
ABD’nin Venezuela’da yürüttüğü operasyonun ayrıntıları netleştikçe, ortaya çıkan tablo artık klasik bir “jeopolitik gerilim” haberinin ötesine geçiyor. CNN’in aktardığı bilgilere göre Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD özel kuvvetleri tarafından gece yarısı düzenlenen baskınla yatak odalarında yakalandı. Operasyonu ABD ordusunun en gizli ve seçkin birliklerinden Delta Force’un gerçekleştirdiği belirtiliyor. Maduro’nun, operasyonun ardından USS Iwo Jima amfibi hücum gemisine götürüldüğü ve ilk görüntüsünün bizzat Donald Trump tarafından paylaşıldığı ifade ediliyor.
Trump’ın açıklamaları, operasyonun sadece bir tutuklama olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. ABD Başkanı, “Maduro Amerikan adaletiyle yüzleşecek. Geçiş dönemi geride kalana kadar ülkeyi biz yöneteceğiz” ifadelerini kullanarak, Venezuela’da fiili bir yönetim boşluğunun ABD tarafından doldurulacağını ima etti. Bu söylem, Washington’un artık dolaylı baskı, yaptırım ve diplomatik izolasyon aşamasını geride bırakıp doğrudan egemenlik alanına müdahale ettiği bir eşiğe işaret ediyor.
Operasyonun yöntemi ve zamanlaması, küresel sistem açısından son derece kritik. Bir devlet başkanının, yabancı bir ordunun özel kuvvetleri tarafından uykuda yakalanarak ülke dışına çıkarılması, modern dönemde nadir görülen bir emsal yaratıyor. Bu durum, “emperyal güç kullanımı” tartışmalarını yeniden alevlendirirken, uluslararası hukuk ve egemenlik kavramlarının fiilen askıya alındığı yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
Asıl önemli soru, bu hamlenin ne anlama geldiği. Mesele yalnızca Maduro’nun akıbeti değil; ABD’nin bundan sonra benzer yöntemleri hangi coğrafyalarda ve hangi liderler için meşru görebileceği. Trump’ın daha önce Maduro için kullandığı “devrik diktatör” tanımı ve “diğer diktatörlerin başına da gelebilir” uyarısı, bu operasyonla birlikte somut bir tehdide dönüşmüş durumda.
Piyasa cephesinde bu gelişme, jeopolitik risk algısını yapısal biçimde yukarı taşıyor. Birincisi, devlet başkanlarının fiziksel olarak hedef alınabildiği bir dünyada ülke risk primleri artık sadece makro göstergelerle değil, siyasi hizalanma düzeyiyle de belirlenecek. İkincisi, ABD’nin Venezuela’da “geçiş dönemini biz yöneteceğiz” mesajı, enerji, emtia ve küresel ticaret açısından doğrudan fiyatlama konusu haline geliyor. Venezuela’nın petrol rezervleri, altyapısı ve dış borçları artık yalnızca ekonomik değil, askeri ve siyasi bir dosya olarak masada.
Altın, gümüş, petrol ve savunma sanayii varlıklarında son dönemde görülen oynaklık, bu tür operasyonların piyasalarda nasıl okunduğunu gösteriyor. Yatırımcılar için risk artık “savaş çıkar mı?” sorusundan çok daha ileri bir noktada: “Hangi ülke bir gecede fiilen yönetimsiz kalabilir?” sorusu fiyatlanmaya başlıyor. Bu da gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarında daha seçici, daha temkinli bir döneme girildiğini gösteriyor.
Öte yandan ABD’nin bu hamlesi, küresel güç dengeleri açısından da zincirleme etkiler yaratma potansiyeline sahip. Eğer Washington Batı Yarımküre’de bu ölçekte bir müdahaleyi normalleştirirse, Çin’in Tayvan, Rusya’nın yakın çevresi veya diğer bölgesel güçlerin kendi “arka bahçeleri” için benzer argümanlar üretmesi şaşırtıcı olmayacak. Bu da uluslararası sistemde istisnaların değil, güç kullanımının yeni norm haline geldiği bir düzen anlamına geliyor.
Sonuç olarak Maduro’nun USS Iwo Jima güvertesindeki görüntüsü, tek bir liderin düşüşünden çok daha fazlasını simgeliyor. Bu fotoğraf, devlet başkanlarının yatağından alındığı, geçiş dönemlerinin yabancı güçler tarafından yönetildiği ve egemenliğin askeri kapasiteyle yeniden tanımlandığı bir çağın görsel özeti niteliğinde. Yeni dünya düzenine hoş geldiniz: piyasalar için bu düzenin adı, kalıcı belirsizlik ve yüksek risk primi.