Rusya Dışişleri Sözcüsü Mariya Zaharova, ABD ile Ukrayna krizine ilişkin müzakerelerin yavaş ilerlediğini ancak ilerleme kaydedildiğini söyledi.
Moskova, Avrupa ülkelerini süreci “sabotajla” suçladı; Washington’u bu “yıkıcı eylemlere” karşı durmaya çağırdı.
Mesaj, sahada değil masada tempo arayan bir stratejiye işaret ediyor: Rusya, görüşme kanalını açık tutarken Avrupa’yı maliyet–kazanç denklemine sıkıştırıyor.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Moskova’daki haftalık basın toplantısında ABD ile Ukrayna krizinin çözümüne yönelik yürütülen temaslara ilişkin “yavaş ilerliyor ama ilerleme var” ifadesini kullandı. Zaharova’nın açıklaması, müzakere kanalının tamamen kopmadığına dair Moskova’dan gelen en net tonlamalardan biri olarak kayda geçti.
Zaharova, Avrupalı ülkelerin müzakere sürecini sekteye uğratmaya çalıştığını savunarak ABD’li muhataplarını yürütülen diyalogda bu “yıkıcı eylemlere” karşı koymaya çağırdı. Rus tarafı, Anchorage’ta “en üst düzeyde belirlenen çerçeve” üzerinden çalışmaları sürdürmeye hazır olduklarını da vurguladı. Bu vurgu, görüşmelerin formatına ve referans çerçevesine dair bir “süreklilik” talebi anlamına geliyor: Moskova, masayı yeniden kurmaktan çok mevcut hattı işletme niyetinde.
Avrupa’nın pozisyonuna yönelik söylem ise daha sertti. Zaharova, AB ve İngiltere başta olmak üzere Kiev yönetiminin Avrupalı destekçilerinin “barışı düşünmediğini”, finansal hesaplarla hareket ettiğini ve gerilimin sürmesini istediğini iddia etti. Bu mesaj, Rusya’nın diplomatik iletişiminde sık görülen bir eksene oturuyor: Avrupa’yı çatışmanın sürmesinin “maliyetini finanse eden” aktör olarak kodlamak, ABD’yi ise “karar verici” muhatap olarak öne çıkarmak.
Piyasa ve risk perspektifinden bakıldığında bu tür “ilerleme var” açıklamaları kısa vadede jeopolitik risk primi açısından yumuşatıcı sinyal üretse de, sahadaki gerçeklik ve müzakere başlıklarının içeriği netleşmedikçe kalıcı fiyatlama değişimi yaratması zor. Yine de Moskova’nın tonunu “kapıyı kapatmayan” bir çizgide tutması, önümüzdeki dönemde temasların teknik düzeyde devam edeceğine ve Washington–Avrupa hattındaki yaklaşım farklarının pazarlık unsuru olarak daha görünür hale geleceğine işaret ediyor.
