle bir senaryo için gerçekten piyasanın dengesini bozacak ayrı bir şok gerekir.
Daha gerçekçi olan senaryo, belli bir bant içinde sinir bozucu bir oyalanma dönemi yaşanmasıdır. Aşağı sarkmalar olacaktır ama bu sarkmaların her biri kalıcı çöküş anlamına gelmez. Ben kabaca 12 bin–12 bin 500 bandı civarında bir dip arayışının daha makul olduğunu düşünüyorum. Elbette burada Merkez Bankası’nın adımları, mart enflasyonunun seyri, iç talebin gücü ve iki bayram arası dönemde ekonomik aktivitenin nasıl şekilleneceği belirleyici olacak. Piyasa da zaten biraz bunu bekliyor: Önce veriyi görelim, sonra karar verelim yaklaşımı.
Bu arada yatırımcı psikolojisinin en zayıf halkası yine aynı yerde karşımıza çıkıyor. Özellikle finansal okuryazarlığı sınırlı yatırımcılar, desteklenmeyen hikâyelere, içi tam dolmamış anlatılara çok hızlı kapılıyor. Bir hisse, bir tema, bir sektör bir yere kadar taşınıyor; sonra bunun gerçek bir temel hikâyeye dayanmadığı ortaya çıkınca insanlar yine hırpalanıyor. Türkiye piyasasının kronik sorunlarından biri de bu. Haber gibi sunulan ama aslında fiyatı kalıcı taşıyacak zemini olmayan anlatılar, yatırımcıyı sürekli yıpratıyor.
O yüzden bugün borsaya bakarken yapılması gereken şey, her geri çekilmeyi felaket, her tepkiyi de yeni yükseliş dalgası olarak okumamak. Daha seçici, daha sabırlı ve daha temkinli bir zihin yapısına ihtiyaç var. Çünkü bu dönem, endeksin değil hisse seçiminin dönemi olabilir. Eski ezberlerle, yalnızca ucuz çarpan ya da geçmiş performans üzerinden karar vermek yeterli olmayabilir. Yeni dünya; dijitalleşme, jeopolitik kırılma, savunma, enerji güvenliği ve yapay zekâ gibi başlıklarda yeniden kuruluyor. Türkiye piyasası da bundan bağımsız değil.
Sonuç olarak ben büyük resimde tamamen karamsar değilim. Ama rahat da değilim. Çünkü önümüzdeki dönemde fırsat olacaksa, bu kolay para kazanılan bir fırsat olmayacak. Daha çok sabır, daha çok eleme ve daha fazla hata kaldırmayan bir piyasa düzeniyle karşı karşıyayız. Başarılı olanlar çıkacaktır. Ama bu başarı, hikâyeye kapılmakla değil; gürültüyü ayıklayıp gerçekten neyin destekli, neyin geçici olduğunu anlayabilmekle gelecek. Bence önümüzdeki dönemin asıl meselesi tam olarak bu.