
Küresel piyasalarda “arz fazlası” söylemi öne çıksa da, sorun petrol miktarından çok petrolün türü.
Rusya-Ukrayna savaşı sonrası ağır petrolün piyasadan çekilmesi, rafinerilerde yapısal bir boşluk yarattı.
ABD’nin Venezuela ağır petrolünü kontrol altına alması, fiyatlardan bağımsız stratejik bir avantaj anlamına geliyor.
Son dönemde petrol fiyatlarına ilişkin tartışmalar genellikle “arz fazlası var, fiyatlar düşer mi?” ekseninde yürüyor. Ancak piyasanın temel problemi, üretilen petrolün miktarından çok kullanılabilirliği. Küresel rafinaj sistemi, tarihsel olarak orta ve ağır petrol işleyecek şekilde kuruldu. Buna karşılık son yıllarda özellikle ABD’de hızla artan üretim, ağırlıklı olarak çok hafif petrol niteliğinde.
Hafif petrol tek başına rafineriler için verimli değil. Bu nedenle rafineriler, hafif petrolü ağır petrolle karıştırarak (blend ederek) işlem yapmak zorunda. İşte kritik kırılma noktası burada ortaya çıkıyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Rusya’nın ihraç ettiği ağır petrol büyük ölçüde devre dışı kaldı ve piyasada ciddi bir ağır petrol açığı oluştu. Bu açığı anlamlı ölçekte kapatabilecek tek kaynak ise Venezuela.
Bu çerçevede “Venezuela petrolü ağır, işe yaramaz” söylemi teknik olarak doğru değil. Aksine, mevcut küresel rafineri yapısı düşünüldüğünde en çok ihtiyaç duyulan petrol türü Venezuela’nın ürettiği ağır petrol. ABD’nin son dönemde Venezuela petrolünü fiilen sistemine entegre etmesi, fiyat hareketlerinden bağımsız olarak rafineri verimliliği ve enerji güvenliği açısından kritik bir hamle olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan ABD’de petrol üretiminin önemli bir kısmı, doğal gaz üretimiyle birlikte gerçekleşiyor. ABD, uzun vadeli gaz ihracat sözleşmeleri nedeniyle doğal gaz üretmek zorunda. Gaz çıkarılırken yan ürün olarak petrol de üretiliyor ve bu petrolün piyasaya sürülmesi gerekiyor. Bu durum, istemeden oluşan bir arz fazlası yaratıyor. Ancak bu arz, rafineriler açısından ideal olmayan hafif petrol olduğu için fiyatlar üzerinde beklenen baskıyı yaratmakta sınırlı kalıyor.
Avrupa tarafında da benzer bir tablo görülüyor. Almanya’nın Kazakistan kaynaklı petrol alımını artırması, kağıt üzerinde tedarik çeşitlendirmesi gibi görünse de, fiilen bu petrolün önemli bir kısmı Rus petrolünün dolaylı olarak sisteme girmesi anlamına geliyor. Bu da ağır ve orta-ağır petrol ihtiyacının siyasi tercihlere rağmen sürdüğünü gösteriyor.
Bu koşullar altında petrol fiyatları için temel senaryo netleşiyor: Küresel ekonomik yavaşlama ve arz fazlası söylemi nedeniyle sert yükselişler zor, ancak ağır petrol eksikliği nedeniyle kalıcı ve sert düşüşler de sınırlı. 2020’de görülen türden olağanüstü bir çöküş, ancak talebin ani ve sert biçimde düşmesiyle mümkün olabilir. Mevcut talep görünümü bu senaryoyu desteklemiyor.
Sonuç olarak petrol piyasasında belirleyici olan artık “ne kadar petrol var” sorusu değil, “hangi petrol var ve rafineriler bunu ne kadar verimli kullanabiliyor” sorusu. Bu yapısal dengesizlik devam ettiği sürece, petrol fiyatlarında aşağı yönlü hareketlerin kontrollü ve sınırlı kalması bekleniyor.