
Trump, iktidara gelirken “bitmeyen savaşlar” döneminin kapandığını ilan etmişti
Söylem, MAGA tabanında içe kapanma ve barış beklentisi yarattı
Uygulamada ise askeri baskı, rejim tehditleri ve güç siyaseti geri döndü
Donald Trump, “America First” doktrinini ilan ederken Amerikan dış politikasında tarihsel bir kırılma vaat ediyordu. Bitmeyen savaşların, rejim değiştirme operasyonlarının ve ulus inşa etme projelerinin sona ereceğini; bunun yerine Amerikan çıkarlarının soğukkanlı, sınırlı ve hesaplı biçimde gözetileceğini söylüyordu. Bu söylem, özellikle MAGA tabanında Washington’un dünyadan elini çekeceği, içeride refaha ve istikrara odaklanacağı beklentisini güçlendirdi.
Ancak zaman, bu vaadin sahada karşılık bulmadığını gösterdi. Trump yönetimi, söylem düzeyinde “savaş karşıtı” bir çerçeve çizerken, pratikte askeri baskı araçlarını ve açık tehdit dilini daha görünür biçimde kullanmaya başladı. Venezuela, İran, Küba ve Meksika gibi başlıklarda yükselen tansiyon, “ulus inşa etmiyoruz” söyleminin yerini “sert güçle çıkar koruma” yaklaşımına bıraktığını ortaya koydu.
Ortaya çıkan tablo, klasik müdahaleci liberal düzenin sona erdiği ancak yerine daha istikrarlı bir barış doktrininin gelmediğini gösteriyor. Trump, rejim değiştirme ideolojisini reddederken, güç siyasetini daha ham, daha doğrudan ve daha öngörülemez bir biçimde yeniden sahaya sürdü. Bu durum, MAGA tabanına verilen “Amerika artık dış maceralardan çekiliyor” mesajıyla açık bir çelişki yarattı.
BSEkonomi perspektifinden bakıldığında, bu kırılma yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik sonuçlar da üretiyor. Artan jeopolitik belirsizlik, savunma harcamalarını, emtia fiyatlarını ve küresel risk primlerini yukarı iterken; Trump’ın “çıkar odaklı soğukkanlılık” vaadi, piyasalarda kalıcı bir istikrar üretmekte başarısız oldu.
Sonuçta Trump, söylem düzeyinde savaşı reddeden; uygulamada ise tehdidi ve gücü normalleştiren bir denge kurdu. Bu denge, ne klasik küresel düzeni ne de vaat edilen içe kapanmacı refah modelini inşa edebildi. MAGA tabanının kandırıldığı eleştirileri de tam olarak bu noktada güç kazanıyor: Savaşsız bir Amerika vaadi verildi, ama dünya daha az değil, daha fazla gerilimle karşı karşıya kaldı.