
Carlos Latuff’un yıllar önce çizdiği karikatürün bugün hâlâ dolaşımda olması tesadüf değil. Çünkü mesaj basit ve zamansız: isimler değişiyor, ülkeler değişiyor, gerekçeler değişiyor ama sahnedeki ana aktör aynı kalıyor. Bolivya dosyası kapanmış olabilir; fakat temsil ettiği model hâlâ geçerli.
Soğuk Savaş’tan bu yana ABD dış politikasında tekrar eden bir kalıp var. Demokrasi, özgürlük, istikrar ya da insan hakları söylemiyle başlayan süreçler; çoğu zaman rejim değişikliği, ekonomik çöküş ve uzun süreli siyasi kaosla sonuçlanıyor. Irak’ta petrol, Afganistan’da güvenlik, Venezuela’da enerji, İran’da yaptırımlar, Bolivya’da lityum… Gerekçeler farklı, coğrafyalar farklı; ama yöntem aynı.
2019’daki Bolivya krizi bu zincirin sadece son halkalarından biriydi. Bugün konu lityum değil, yarın nadir toprak elementleri, enerji koridorları ya da teknoloji altyapıları olabilir. Değişmeyen nokta, stratejik değeri olan her ülkenin bir süre sonra “küresel çıkarlar” başlığı altında baskı altına alınması. Latuff’un çiziminde yer alan “yapılacaklar” ve “yapıldı” listesi, bu açıdan bir karikatürden çok tarih özeti niteliği taşıyor.
Elon Musk’ın yıllar önce attığı ve hâlâ alıntılanan mesaj da bu algının popüler kültürdeki yansıması oldu. Mesajın bağlamı, niyeti ya da sonrasında yapılan açıklamalar bir yana; kamuoyunda yer eden asıl şey şu oldu: Küresel sermaye ile devlet gücü arasındaki sınırlar belirsizleşmiş durumda. Bu da müdahalelerin yalnızca devletler arası değil, ekonomik ve teknolojik çıkarlar üzerinden de okunmasına yol açıyor.

Mesele tek tek ülkeler ya da liderler değil. Asıl mesele, ABD merkezli küresel düzenin kriz anlarında nasıl çalıştığı. Kaynakların, ticaret yollarının ve stratejik madenlerin ön plana çıktığı her dönemde, benzer senaryoların sahneye konması dikkat çekiyor. Sonuç ise çoğu zaman aynı: refah vaadiyle başlayan süreçler, kırılgan ekonomiler ve istikrarsız siyasetle bitiyor.