0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Manşet

Warsh Haklı mı Çıktı, Piyasalar mı Yanıldı?

Dow Rekor Kırarken Fed, Yapay Zekâ ve Jeopolitik Riskler Neyi Fiyatlıyor? Ağustos ayına girilirken küresel piyasalar ilginç bir çelişkiyi aynı anda yaşamaya başladı. Bir tarafta haftalar boyunca ̶...
Artunç Kocabalkan
Ağustos 4, 2026
Paylaş

Dow Rekor Kırarken Fed, Yapay Zekâ ve Jeopolitik Riskler Neyi Fiyatlıyor?

Ağustos ayına girilirken küresel piyasalar ilginç bir çelişkiyi aynı anda yaşamaya başladı. Bir tarafta haftalar boyunca “Fed güvenilirliğini kaybetti”, “Kevin Warsh piyasaların gerisinde kaldı”, “faiz artırmayarak büyük hata yaptı” yorumları yapılırken, diğer tarafta ABD hisse senedi endeksleri tam tersini söyledi.

Dow Jones tarihi zirvesini yeniledi.

Nasdaq yeniden teknoloji hisselerinin liderliğinde güç kazandı.

S&P 500 yeniden risk iştahının arttığını gösterdi.

Asıl dikkat çekici olan ise bu yükselişin yalnızca teknik bir tepki hareketi olmamasıydı. Piyasanın en büyük korkuları olarak görülen dört temel risk aynı anda masadaydı:

  • Fed’in enflasyon konusunda hata yapması,
  • İran kaynaklı yeni petrol şoku,
  • ABD uzun vadeli tahvil faizlerinin yükselmesi,
  • Yapay zekâ hisselerinde balon oluştuğu iddiaları.

Buna rağmen riskli varlıkların yeniden yükselmesi, yatırımcıların son iki yıldır alıştığı klasik makro ilişkiyi bozdu.

Tam da bu nedenle son günlerde Goldman Sachs, JPMorgan, Morgan Stanley, Barclays, Deutsche Bank, UBS ve büyük hedge fonlarının yaptığı değerlendirmeler, yalnızca kısa vadeli fiyat hareketlerini değil; 2026’nın geri kalanını anlamak açısından da kritik önem taşıyor.

Ozan Tarman’ın paylaştığı piyasa notlarında da dikkat çekilen ana fikir tam olarak buydu: Warsh’ın faiz artırmaması hâlinde hisse senetlerinin nefes alacağı, piyasanın ise gereğinden fazla kötümser pozisyonlandığı görüşü öne çıkıyordu. Paylaşılan değerlendirmelerde özellikle teknoloji bilançolarının Fed tartışmalarından çok daha belirleyici hâle geldiği vurgulanıyor.


Son Bir Haftada Piyasalar Ne Yaşadı?

Temmuz sonunda piyasanın ana korkusu Fed’di.

Özellikle Kevin Warsh’ın göreve gelmesinden sonra yatırımcılar ikiye ayrılmıştı.

İlk grup;

Warsh’ın Fed’in güvenilirliğini yeniden tesis etmek için faiz artırması gerektiğini savunuyordu.

İkinci grup ise;

gereksiz şahinleşmenin ekonomiyi yavaşlatacağını düşünüyordu.

Kararın ardından ilginç olan şey şuydu:

Faiz artırılmadı.

Beklentilerin aksine tahvil piyasasında büyük bir panik oluşmadı.

Tam tersine teknoloji şirketlerinden gelen güçlü bilançolar tüm hikâyeyi değiştirdi.

Google’ın beklentileri aşan sonuçları, yapay zekâ yatırımlarına yönelik harcamaların devam edeceğini göstermesi ve büyük teknoloji şirketlerinin sermaye harcamalarını kısmamaları yatırımcı psikolojisini tamamen değiştirdi.

Birkaç gün önce “Fed hata yaptı” diyen birçok yatırımcı bu kez “AI döngüsü yeniden hızlanıyor” söylemine geçti.

Bu dönüşümün arkasında yalnızca bilançolar yoktu.

ISM verisinin güçlü gelmesi de ABD ekonomisinin hâlâ dirençli olduğunu gösterdi. Güçlü büyüme sinyalleriyle birlikte risk iştahı yeniden arttı. Bu gelişmeler piyasanın kısa sürede yeniden iyimser tarafa geçmesine katkı sağladı.


JPMorgan: Asıl Tartışma Fed’in Güvenilirliği

JPMorgan analistleri ise konuya farklı yaklaşıyor.

Bankaya göre sorun faiz artırılıp artırılmaması değil.

Sorun;

Fed’in piyasaya verdiği mesajların yeterince güçlü olmaması.

JPMorgan son değerlendirmesinde Warsh’ın enflasyon konusunda daha sert duruş göstermemesinin Fed’in kredibilitesini zayıflatabileceğini ve bunun ilerleyen aylarda daha sert faiz adımlarını zorunlu bırakabileceğini belirtiyor. Bu görüşe göre kısa vadede piyasa rahatlamış görünse de, iletişim kaynaklı güven kaybı ilerleyen dönemde daha yüksek maliyet yaratabilir.

Bu nedenle banka, özellikle Eylül ve Aralık toplantılarının bugünkünden çok daha kritik olacağını düşünüyor.


Reuters: Güçlü Ekonomi Risk İştahını Destekliyor

Reuters’ın değerlendirmeleri ise biraz daha dengeli.

Ajansa göre;

ABD ekonomisi hâlâ resesyona girmiş değil.

İşgücü piyasası güçlü.

Şirket kârları beklentilerin üzerinde.

Yapay zekâ yatırımları devam ediyor.

Dolayısıyla yatırımcıların yalnızca Fed’e bakarak pozisyon almaları artık yeterli değil.

Fed’in politika faizi kadar;

  • teknoloji yatırımları,
  • şirket sermaye harcamaları,
  • enerji fiyatları,
  • uzun vadeli tahvil faizleri

aynı anda fiyatlanıyor.


Goldman Sachs ve Morgan Stanley Neden AI Konusunda Hâlâ İyimser?

İki büyük yatırım bankasının ortak noktası dikkat çekiyor.

İkisi de yapay zekâ yatırımlarının henüz zirveye ulaşmadığını düşünüyor.

Google

Microsoft

Amazon

Meta

Nvidia

tarafından açıklanan sermaye harcamaları bunun en önemli göstergesi.

Özellikle hyperscaler şirketlerin veri merkezi yatırımlarını kısmamaları;

çip,

enerji,

altyapı,

bulut hizmetleri,

elektrik ekipmanları,

soğutma sistemleri

gibi birçok sektörü aynı anda desteklemeye devam ediyor.

Bu nedenle AI temasının yalnızca Nvidia’dan ibaret olmadığı görüşü giderek güçleniyor.


Avrupa’daki Büyük Fonlar Ne Diyor?

03 Ağustos tarihli Avrupa Makro Strateji değerlendirmelerinde yatırımcıların ortak görüşü dikkat çekiyor.

Piyasa artık büyük bir riskten tamamen kurtulmuş değil.

Ancak en kötü senaryonun şimdilik ertelendiği düşünülüyor.

Raporda öne çıkan ortak temalar şöyle sıralanıyor:

  • Ayı flattening işlemleri hâlâ en popüler faiz pozisyonu.
  • Japon yeni lehine işlemler giderek güç kazanıyor.
  • EM carry işlemlerine ilgi yeniden artıyor.
  • Kredi piyasalarında sert ralli değil, kademeli sıkışma bekleniyor.
  • İran riski tamamen bitmiş değil.
  • Uzun vadeli ABD tahvil faizleri hâlâ en büyük sistemik risk olarak görülüyor.

İşte tam da bu nedenle birçok fon yöneticisi, hisse senetlerinde yükseliş devam etse bile portföylerde koruma amaçlı hedge pozisyonlarını azaltmıyor.


İran Dosyası Masadan Kalkmadı

Piyasaların son günlerde rahatlaması İran riskinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Avrupa makro toplantılarında en çok sorulan sorulardan biri şu oldu:

Petrol fiyatı kaç dolara çıkarsa enflasyon yeniden kontrolden çıkar?

Henüz bunun net cevabı yok.

Ancak birçok yatırım bankası;

90-100 dolar bandının kalıcı hâle gelmesi durumunda merkez bankalarının yeniden sıkılaşma baskısıyla karşılaşabileceğini düşünüyor.

Bu nedenle petrol fiyatları önümüzdeki haftalarda Fed kadar önemli olmaya devam edecek.


Warsh Haklı mı Çıktı, Piyasalar mı Yanıldı?

Dow Rekor Kırarken Fed, Yapay Zekâ ve Jeopolitik Riskler Neyi Fiyatlıyor?

İlk bölümde, piyasaların Kevin Warsh’ın faiz kararı sonrasında neden beklenenden çok daha güçlü bir performans gösterdiğini, teknoloji şirketlerinin bilanço sezonunun Fed tartışmasının önüne nasıl geçtiğini ve yatırımcı psikolojisindeki dönüşümü ele aldık.

Ancak asıl soru hâlâ masada duruyor:

Bu yükseliş sürdürülebilir mi, yoksa piyasalar bir kez daha yaklaşan riski görmezden mi geliyor?

Bunun cevabı yalnızca Fed’de değil.

Japonya Merkez Bankası (BOJ), ABD uzun vadeli tahvil faizleri, İran kaynaklı enerji riski ve küresel carry trade pozisyonlarının geleceği, önümüzdeki birkaç ayın yönünü belirleyecek en kritik değişkenler olarak öne çıkıyor.


Asıl Risk Fed Değil, 30 Yıllık ABD Tahvilleri Olabilir

Son iki yılda yatırımcıların neredeyse bütün dikkati Fed politika faizine odaklandı.

Oysa birçok yatırım bankası artık farklı bir noktaya dikkat çekiyor.

Asıl belirleyici unsur kısa vadeli faiz değil.

Uzun vadeli tahvil faizleri.

ABD Hazinesi’nin artan borçlanma ihtiyacı, bütçe açıkları ve yüksek tahvil arzı nedeniyle özellikle 10 ve 30 yıllık tahvillerde oluşan yukarı yönlü baskı, hisse senetleri açısından giderek daha kritik hâle geliyor.

Avrupa Makro Strateji toplantılarında da yatırımcıların en çok tartıştığı konu buydu.

“Neden hisse senetleri bu kadar yüksek tahvil faizlerine rağmen düşmüyor?”

“Uzun vadeli tahvillerde yeni bir satış dalgası gelirse teknoloji hisseleri bunu ne kadar taşıyabilir?”

Bu soruların henüz net bir cevabı bulunmuyor. Katılımcılar uzun vadeli tahvil piyasasını merkez bankası faizlerinden daha büyük bir sistemik risk olarak değerlendiriyor.

Morgan Stanley ve Barclays stratejistleri de son raporlarında, finansal koşulların yalnızca Fed’in politika faizinden değil, piyasanın belirlediği uzun vadeli faizlerden etkilendiğini vurguluyor. Bu nedenle tahvil piyasasında yaşanacak yeni bir satış dalgası, hisse senedi değerlemeleri üzerinde Fed’den daha güçlü bir baskı oluşturabilir.


Japonya Sessizce Oyunun Kurallarını Değiştiriyor

Son ayların en önemli fakat en az konuşulan gelişmelerinden biri Japonya’da yaşanıyor.

Yıllarca dünyanın en ucuz finansman kaynağı olan Japon Yeni, artık eski rolünü kaybetmeye başlayabilir.

BOJ’un para politikasını normalleştirmesi ve gerektiğinde müdahaleye açık olması, yatırımcıların yıllardır kullandığı carry trade modelini sorgulatıyor.

Avrupa makro toplantısında öne çıkan ortak görüşlerden biri de buydu.

Yatırımcıların önemli bölümü artık uzun yen pozisyonlarının daha anlamlı hâle geldiğini düşünüyor.

Ancak aynı zamanda kimse bunun henüz büyük bir pozisyon çözülmesine dönüştüğüne inanmıyor.

Yani piyasa yeni bir döneme hazırlanıyor ancak henüz tam olarak pozisyon değiştirmiş değil.

Eğer BOJ Eylül ayında beklenenden daha şahin bir adım atarsa;

  • ABD tahvillerinde satış,
  • doların değer kaybetmesi,
  • carry trade çözülmesi,
  • gelişmekte olan ülke varlıklarında volatilite

aynı anda görülebilir.


Carry Trade Neden Hâlâ Ayakta?

Geçen yıl yaşanan sert dalgalanmalar sonrasında birçok yatırımcı carry trade’in sona erdiğini düşünüyordu.

Fakat büyük fon yöneticileri aynı fikirde değil.

Çünkü mevcut verilere göre gelişmekte olan ülke para birimlerindeki pozisyonlar geçen yıla göre daha düşük seviyelerde bulunuyor.

Yani kalabalık işlem (crowded trade) riski azalmış durumda.

Bu nedenle volatilite düşük kaldığı sürece yatırımcılar yeniden faiz farkından gelir elde etmeye çalışabilir.

Avrupa strateji notlarında da Ağustos ayında carry işlemlerinin yeniden güç kazanabileceği değerlendirmesi öne çıkıyor.


İran Gerçekten Masadan Kalktı mı?

Hayır.

Aslında yatırım bankalarının neredeyse tamamı aynı noktaya dikkat çekiyor.

İran dosyası yalnızca ertelendi.

Tamamen kapanmadı.

Petrol fiyatları şu an için küresel enflasyonu yeniden yukarı itecek seviyelerde değil.

Ancak risk ortadan kalkmış da değil.

Raporlarda en çok sorulan soru şu:

“Eğer petrol yeniden kalıcı şekilde yükselirse merkez bankaları ne yapacak?”

Bu soru yalnızca enerji şirketlerini değil;

  • havayollarını,
  • sanayi şirketlerini,
  • ulaştırmayı,
  • gelişmekte olan ülke tahvillerini,
  • enflasyon beklentilerini

aynı anda etkiliyor.

Dolayısıyla İran dosyası önümüzdeki aylarda yeniden küresel piyasaların ana gündemi olabilir.


Yapay Zekâ Hâlâ Boğa Piyasasının Motoru

Teknoloji şirketlerinin son bilanço sezonu, piyasalara çok net bir mesaj verdi.

Şirketler yapay zekâ yatırımlarını kısmıyor.

Tam tersine artırıyor.

Microsoft, Alphabet, Amazon ve Meta’nın veri merkezi yatırımlarına devam etmesi; Nvidia, Broadcom, enerji ekipmanları ve veri merkezi altyapısı üreten şirketler için talep görünümünü destekliyor.

Bu nedenle birçok yatırım bankası, AI temasının yalnızca kısa vadeli bir hikâye olmadığını, önümüzdeki birkaç yıl boyunca sermaye harcamalarının temel belirleyicilerinden biri olmaya devam edeceğini düşünüyor.

Ancak değerlemelerin yükselmesi nedeniyle seçici olmanın her zamankinden daha önemli olduğu da vurgulanıyor.


Türkiye ve BIST Açısından Çıkarımlar

Türkiye piyasaları için tablo biraz daha farklı.

BIST’in performansı yalnızca Fed’e bağlı değil.

Aynı anda şu dört değişken izlenmeli:

  • ABD uzun vadeli tahvil faizleri,
  • Brent petrol,
  • Dolar/TL ve küresel dolar endeksi,
  • Yabancı yatırımcı giriş-çıkışları.

Türkiye’nin yüksek reel faiz sunması nedeniyle yabancı yatırımcı ilgisi tamamen kaybolmuş değil.

Nitekim Avrupa makro değerlendirmelerinde Türkiye’nin özellikle FX carry açısından hâlâ ilgi çekici olduğu, buna karşın faiz tarafında yatırımcıların daha temkinli kaldığı ifade ediliyor.

Bu durum BIST açısından iki önemli sonucu beraberinde getiriyor.

Birincisi, küresel risk iştahı sürdüğü sürece yabancı girişleri devam edebilir.

İkincisi ise petrol veya ABD tahvil faizlerinde sert yükseliş yaşanması hâlinde Türkiye gibi gelişmekte olan piyasaların yeniden baskı altına girebileceğidir.


Sonuç: Piyasalar Fed’i Değil, Geleceği Satın Alıyor

Son haftalarda yaşanan fiyat hareketleri tek bir gerçeği gösteriyor.

Piyasalar artık yalnızca merkez bankalarının attığı adımları fiyatlamıyor.

Yapay zekâ yatırımları, şirket kârlılığı, uzun vadeli tahvil faizleri, jeopolitik riskler ve küresel likidite aynı anda fiyatlanıyor.

Kevin Warsh’ın faiz artırmaması kısa vadede risk iştahını desteklemiş olabilir.

Ancak bu durum Fed tartışmasının tamamen bittiği anlamına gelmiyor.

Asıl sınav, Eylül ayına doğru açıklanacak enflasyon ve istihdam verileriyle birlikte başlayacak.

Eğer ABD ekonomisi güçlü kalmaya devam eder, yapay zekâ yatırımları hız kesmez ve petrol fiyatları kontrol altında tutulabilirse, küresel hisse senedi piyasaları yeni zirveleri test etmeye devam edebilir.

Ancak bunun tersi bir senaryoda; uzun vadeli tahvil faizlerinde yeni yükseliş, BOJ’un beklenenden daha şahin adımları veya İran kaynaklı yeni bir enerji şoku, bugün görülen iyimserliği kısa sürede tersine çevirebilir.

Bu nedenle 2026’nın ikinci yarısında yatırımcıların yalnızca Fed kararlarını değil, küresel sermaye akımlarını, Japonya’yı, enerji piyasalarını ve teknoloji yatırımlarını aynı anda takip etmesi gerekecek.

Çünkü bundan sonraki boğa ya da ayı piyasasını belirleyecek olan tek bir merkez bankası değil; likidite, teknoloji ve jeopolitiğin kesişim noktası olacak.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction