

Financial Times’ın Dünya Altın Konseyi ve IMF verileriyle hazırladığı grafiğe göre, merkez bankalarının küresel rezervleri içinde altının payı son yıllarda dikkat çekici biçimde arttı. 1970’lerde yüzde 40 seviyesinde olan, 1990’larda ise yüzde 20’nin altına gerileyen altın payı, son dönemde yeniden yükselişe geçerek yüzde 20 seviyesinin üzerine çıktı. Bu artış, 2022’den itibaren hızlanan merkez bankası altın alımlarının rezerv tercihlerini kökten değiştirmeye başladığını gösteriyor.
Küresel rezerv yönetiminde altının yeniden yükselişe geçmesinin arkasında üç temel faktör öne çıkıyor: jeopolitik belirsizlik, yaptırım riski ve doların rezervlerdeki ağırlığının giderek siyasileşmesi. Birçok ülke, stratejik rezerv varlıklarında çeşitlendirmeye giderken, altın “karşı taraf riski olmayan rezerv aracı” olarak öne çıkıyor. Dünya Altın Konseyi’nin yaptığı ankette merkez bankalarının büyük çoğunluğu altını jeopolitik risklere karşı sigorta olarak tanımlıyor.
Altına yönelik bu stratejik dönüş yalnızca gelişmekte olan ülkelerle sınırlı değil. Son yıllarda Çin, Hindistan, Polonya ve Türkiye gibi ülkelerin yanı sıra, bazı Avrupa merkez bankaları da rezervlerini artırdı. Ancak uzmanlara göre, küresel rezervlerde altının payının 1980’lerdeki seviyelere dönmesi için merkez bankalarının mevcut rezervlerini yaklaşık üç kat artırması gerekiyor. Bu durum, uzun vadede altın fiyatları için yapısal bir destek unsuru olarak görülüyor.
Dünya Altın Konseyi verileri, 2025’in de güçlü altın alımlarıyla başladığını gösteriyor. Merkez bankaları, yılın ilk döneminde net 244 ton altın alımı yaptı. Bu tablo, altının yalnızca finansal piyasalarda değil, küresel para sisteminin stratejik güvenlik katmanında da yeniden güçlendiğini ortaya koyuyor.