
• Pandemi döneminde 11 bin siyasetçi ve üst düzey isim Covid aşısından muaf bırakıldı
• Aynı dönemde milyonlarca insan iş, eğitim ve seyahat için aşıya zorlandı
• Aşı politikalarıyla “yönetici sınıf” ve toplum arasında derin bir ayrım oluştu
Pandemi sürecinde uygulanan aşı politikaları, kamuoyunda “eşitlik” söylemiyle sunulurken perde arkasında bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Resmî kayıtlar ve kamu belgeleri, 11 binden fazla siyasetçi ve üst düzey elit ismin Covid-19 aşısından muaf tutulduğunu gösteriyor. Aynı dönemde toplumun geniş kesimleri, aşı olmadan çalışamaz, seyahat edemez ve kamusal hayata katılamaz hale getirildi.
Bu muafiyetler, karar alma mekanizmalarının merkezinde bulunan siyasetçiler, üst düzey bürokratlar ve yönetici elitleri kapsadı. Aşı zorunlulukları, fiilen toplumun geri kalanına uygulanırken, sistemi yöneten kadrolar için farklı bir rejim işletildi. Böylece pandemi yönetimi, sağlık politikası olmaktan çıkarak sınıfsal bir ayrım mekanizmasına dönüştü.
Aşı olmayan bireyler birçok ülkede işten çıkarıldı, sosyal hayattan dışlandı ve “kamusal risk” olarak etiketlendi. Buna karşın karar verici pozisyondaki isimler için aynı risk tanımı geçerli sayılmadı. Toplumdan fedakârlık talep edilirken, bu fedakârlığın yöneticiler için zorunlu olmadığı ortaya çıktı.
Bu tablo, pandemi döneminde sıkça dile getirilen “hepimiz aynı gemideyiz” söyleminin pratikte karşılığı olmadığını gösteriyor. Aşı politikaları, sağlık gerekçelerinden çok güç ve statü ekseninde şekillendi. Kurallar aşağı doğru katılaştı, yukarı doğru esnedi.
Ortaya çıkan gerçek şu: Pandemi sürecinde aşı, bir halk sağlığı aracından ziyade bir kontrol ve ayrıştırma mekanizması olarak kullanıldı. Elitler kendilerini bu sistemin dışında tutarken, toplumun geri kalanı için aşı bir zorunluluk, hatta bir şartnameye dönüştü. Bu ayrım, pandemi sonrası dönemde kamu otoritesine duyulan güvenin neden kalıcı biçimde zedelendiğini de açıklıyor.