
Kuraklığın kritik eşiğe dayandığı Tahran’da barajlar hızla boşalıyor, hükümet önlemleri genişletemiyor, altyapı onarılamıyor. Geriye kalan tek düşük maliyetli politika adımı ise artık gerçek bir su stratejisi değil—yağmur duası.
İran’ın başkenti her kış beyaza bürünen Alborz eteklerine bakarak mevsimi anlar; fakat bu yıl dağlar gri, toprak kuru. Kasım sonu itibarıyla yarım yüzyılın en kötü kuraklığı kayda geçerken, şehre düşen yağış yalnızca hafif bir çiseleme oldu ve hiçbir sistemi rahatlatmadı. Tahran yakınlarındaki ana barajların rezerv seviyeleri tarihsel dipte. Su kesintileri artık günlük yaşamın parçası; özellikle yoksul mahallelerde her gece belirli saatlerde musluklar kapanıyor. Gelir seviyesi yüksek bölgelerde süs havuzları akmaya devam ettiği için sosyal tansiyon da tırmanıyor.
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeshkian geçen hafta uyarısını net tekrarladı: kaynaklar kurursa 10 milyon kişi şehri terk etmek zorunda kalabilir. Böyle bir senaryo yalnızca insani göç değil, İran ekonomisinin merkezinin çöküşü anlamına gelir.
Sorunun kökleri derin. İklim verileri İran’ın her yıl daha kuraklaştığını gösteriyor. Tarımda özellikle pirinç üretimi aşırı su çekiyor. Sanayi tesisleri geri kazanım yatırımlarını geciktiriyor. Ekonomik kriz ve yaptırımlar altyapı yenilemesini neredeyse imkânsızlaştırıyor. Yüksek maliyetli baraj ve transfer projeleri rafa kaldırılmış durumda.
Geriye kalan en “erişilebilir çözüm” ise teknik değil, inanca dayalı: bölgede günlerdir imamlar ve din adamları yağmur duası için meydanlarda toplanıyor.
Bu tablo İran’ın karşı karşıya olduğu çıkmazı özetliyor. Su arzını artıracak yatırımlar kilitli, tüketimi azaltacak politikalar sosyal maliyet nedeniyle erteleniyor. Tahran artık modern hidrolik yönetimiyle değil, gökyüzünden gelecek yanıtla ayakta tutulmaya çalışılıyor.
Yakıcı soru ise açık:
Tahran’ın geleceği meteorolojiyle mi, ekonomi politikasıyla mı belirlenecek?