
2026 yılının ilk yarısı sona yaklaşırken küresel piyasalarda dikkat çekici bir ayrışma yaşanıyor. Daha birkaç hafta önce yatırımcıların büyük bölümü yüksek tahvil faizleri, kalıcı enflasyon, zayıf dolar beklentisinin gerçekleşmeyeceği ve hisse senetlerinde düzeltme yaşanacağı tezlerini konuşurken; bugün bambaşka bir tablo ortaya çıkmış durumda.
ABD hisse senetleri yükseliyor.
Dolar küresel ölçekte güç kaybediyor.
Petrol fiyatları geriliyor.
Kredi piyasalarında stres görünmüyor.
Gelişmekte olan ülke carry işlemleri yeniden yatırımcı çekiyor.
Bu kombinasyon normal şartlarda aynı anda görülmesi zor bir finansal konfigürasyon oluşturuyor.
Piyasaların son haftalarda fiyatladığı şey basit bir “risk iştahı” değil. Daha derinde, küresel ekonominin yeni bir denge noktasına doğru ilerlediği beklentisi yatıyor.
Haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri petrol piyasasında yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, İran konusunda “nihai karar aşamasına geldiğini” açıklarken piyasa ilk refleks olarak jeopolitik risk primi satın almak yerine petrol satmayı tercih etti.
Bu ilk bakışta paradoks gibi görünüyor.
Ancak piyasa şunu fiyatlıyor:
Eğer Washington ile Tahran arasında sınırlı da olsa bir anlaşma zemini oluşursa, dünyanın en kritik enerji darboğazlarından biri olan Hürmüz Boğazı üzerindeki risk primi önemli ölçüde düşebilir.
Bu da Brent petrol üzerinde aşağı yönlü baskı yaratır.
Petrolün düşmesi ise enflasyon beklentilerini aşağı çeker.
Enflasyon beklentilerinin düşmesi uzun vadeli tahvil faizleri üzerinde rahatlatıcı etki yaratır.
Tahvil faizleri düştüğünde ise hisse senetleri için iskonto oranı geriler.
Bugün Wall Street’in kurduğu zincir tam olarak budur.
Son haftalarda ABD tahvil piyasasında yaşanan hareket yanlış okunuyor olabilir.
Nominal faizlerdeki yükselişlerin büyük bölümü enflasyon beklentilerinden değil, reel faizlerden kaynaklanıyordu.
Bu ayrım kritik öneme sahip.
Çünkü yatırımcılar henüz yeni bir enflasyon şoku fiyatlamıyor.
Aksine, ekonomik büyümenin dirençli kalmaya devam ettiği bir ortamda sermayenin alternatif maliyetini yeniden hesaplıyorlar.
10 Haziran’da açıklanacak ABD TÜFE verisi bu nedenle yılın en önemli makro verilerinden biri haline geldi.
Beklentilerin üzerinde gelecek güçlü bir enflasyon verisi piyasaları yeniden 2022 senaryosuna döndürebilir:
Ancak beklentilerin altında gelecek bir veri tamamen farklı bir rejimi tetikleyebilir:
Bugün piyasanın en kritik kırılma noktası burada bulunuyor.
Haftanın en ilginç göstergelerinden biri ise vadeli piyasalardan geldi.
CFTC verilerine göre spekülatörlerin dolar uzun pozisyonları Nisan ayından bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
Tecrübeli yatırımcıların iyi bildiği gibi finansal piyasalarda en tehlikeli durum çoğu zaman yanlış fikirler değil, herkesin aynı doğru fikre sahip olmasıdır.
Bugün dolar konusunda oluşan aşırı konsensüs dikkat çekiyor.
Çünkü piyasada doların yükseleceğine inanan yatırımcı sayısı arttıkça yukarı yönlü potansiyel azalıyor.
Tam tersine, beklenmedik bir yumuşak enflasyon verisi veya jeopolitik rahatlama dolar üzerinde sert satış baskısı yaratabilir.
Bir başka önemli gösterge gelişmiş ülke kredi spreadleri.
Tarih boyunca büyük piyasa krizleri öncesinde kredi spreadleri yükselir.
Bugün ise bunun tam tersi yaşanıyor.
ABD ve Avrupa’da şirket tahvili spreadleri daralmaya devam ediyor.
Bu durum yatırımcıların sistemik bir finansal stres beklemediğini gösteriyor.
2008 öncesi, 2011 Avrupa borç krizi öncesi veya 2020 pandemi dönemindeki alarm sinyallerinin hiçbiri şu anda görünmüyor.
Piyasalar adeta şunu söylüyor:
“Makro riskler var ama finansal sistem riski yok.”
Bu ayrım son derece önemli.
Bugün piyasalarda ilginç bir asimetri bulunuyor.
Kötü senaryolar önemli ölçüde fiyatlanmış durumda.
Ancak olumlu jeopolitik gelişmeler neredeyse hiç fiyatlanmıyor.
İran ile anlaşma.
Hürmüz Boğazı riskinin azalması.
Rusya-Ukrayna hattında ateşkes görüşmeleri.
Yaz aylarında enerji akışının rahatlaması.
Bunların hiçbiri varlık fiyatlarında tam anlamıyla yer almıyor.
Bu nedenle piyasaların yukarı yönlü sürpriz potansiyeli aşağı yönlü risklerden daha yüksek olabilir.
Son iki yıldır yatırımcıların zihnine kazınan denklem basitti:
Yüksek enflasyon = yüksek faiz = güçlü dolar = zayıf risk varlıkları.
Ancak 2026 yazına yaklaşırken piyasalar farklı bir hikâye anlatmaya başladı.
Daha düşük petrol.
Kontrol altındaki enflasyon beklentileri.
Zayıflayan dolar.
Güçlü hisse senetleri.
Daralan kredi spreadleri.
Bu tablo henüz kesinleşmiş değil.
10 Haziran enflasyon verisi ve İran dosyasından gelecek haberler yönü belirleyecek.
Ancak şu an için piyasalarda kazanan taraf, aylardır savunduğu üçlü tezi koruyor:
Hisse senetleri yukarı.
Faizler aşağı.
Dolar daha zayıf.
Eğer bu üçlü aynı anda çalışmaya devam ederse, 2026’nın ikinci yarısı yatırımcıların beklediğinden çok daha farklı bir küresel makro hikâyeye dönüşebilir.